Zorluklar hayatın vazgeçilmez gerçekleridir.

Zorluklar hayatın vazgeçilmez gerçekleridir.

 

Eckhart’ın; “İnsanı olgunluğa götüren en hızlı at ıstıraptır” 

Balzac ise ;“Her ıstırabın öğrettiği bir şey vardır”  ifadesini kullanır.

 

Sabır nedir? Tahammül etmek, zorluklara karşı dayanmak, belâ ve musibetler anında şikâyetçi olmamak gibi anlamlara gelir.. Dini anlamda Sabır ise; Allah (c. c.)’tan gelen, belâ ve musibetlere karşı isyan etmeden şükür ve rıza ile karşılayabilmektir. Sabır’ Kendine hâkim olmadır. Acıya katlanmak, o acıyı geçirmek için dayanmak ve karşı koymak da sabırdır ki, bu her türlü rahatlamanın ve başarının yoludur. Türlü musibetler¸ çeşitli zamanlarda başımıza gelmektedir. Ne yazık ki; bu musibetlere karşı pek çoğumuz sabrederek dik bir duruş sergileyemiyoruz.

Bir felakete veya belaya uğrayan kişinin telaş ve feryat etmeden, her şeyin Cenâbı Allah’tan geldiğinin bilinci ile bu sıkıntıya sonuna kadar tahammül gösterebilmesi gerekir.  Rabbimiz Kalem Sûresi 48. ayette: “Rabbin’in hüküm vermesi için sabret...” buyurur.

Nasırüddin et-Tûsí’ye göre ‘sabır’, nefsi mekruh sayılan davranışlar karşısında boyun eğmekten sakındırmaktır. Yani sabır insanın mücadele alanını terk etmesi değil, mücadelede sebat etmesidir.

Tevekkül; Kişinin sebeplere sarılarak yapabileceği ve yapması gerekenleri yaptıktan sonra gücünü aşan hususlarda, neticenin hayırlı ve bereketli olmasını istemesidir.

Tevekkül insanın kendi sorumluluklarını terk edip atıl kalması ve bir köşeye çekilerek her şeyi Allah’tan beklemesi değil, kendi sorumluluklarını yerine getirme çabası içerisinde olmasıdır.

Sabır ve tevekkül gibi kavramlar insanları pasifleştirmek için değil, aktif ve güçlü olmalarını sağlamak için vardır. Hiç bir gayret göstermeden tevekkül etmek de yeterli değildir. Çalışıp, gayret göstermeli, tembellik yapmamalıyız.

Sebepler dünyasında yaşadığımız için sebeplere riayet etmek mecburiyetindeyiz. Sebepleri yerine getirmeden, tevekkül etmek sadece bir aldanmışlıktır. Kur’an, bu önemli hakikati şöyle beyan buyuruyor: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Sûresi Ayet:39)

Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme, kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!” (Nahl süresi. Ayet:127) buyrulmuştur.

Sabır, insandaki dengenin adıdır… İnsan zayıf yaratılmıştır, duygusal bir varlıktır. Duygular genelde insanı farklı uçlara taşıyabilir. Hem acı ve hüzün, hem de haz ile sevinci yaşarken insan uçlara savrulabilir. Hayatta bunun birçok örneğini yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz. İnsanın psikolojik, sosyolojik ve ailevi hayatta karşı karşıya kalacağı zorluklar vardır. Aile içinde yaşanan büyük çatışmalar ve problemler gibi.

Sabır olmasa insan bu zorlu şartlarda ya intihara yönelecek veya akıl sağlığını kaybederek toplumsallığını kaybedecektir. Ama sabra dayanan insan bütün bu zorlu şartları aşarak bu zorlu şartların deneyimi sayesinde bir bilinç kazanacaktır.
İnsan ancak tahammül ve direnç sayesinde karşı karşıya kaldığı olaylara tepkide bulunabilir.

Böylece yaşadığı her zorlu deneyim onun problemlerle baş edebilmesine katkı sağlar.


Rabbimiz Allah (cc) Kur’ân-ı Kerim’de “İnsanlar imtihandan geçirilmeden sadece iman ettik demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?” (Ankebut; 2)

İmtihanın şeklini ise, tıpkı geçmiş ümmetleri “bazen nimetlerle, bazen musibetlerle imtihana çektiği”dir. (Araf; 168)

Unutmayalım ki; Zorluklar hayatın vazgeçilmez gerçekleridir.

Küçük veya büyük sorunlar farkında olmadan bizleri terbiye eder. İmtihanların sonucunda ya daha güçlü, tecrübeli ve olgun biri oluruz ya da yıkılıp kalırız.

Ne olup ne olmayacağını daha çok kişilik yapımız, ruhsal ve zihinsel kapasitemiz, çocukluktan gelen model davranış kalıplarımız, maneviyat, hayatı algılayış biçimimiz sosyal donanımımız gibi değerler belirler.

Mevlâna’nın dediği gibi: “Rabbin’in seni imtihan etmesi, seni çokça anmasındandır.” Mevla’mız nasıl sevmek isterse öyle sever. Kimine ihsanda bulunur. Kimine ise bela ve musibetleri eksik etmez. Bize düşen O’nun bizim hakkımızdaki muradını hoş karşılamaktır.

Sabır insanı menzile ulaştıran mânevî güçtür. Hepimizin kendimize göre muhakkak sabır sınırımız vardır.

Sabır, insanın tüm tahammül sınırları bittiğinde başlayandır.” Bu ifade sabrın ne olduğunu bize çok net anlatır. Belki çoğumuz sabır nedir anlamadan, daha nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeden çok sabırlı olduğumuzu iddia ederek kendimizi avuturuz.

Sabır emek ister çaba ister. Sabrın en büyüğü insanın insana sabrıdır. İnsanlar birbirinin engeli değildir. Bilakis birbirinin tamamlayıcısıdır. Her insan ayrı bir dünyadır. Hepimiz de Rabbimiz’in ayrı bir tecellisi vardır. Rabbimiz yaratırken öyle takdir etmiştir. Önemli olan dikeni değil gülü görebilmektir. Önce dikeni görüyorsak bakışımızda sorun vardır.

Halk arasında çok kullanılan ifadelerdendir sabırla ilgili; “Sabrım taştı”, “Ben sabır taşı mıyım?”, “Sabır taşı bile bu durumda çatlar”... vb.

Söz edilen sabır değil tahammüldür. Sabır, tahammül gibi yaşananlar karşısında dişlerini sıkarak beklemek değildir. Sabır, zorluk geldiğinde Allah’ı hatırlamak, ardından gelecek kolaylığı beklemektir.   

Bakara Sûresi 153. ayette “Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” buyrulmuştur.

Allah, şüphesiz ki sabredenleri sever.

Sabır ile insan hayatın zorlukları karşısında pişer, olgunlaşır. Her zaman her şey güllük gülistanlık olmak zorunda değildir.

Zorluklar hayatın vazgeçilmez gerçekleridir. Küçük veya büyük sorunlar farkında olmadan bizleri terbiye eder.

Çok küçük yaşlarda iken ilim tahsiline başlayan İbn Hâcer, dersleri anlamakta güçlük çekmekte, arkadaşlarından geri kalmaktadır. Bu durum onun öğrenme arzusunu giderek köreltir, kafasının kalın olduğuna hükmederek tarla işleriyle uğraşmak üzere köyüne dönmeye karar verir.

Sıcak bir yaz günü yola koyulmuştur. İyice yorulduğu bir demde karşısına çıkan bir mağaranın serinliğinde dinlenmek ister. Sığındığı mağaranın tavanında belli belirsiz bir su sızmakta, bu sızıntı çıktığı noktada birikip dakikalar sonra artık tutunamayacak kadar büyüdüğünde küçük bir damla olarak yerdeki taşın üzerine düşmektedir. İbn Hâcer’in gözü damlanın düştüğü taşa takılır. Taş oyulmuştur. Oysa taş sert, su damlası ipek kadar yumuşaktır. Buna rağmen bu zayıf gibi görünen damla kim bilir kaç senedir sürdürdüğü ısrarla, sebatla bu kadar sert bir taşı delmiştir. İbn Hâcer kendi kendine “Benim kafam şu taştan daha sert değil ya!” der; “Üstelik ben şu bir damla sudan daha güçlüyüm.”

Döner, ilim tahsiline sabırla devam edip yılmadan çalışarak büyük bir âlim olur. Ve o gün bugün, onu hal dili ile ilme yönlendirenin bir taş olması sebebiyle İbn Hâcer diye anılır.

Söylenen tek doğru söz, Sabrın sonu selâmettir.

Gerçekten sabrın sonu selâmettir; sabır sonsuz kurtuluştur.

“Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, kurtuluşa ve mutluluğa erenlerdir.” (Mü’minûn; 111) ayetiyle haber verildiği gibi…

Musibete sabır zordur. Ancak insanın üzülmesi, ağlaması doğaldır. Hz. Peygamber de, oğlu İbrahim"i kaybettiği vakit gözyaşı dökmüş; “Kalp üzülür, gözlerden yaş gelir, ancak şikâyet yoktur” demiştir.

Böyle anlarda kul derdini Allah’a arz eder, kurtulmak için yalvarır, yakarır, niyaz eder.

Kulun tevekkülle yalnızca Allah’tan yardım dilemesi, samimi dualar etmesi Cenab-ı Hakk"ın hoşuna gider.

Nitekim sabrın timsali Hz. Eyüp; “Rabbim gerçekten bana zarar dokundu, sen merhamet edenlerin en merhametlisisin” (Enbiya, 21/83) niyazıyla el açınca duası kabul görmüştür.

Mevlânâ, sabrın önemini şu ifadelerle belirtir: “Sabır iman yüzünden baş tacı olur. Sabrı olmayanın imanı da yoktur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v):  "Sabrı olmayanın imanı tamam değildir" demiştir.” (Mesnevî, II: 606-607)

Allah sevdiklerine dert verir

Dertler insanı olgunlaştırır.

Dertler kul için imtihandır. Altın ateşte, insan mihnette darlıkta sıkıntıda  belli olur derler.

İnsanın gerçek şahsiyeti dertlerle denendiği zaman ortaya çıkar.

Külfetsiz nimet, zahmetsiz rahmet olmaz.

Engel ve zorluklar hayatın icabıdır.

Unutulmamalıdır ki boş oturan insan zorluklarla karşılaşmaz ancak başarma ve gelişme arzusunu duyan insanlar sıkıntıya göğüs germek zorundadır. Ayrıca her sorun bir fırsattır. Mevlânâ bu konuyu da ele alır: “Dert daima insana yol gösterir. Dünyadaki her iş için, insanın içinde ona karşı bir aşk, bir heves ve dert olmazsa; insan o işi yapmaz ve o iş dertsiz, zahmetsiz olarak ona müyesser olmaz (Fîhi Mâfih, 33)

Bir diğer hadiste de; “Allah bir kulu için hayır dilerse, onun günahının cezasını dünyada verir” denilmekte, başımıza gelen belaların ahiretteki derecemizi yükselteceğine işaret edilmektedir. Her sıkıntı, güçlük sabırla ortadan kalkar

Tahammül sıkıntı içinde beklemektir, acıdır; sabır ise zevk verir. Allah için sabretmek güzelliktir.. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 153)

Kalın sağlıcakla

 

Sait ÖZDEMİR

www.saitozdemir.net

 

Önceki ve Sonraki Yazılar