Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Hayat bir gurbet macerasıdır


 

Mustafa Yürekli, dünya hayatının niçin bir gurbet macerası olduğunu anlatıyor.

Üniversiteye yerleştirme sınavının sonuçları açıklandı. A.Ü.İslami İlimler Fakültesi'ni kazanmıştım. 17 Eylül 1981'de kayıt yaptırmak için gittiğim Erzurum'da, 1987 yılının Haziran ayına kadar kalacaktım.

Üç şair, Arif Ay, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Puşkin, birkaç yıldır Erzurum'a dikkatimi çekiyordu. Arif Ay'ın, ?Zaman yitik sanki hiç yaşanmamış, / Bu mekan ne ilk, ne son durak. / Karşıda çifte minare, / Taşı işleyen nakkaş ; / Hem selçuklu, hem dadaş.. / Burda mevsim ikimizden biri..' dizeleriyle başlayan ?Erzurum' şiiri sayesinde gönlüm şehre karşı çoktan ısıtmıştı zaten. Kitaplardan edindiğim bilgilerle yetinmedim, Sarıkamış'ta askerlik yapan babamdan da Erzurum'u, dinledim. Palandöken dağı eteklerinde kurulu, tarihi bir yerleşim birimi olan Erzurum, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük şehriydi; bölgede asırlardır kültür merkezi olduğundan pek çok tarihi eseri barındırmaktaydı.

Erzurum'da kalacağım beş yıllık süre içinde, bölgeyi de tanıyacaktım: Doğu Anadolu Bölgesi, yüzölçümü Türkiye'nin en büyük (yüzde 21) coğrafi bölgesiydi; ancak bu kadar geniş toprakların yüzde 75'i deniz seviyesinden 2000 metrenin üstünde yer alıyordu. Erzurum Ovası 1800 m , Yüksekova 2200 m yükseltiye sahipti. Bölgede yer alan ovaların ortalama yükseltisi 1500?dü. Bölgede 3000 metreyi aşan dağların sayısı ve kapladıkları alan oldukça fazla. Erzurum'a ?Türkiye'nin çatısı' deniyordu ama gerçekte ?dünyanın çatısı'ydı. Çünkü kıtaların çatısı Asya, ülkelerin çatısı Türkiye, Türkiye'nin çatısı Doğu Anadolu ve Doğu Anadolu'nun çatısı da Erzurum'du. Kartal yuvası gibi dağların doruklarına kurulduğundan soğuk iklimiyle Erzurum, ?Türkiye'nin Sibiryası'ydı aynı zamanda. Kar, buz ve şiddetli soğukla özdeşleşmişti.

Kış günlerinde, kar üstünde yürürken, buz tutmuş sokaklarda kayarak ?sır üstü boylu boyunca yere serilme'nin beni beklediğini düşünemedim. Burun direklerinin ve kulakların donarak sızladığını, babam askerlik hatıralarını anlatırken söylemişti ama önemsememiştim; nasıl olsa annemin ördüğü kaşkolum vardı, fakat bu soğuk karşısında yok hükmünde kalacağını ancak yaşayınca öğrenecektim. Buz parçacıkları nedeniyle saçların beyazlamasını, Rus edebiyatından, Dostoyeviski'nin, Tolstoy'un romanlarından ve Puşkin'in şiirlerinden biliyordum, ne var ki erkenden ihtiyarlayacağımı düşünüyor, kırk yıl sonraki halimi önceden, ta yirmi yaşında göreceğimi hayal edip heyecanlanıyordum. Tam dokuz ay boyunca, sobanın çevresinde oturup kalmanın ne olduğunu ise, yaşadıktan sonra bilecektim.

Böyle kışın saltanat sürdüğü bir şehirdir Erzurum. Karlı doruklarıyla Palandöken dağı, koca şehri adeta kanatları altına alır, kuşatır. Kışı ve soğuk havasıyla, Erzurum'un yüzü de soğuk bilinir, kalpsiz olduğu düşünülür. Oysa Erzurum'da yaşayınca, görüyorsunuz ki zemheriye inat, bir bardak sıcak çay, bir içten gülümseyiş, içinizi ve üşüyen ellerinizi bir anda ısıtacak.. O kısacık anda, bir doyumsuz muhabbet saklıdır: 'Biz, marifetnameyle bir / Akşamı yaprak yaprak çevirip, / Geceye ferman açtık. / Okuduk dudakla el arası, / Tartıp her sözü bir bir, / Sonra darasını düştük..' Bir soba başında oluşturulan sohbet halkalarında, yürekler sağlamlaşacak, hayatın dokusu elden geçirilecek, bağlar tek tek onarılacaktır. Sohbet, Erzurum'da hayatın omurgasıdır. Kışın saltanatı yüzünden soba başlarında muhabbeti ve sohbeti sanata dönüştüren Erzurum halkı, elbette genel olarak Anadolu insanı, farkında olmadan ülkenin ruh iklimini, maneviyatını hazırlar: ?Gece oltu taşıdır, işlenir / Ve tesbihe dönüşen zaman, / Geçer parmak uçlarımızdan.. / Sonra, ağırlanır toprak / Güze dökerek hüznü. / Hırkasına bürünmüş bir derviş / Suskunluğunda gelir kış..' Erzurum'a gidince, kışın, derviş suskunluğundan muhabbeti ve sohbeti damıtma sanatı olduğunu öğrendim.

Dünya hayatı, bir gurbet macerasıdır. Hayat kimilerine ?Muhacir', kimilerine ?Ensar' rolü yüklüyordu. 1981 yılının sonunda ilim için çıktığım hicret, beni Erzurum'dan İstanbul'a ulaştırdı; hayattaki pozisyonumun ?Muhacirlik' olduğunu anlayınca, bunun bir şair için büyük şans olduğunu düşündüm.

İlmin, irfanın, hikmetlerin harmanlandığı sohbetlerde pek çok yiğit gençle tanıştım. Hayatım boyunca ruhumu yalnızlıktan kurtaran dostlarım oldular. Üniversitede eğitim almaya gelmiş, bir avuç millet evladı.. Hep birlikte İslam kardeşliğini yaşarken, tarihi derinlikte, kendi içimize ve toplumun yüreğine sarkmayı öğrendik.. Yıkılan medeniyetimizin toza toprağa karışmış tuğlalarını arayıp buluyorduk. Medeniyetimizi yeniden inşa etme sorumluluğunu kazandık, aramızdaki ilişkilerde.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.