Mutluluğu bulmak için.

Mutluluk için hayırlı bir kul olabilmek ne güzel bir şey. Üstelik de  bunu karşılık beklemeden yapabilmek. Selam olsun bunları gerçekleştirenlere. (Âl-i İmran, 114) ayetinde Yüce Allah şöyle buyurur. “Onlar, ALLAH’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği tavsiye ederler, kötülükten sakındırır, hayırda yarışırlar. İşte onlar iyi ve hayırlı kullardır.”

Cemaatinden olduğu caminin ihtiyaçları için Cuma namazı bitiminde yardım toplayan bir amca vardı. Yine bir Cuma namazı çıkışında cemaatten biri : “Her hafta ille de bir şey vermek zorunda mıyız?” diye söylendiğinde . O yaşlı  amca gayet nezaketle: “Hayır efendim” der, “Biz verenden alıyoruz, vermeyenden değil”der.

Verenden alıp olmayana ihtiyaç sahibine üstelikte hiçbir beklenti içinde olmadan verebilmek aracı olmak ne güzel. Ne güzel bunun için zaman ayıranlara veren el olanlara ve bunu gerçekleştirebilenlere. Mutluluk mu arıyorsunuz uzağa gitmeye gerek yok.

İşte mutluluk burada iç huzur psikolojik rahatlık burada. 

İnsan iyilik için yaratılmıştır. Nefsimiz bizi sürekli fakirlikle korkutmakta, cimriliğe sevk etmekte.

Oysa mutluluğun yolu kısadır, ama ulaşmak zordur.

Azı çoğa saymalı der büyüklerimiz, verdiğini aza saymalı, aldığını da çoğa. Garibana  bir selâm, bir ekmekten iyidir. Gönül alıcı bir söz kışı bahara çevirir.

Yaşlı bir  amca  vardı gördüğümde selam verir hal hatır sorardım. “Bir arzun, bir isteğin var mı amcacığım  derdim. Nuranî ihtiyar gülümseyen bir yüzle: “Ah be oğlum” derdi, “İnsana bu yaşta bir selâm, bir de tatlı kelâm gerek, onu da yapıyorsun. ALLAH razı olsun.”senden derdi. Selam ve arkasından gelen kelam ne güzel. Rabbimiz Kur’ân’da bize doğru yolu gösteriyor: “...ALLAH sana nasıl ihsanda bulunduysa, sen de öylece insanlara iyilik yap...” (Kasas, 77)

Bir iyiliğin insan hayatını tümden nasıl değiştirebileceğini Hz. Mevlânâ’nın şu kıssayla anlatıp yazımı bitiriyorum.

“Musa Peygamberin çobanlık yaptığı sıralarda, sürüsünden bir koyun kaçtı. Hz. Musa, onun peşinden saatlerce koştu. Öyle ki, ayak tabanları şişti ve yara oldu. Gece bastırınca, koyun yoruldu ve yavaşladı, bir yerde durdu kaldı. Hz. Musa da (as) onu yakaladı. Biraz olsun öfkelenmedi. Koyunun postundaki tozu toprağı elleriyle temizledi. Başını okşadı, sırtını sıvazladı ve:

“Haydi bana acımadın, beni arkandan bu kadar koşturdun fakat; kendini ne diye bu kadar yordun?” dedi.“Onun böyle demesi üzerine Cenâb-ı Hak meleklerine şöyle buyurdu: Musa’ya peygamberlik yakışır!”

Son sözümüz Sinan Paşa’nın duâsı olsun:

İlâhî! Dil verdin, zikrinden ayırma; gönül verdin fikrinden çevirme. İman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle.”

Kalın Sağlıcakla

 

Sait ÖZDEMİR

Uzman Psikolojik Danışman

www.saitozdemir.net

Önceki ve Sonraki Yazılar