Selami Kaytancı

Selami Kaytancı

İngiliz Parmağı…

Yok, yok!.. Ben bundan böyle bu kafayı değiştirmeye karar verdim dostlar!.. Hani halk arasında meşhur bir söz vardır: “Türk gibi başla; İngiliz gibi bitir!..” Karar verdim, bu kafayı değiştireceğim!.. Artık olaylara bir İngiliz gibi bakmayı, İngiliz gibi değerlendirip İngiliz gibi sonuca gitmeyi deneyeceğim!..

Yapamazsın, başaramazsın demeyin bana!.. Deneyeceğim!.. Haydi gelin birlikte deneyelim!.. Mesela, 3 Mart 1924 hilafetin lağvedildiği gün… Bu günü ve bu olayı, gelin hep birlikte İngiliz kafası ile değerlendirelim. Siz veya hep birlikte biz, bir İngiliz olsaydık, bu olayı nasıl değerlendirir, nasıl yönetir, kendimiz için nasıl menfaatler türetirdik bu olaydan?!..

Haydin, başlıyoruz bir İngiliz gibi düşünmeye!.. Üç kıtaya yayılmış bir imparatorluk var karşınızda… Geçmişi zaferlerle dolu muhteşem bir imparatorluk!.. Adı, Osmanlı… Dini, İslam… Milliyeti, nerdeyse yetmiş iki milletten insan barındırıyor bünyesinde: Türk, Arap, Kürt, Ermeni, Yahudi, Rum, Bulgar… Gittiği her yere medeniyet, barış, ilgi, şefkat götürmüş… Kimseyi dininde, dilinde, kültüründe, yaşantısında zorlamamış; zorla bir şey empoze etmeye çalışmamış. Âdil olmuş; ırk, renk, cinsiyet gözetmeden her insanına eşit davranmaya çalışmış.

Ah Osmanlı, sana insan gözüyle bakınca imreniyor, gıpta ediyorum; ama ben bir İngiliz’im!.. Sen, benim önümde çok, ama çok büyük bir engelsin!.. Ben ki, üstünde güneş batmayan bir imparatorluk olma sevdasındayım ve ne bu sevdadan vazgeçerim ve ne de bu uğurda önüme çıkacak engelleri aşmak için türlü türlü oyun kurmaktan vazgeçerim!.. Bu konu mevzuubahis olunca, acıma, utanma, merhamet duygularım dip yapar!..

Sen bir devsin; ama yaşlanmış bir devsin ve ben seni dizlerinin üstüne çökertmenin yollarını çok iyi biliyorum!.. Seni dizlerinin üzerine çökertmeden de bana dünyada asla rahat yok!.. Hani bünyende yetmiş iki milleti barındırıyorsun ya, işte işe önce oradan başlamalıyım. Bu kadar çok milleti bünyende barındırıyor olman, senin için bir övünç vesilesi olsa da, benim için bu, senin en nazik, en zayıf noktan!..

Bünyende barındırdığın milletlerin bir kısmı, benim dinimden. Canım, bu kısmı halletmek oldukça kolay!.. Sen yüzyıllarca bunlara hükümran oldun ama, onların dinlerini, dillerini, kültürlerini değiştirmeyi hiç akıl edemedin!.. Ama bak bana!.. Gittiğim her yerde insanları dillerini, dinlerini, kültürlerini değiştirmeye mecbur ettim!.. Çünkü acırsan, acınacak duruma düşersin dostum!..

Yeni yüzyıl, enerji çağı olacak dostum!.. Enerji kaynaklarına kim hükmediyorsa, bütün dünyaya da o hükmedecek!.. Biz Batı’da bir sanayi devrimi başlattık; bu devrimin başarıya ulaşması için, mutlaka enerji kaynaklarının tek hâkimi olmamız gerekli. İşte burada sen çıkıyorsun önüme en büyük engel olarak!.. Ortadoğu, petrol ve doğalgaz denizinin üzerinde duruyor ve sen bu topraklara şu an hâkimsin. Bu topraklardan seni mutlaka sürüp çıkarmam gerek!..

Ortadoğu, Arap coğrafyası… Senin Araplarla en kuvvetli bağın, İslam!.. Sizi birbirinize bağlayan çimento, dininiz... Bu çimentoyu parçalayacak, aranızdaki bağı kopartacak yegane dinamit, ırk kavramı!.. Sizi ancak ırklar üzerinden kaşıyarak birbirinize düşürebilirim. Ama çok kurnaz olmalıyım!.. İşe Arap ırkçılığı ile başlarsam, kendi ayağıma sıkmış olurum kurşunu.

Önce, hâkim unsur olan Türk kavmiyetçiliğini başlatmalı ve desteklemeliyim. Tabii, sen kavmiyetçilik yapınca, balık baştan kokar hesabı, diğerlerini kavmiyetçiliğe teşvik, oldukça kolay olacaktır. Bunun için önce 1870’de  ajanımız Vambery’yi yolladım size, sizden biri imiş gibi, bir dost gibi… Ona “Türkoloji Kürsüsü”nü kurdurdum. 1910’da kurulan “Turan Cemiyeti”nin de onursal başkanlığını yaptırdım. İttihatçılar’ınıza da hocalık yaptırdım, eğittirdim onları. Böylece öldürücü bir mikrop atıp sizde kavmiyetçilik akımını başlattım. Bu ilk dinamitin tesiri, çok yıkıcı olacaktı. Siz kavmiyetçilik yaparsınız da Araplar durur mu?!.. Hıristiyan milletleri daha hesaba bile katmıyorum!..

Tabii, bir de şu hilafet meselesi var!.. Siz Müslümanları birbirinize yapıştıran en güçlü tutkal, hilafet… Bunu siz bile benim kadar idrak edemiyorsunuz!.. En çok da onu kaşımalıyım!.. Öyle ya, siz sonradan gelip sofraya konanlarsınız; asıl hilafete layık olanlar, bu işin ilk sahipleri olan Araplar değil mi?!.. Ne güzel bir fitne kaynağı benim için!.. Haydin, ÇÖL KRALİÇESİ GERTRUDE BELL’ler, ARABİSTANLI LAWRENS’ler iş başına!.. Gidin Arap çöllerine, bir yandan kavmiyet üzerinden Osmanlı’ya düşmanlığı körükleyin, bir yandan da hilafet meselesini kaşıyıp onlara bağımsız devlet olma fikrini aşılayın. Siz bir mikrop atın; o mikrop çok çabuk yayılacaktır. Hani bir Kızılderili atasözü vardır: “Bir derede iki balık kavga ediyorsa, mutlaka oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir!..” İşte Arabistan’dan, Ortadoğu’dan ben geçtim.

Koskoca Hindistan’a gittim. Adamlara sen yıllarca hükmetmişsin, Türkçe konuşan kimse bulamazsın!.. Ama ben öyle miyim ya?!.. Bu gün nerdeyse her Hintli İngilizce konuşuyor. İngilizce konuşan da İngiliz gibi düşünür, İngiliz gibi yaşar, İngiliz’e hizmet eder!.. Yalnız bu Hindistan’da çok çok fazla Müslüman var!.. Benim için çok can sıkıcı bir durum doğrusu!.. Hepsi de Osmanlı’ya gönül bağı ile bağlı. Osmanlı Halifesinin ağzına bakıyorlar!..

Çoğunuz bilmezsiniz; çünkü sizin öğrenmenizi engelledik!.. Afganistan halkı, Kurtuluş Savaşı’nızda size yardım için, genç kızlar ve erkekler nişan yüzüklerini, hatta yaşlılar, ağızlarındaki altın dişlerini söktürüp Halife’ye, Osmanlı’ya yardım olarak gönderdi. Bu paralar daha sonra İş Bankası olup Müslümanların en sevmediği iş olan faizde kullanıldı, İslam karşıtı CHP’nin arpalığı oldu. Kendileri zaten çok fakir olan Afganlılar bunun böyle olacağını bilseler, o paraları gönderirler miydi, bilinmez!..

Bakın, ben bu Afganlılar’a ne oyun oynadım; bir anlatıvereyim de görün!.. 1920’de Topal Molla diye biri, bir tekke kurdu. Sarığı, sakalı, giyim kuşamı ile tipik bir Afganlıydı. Çok iyi bir hatipti. Adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırdı. Radikal çıkışları ve fikirleri ile halkı kendine öyle bir meylettirdi ki, beş yılın sonunda tam üç yüz bin müridi oldu. Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Türk dostu Afgan Kralına karşı ayaklanma başlattı. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtıldı. Afgan Kralı Emânullah Han’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına modern kıyafetli esrarengiz bir kişi yaklaştı ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum!..’’ dedi. İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, modern bir İngiliz kılığındaydı.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya dedi ki: ‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afaganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine öylesine girmiştin ki, senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu!..’’

Ya, işte böyle!.. Siz beni Çanakkale’de, Kut’ul Amâre’de çok uğraştırdınız, çok yıprattınız. Bir daha ayağa kalkamayacak şekilde sizin sırtınızı yere yapıştırmam gerekiyordu. İslam ülkeleri ve toplulukları ile olan en kuvvetli bağınızı kesip Müslümanları başsız, hâmisiz, güçsüz  bırakmam gerekiyordu. Bunun  için Lozan’da şart koştum: “Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti adında bir devlet kurmanıza izin vereceğim; ama mutlak surette Hilafet’i lağvedeceksiniz!.. Gelecek nesillerinizin, sizin Meclis zabıtlarınızı bile okuyup anlayamaması için, harf inkılabı yapacak, kılık kıyafetinizle bize benzemeniz, bizim gibi yaşayıp bizim gibi düşünmeniz için çeşitli devrimler yapacaksınız!..” Hilafetten en küçük bir eser bile kalmaması için, tüm Osmanlı hanedanının yurt dışına sürülmesini de şart koştum. Birilerine de harfiyyen yaptırdım tüm bunları!..

Sizin içinize öyle bir fitne mikrobu attım ki, bakın şimdi bu yazıyı okuyanlarınız bile, hilafetin lağvı konusunda birbirinizle cedelleşip duracak, birbirinizi boğmaya çalışacaksınız!.. Yok Hilafet lağvedilmemişmiş de saltanat kaldırılmışmış da; ha haaa!.. Dövüşün efendim dövüşün!.. Sizler, bir şey kime hizmet ediyorsa, onun tarafından hayata geçirilmiş olacağını hesap bile edemiyorsunuz!..  

O dönemde biz İngilizlerin hakimiyeti altında olan topraklarda yaşayan insanların çoğunluğunu İngilizler ya da Hıristiyanlar değil, Müslümanlar oluşturuyordu. Halifeliğin kaldırılması ile birlikte, oralarda yaşayan ve halifenin bir emriyle harekete geçebilecek Müslümanları etkisiz bir hale getirmiş olduk. Dolayısıyla biz İngilizler haklı olarak bu durumdan çok memnun kaldık. Bu topraklarda yaşayan Müslümanların umutları da 100 yıl ertelenmiş oldu...

Sizi asla kendi başınıza bırakmak olmaz!.. Sürekli kontrol altında tutmalıyım sizi!.. Bunun için “EXETER”im var, “CAHATHAM HAUSE”um var; daha nelerim nelerim var!.. Bazı şeyleri benden sonra kontrol altında tutmak için Amerikalıları görevlendirdim. FULBRİGHT KOMİSYONU ile, eğitim sisteminizi toptan kontrol altına aldım. Benim kafamda, bana hizmet edecek adamlar yetiştirmek için… BİYOLOJİK SOYKIRIMDA, KILIÇ ARTIKLARI OLUR; AMA KÜLTÜR SOYKIRIMI, KESİNKES BİTİRİR!..

Bakın, ABD’liler de benim yetiştirmelerim. Irak’taki “KESNEZANİ TARİKATI”, Türkiye’deki “FETÖ” örgütü ve daha niceleri, benim öğretilerim ile ABD’nin hayata geçirdiği projeler… Hepsi de Osmanlı ruhu bir daha dirilmesin diye hayata geçirilmiş projeler!.. Topal Molla’yı anlattım size ama siz, FETÖ konusunda bile, bunu yok sen besledin yok sen büyüttün diye cedelleşip duruyorsunuz!.. BENİ HİÇ GÖRDÜĞÜNÜZ BİLE YOK!.. OH EFENDİM, OH!.. İNGİLİZ PARMAĞI!..

Hilafet konusunda, FETÖ konusunda sizinle kavga edenler var ya, onları da bizim yetiştirdiğimizden, bizden birileri olduğundan adınız kadar emin olabilirsiniz!..

Dur bakalım!.. Tv’de bir haber geçiyor: “Tayyip Erdoğan, çıktığı Afrika gezisinde Mali Cumhuriyeti’nde büyük coşku ile karşılandı. MALİ CUMHURBAŞKANI, İSLAM DÜNYASININ, KENDİ SESİNİ GÜR BİR ŞEKİLDE SESLENDİRECEK BİR LİDERE İHTİYACI VARDI; O LİDER, HALİFE ERDOĞANDIR!..” dedi.

OH MY GOD!.. OH MY GOOOD!.. OH MY GOOOOOD!..

 

Selami Kaytancı

04.03.2018, Adana

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum