Rönesans diye bir şey?

yuksel-kanar-001.jpg

Koskoca bir binyılı dâhiyane bir şekilde ortadan kaldırıveren tarihçiler, sanki bilimsel bilgi meşalesi antik Yunan’dan Rönesans Avrupasına doğrudan doğruya geçmiş gibi gösterdiler. Bu basit Doğu-Batı bölünmesinde bilim ise özel bir rol oynuyordu.

“Avrupa’nın şanlı kökenleri nosyonu, klasik çağ uyanışçılarının Avrupa uygarlığının beşiğini Platon ve Aristoteles’in Atinasına yerleştirdikleri Rönesans’ta daha da köpürtüldü. Bu küçük ve uzak şehir-devleti geçmişe gömülmüş bir altın çağın mitimsi halesiyle sarmalayan ressamlar, âlimler ve politikacılar kendilerini doğrudan doğruya antik Yunan’la ilişkilendirdiler ve onun dışında arada kalan her şeyle bağlarını kopardılar.

Bu yorumda kaybolan en önemli dönemlerden biri de Karanlık Çağ diye anılan dönemdi: aşağı yukarı Konstantin döneminde başlayan ve (güya) pek de bir şeyin vuku bulmadığı muğlak tanımlı bir çağ. Bu çorak tarihsel boşluğun sonuna iliştirilmiş ve ondan biraz daha az kasvetli olan dönem ise ortaçağ idi ve bu çağ 14. yüzyılda Rönesans yaratıcılığının (!) önünü açmıştı.

Koskoca bir binyılı dâhiyane bir şekilde ortadan kaldırıveren tarihçiler, sanki bilimsel bilgi meşalesi antik Yunan’dan Rönesans Avrupasına doğrudan doğruya geçmiş gibi gösterdiler.
Bu basit Doğu-Batı bölünmesinde bilim ise özel bir rol oynuyordu.

Batı Avrupalılar Yunanlıların entelektüel ihtişamını teslim ediyor ama 17. yüzyılda başlattıkları yeni deneysel yaklaşımın uygulamadaki faydalarına da önem veriyorlardı. Örneğin Rönesans icatları arasındaki meşhur matbaa, barut ve manyetik pusula üçlüsüyle böbürleniyor, bu üçlünün hem dünyaya dair bilgileri hem de günlük yaşamları dönüştürdüğünün altını çiziyorlardı.

Çinlilerin bu konuda onlardan önce geldiğine dair kuşkular varsa da (ki bu da 20. yüzyıla kadar gayet büyük bir başarıyla örtülmüştü) Batı üstünlüğünü savunanlar bu üçlünün Avrupa’ya ait olduğunu iddia ediyorlardı. Bu pek albenili Rönesans yaratıcılığı tasavvuru, Avrupa üstünlüğü mitini sağlamlaştırıyordu.

Böylece gayet tatmin edici bir anlatı ortaya çıktı. İnsanın başarılarının bu Avrupamerkezci versiyonuna göre, bilim Yunanistan’da doğmuş, Avrupa’nın çöküşe geçtiği dönemlerde İslâm İmparatorluğu tarafından muhafaza edilmiş ve 12. yüzyılda hiç bozulmadan İspanya’ya girerek oradan da kuzeye yayılmıştı.”

(Patricia Fara, Bilim, Metis, 2012, s. 71-72.)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar