1. YAZARLAR

  2. Mustafa Yürekli

  3. İslam demokrasiye ruh verecektir...
Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Yazarın Tüm Yazıları >

İslam demokrasiye ruh verecektir...

A+A-



İslam medeniyetinde devlet, Allah?ın hukukunu yürürlükte tutma aracıdır. Hukukun kaynağı Allahu Teala?dır; son din olarak gönderdiği İslam?ın kutsal kitabı Kur?ân-ı Kerîm?de emirlerini ve yasaklarını bildirmiştir.

Tanzimat?tan beri birbirimize ?Ne olacak bu devletin hali?? diye soruyoruz. Siyasi tarihimizin üç büyük fikir akımına, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık?a baktığımızda ?Devlet nasıl kurtulur?? sorusunun cevabı olduklarını görürüz..

Devletçilik, tartışılan resmi ideoloji. Devlet toplum ilişkileri problemi günümüzde de aydınları, dolayısıyla toplumu meşgul ediyor. Devlet teşkilatlarının işleyişinden çıkan sorunlar, devlet adamlarımızın ve bürokratlarımızın kimi söz ve davranışları etkili oluyor, konunun gündemin ilk sırasında yer almasında.


Milletimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi?ne anayasa yapma görevi verdi, her seçimde. Bugüne kadar Meclis bu görevini tam olarak yapamadı. Yürürlükteki 12 Eylül Anayasası?nda kimi tadilatları yapmada bile ne kadar zorlanıyor.


Ne var ki 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra yeni, sivil, demokratik bir anayasa yapma eğilimi, hükümette de, muhalefette de görülüyor. Anayasa çalışmasının nasıl yapılacağı konusunda partilerimizden sürekli açıklamalar geliyor.


Anayasa yapımı, milletimizin gündeminin ilk sırasında yer aldığı için millet, vatan, devlet ve medeniyet arasındaki ilişkiyi ortaya koymak, aydınlarımızın öncelikli görevi olmalı. Anayasa yapımından beklenen demokratikleşmenin sağlanması ve devlet millet ilişkisinin yeniden olumlu düzenlenmesi için aydınlar görevlerinden kaçamazlar.


HANGİ DEVLET?


Her medeniyetin devlet tasavvuru farklıdır. Devlet, hukuku yürürlükte tutma aracıdır. Hangi hukuk sorusunun cevabı, devletlerin tabiatlarına ilişkin bilgi de verecektir.


Modern Batı medeniyetinde devlet, toplumdan kopuk, milletin dışında, hatta üstünde ve ortak menfaatleri sağlayan bir siyasi kurumlar bütünüdür. Batılı toplumlarda, hisseleri elinde bulunduran aile ile holding arasında nasıl bir ilişki varsa, holdinge göre daha gelişmiş ve daha karmaşık bir yapı arz eden kurumlar olarak devlet ile toplum arasında da öz bakımından aynı ilişki vardır.


Bizim medeniyetimizde devlet, milletin bizatihi siyasi varlığıdır, milletin teşkilatlanmış halidir, milletin kemal durumudur.


Medeniyet tasavvurlarındaki bu fark, zihinlerin karışmasına yol açıyor. Bu yazıda, iki medeniyetin sözkonusu devlet tasavvurlarındaki derin farka ilişkin bilgilerimi ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.


Bir ülkede, bir hükümete ve ortak kânunlara bağlı olarak yaşayan bir milletin veya milletler topluluğunun meydana getirdiği siyasi varlığa devlet diyoruz. Genel ve klasik bir ifadeyle, ?belli bir toprak üzerinde müstakil bir teşkilât kurmuş insan topluluğuna ,devlet denir.?


Bu târiften de anlaşılacağı gibi devlet, ferdî, tabiî ve siyâsî unsurdan meydana gelir. Bu unsurlar sırayla ?nüfus, ülke ve hâkimiyet?tir.


İNSAN VE COĞRAFYA UNSURLARI


Nüfus, devletin, birinci gerçek unsurudur. Halkı olmayan bir devlet düşünülemez.


Bir devletin var olması için nüfusun az veya çok olmasının önemi yoktur. Nüfusu, yüz milyonları geçen devletler olduğu gibi, birkaç yüz binlik devletler de vardır.


Ancak nüfusun çeşitli sebeplerle ve zamanla yok olması hâlinde devlet de ya yıkılır veya o bölgedeki insanların yerine başkaları geçerek devâm eder.


Fakat bu durumda ortaya çıkan devlet eski devlet değil, yeni bir devlettir. Çünkü devletin birinci gerçek unsuru olan nüfus değişmiştir. Devlet, belli bir toplumun siyasi varlığıdır sonuç olarak.


Devletin ikinci gerçek unsuru toprak, belli bir coğrafya, yani ülkedir. Bir devletin var olması için yalnız nüfus yeterli olmayıp, bu nüfusun, yeryüzünün belli bir bölgesinde, yerleşmiş olması da lâzımdır.


Ülke toprağının küçük veya büyük olması, toplu ya da ayrı parçalardan meydana gelmesi de önemli değildir; önemli olan ülkenin belli ve sabit olmasıdır. Çünkü belli ve sabit bir ülke olmadıkça, devlet, yeri ve sınırı belli olmadığından hâkimiyetini tam olarak kullanamaz.


DEVLETİN HUKUK UNSURU


İlkçağlardan beri kullanılmış olan ?polis, civitas, imperium, statum? gibi kelimeler hep devlet kavramını ifade etmiştir. Eski Türklerde ?il? deyimi, bugünkü modern ?devlet? anlayışını karşılayan bir sözdü. Göktürk ve Uygur çağlarında ?il? kelimesi devlet mânâsına kullanılıyordu. Çincedeki ?kuo? sözü devlet demek olup, bunun Türkçe karşılığının ?il? olduğu eski Türk ve Çin kaynaklarından da anlaşılmaktadır. Gene eski Türklerde ?halk ve toprak? devleti meydana getiren iki önemli unsurdur. Üçüncü unsur ise ?kağanlık? idi. Devlet idaresi yerine ?il tutmak? tabiri kullanılırdı. Eski Türkler, devletin kendilerine tanrı tarafından verildiğine inanırlar, zaman zaman tanrıya ?il veren tanrı? şeklinde hitap ederlerdi. İl, Medine, şehir demek. İl tutmak da medeniyet kurmak demekti.


Devletin üçüncü gerçek unsuru, hâkimiyettir. İnsan toplulukları düzenli ve istikrarlı bir teşkilat kurmadıkça ve teşkilât o nüfusu belli sınırlar içinde bağımsız olarak idare etmeye başlamayınca, devletin varlığından söz edilemez. Bu bakımdan bir devletin var olması için nüfus ve ülkenin var olması yanında hakimiyet de şarttır.


Hâkimiyet, bir toplumun kendisini bizzat idare etmesi; emredici kurallar, yani kânunlar koyması ve bu kanunların gerek kendi içinde ve gerekse dışarıya karşı tatbikini sağlamasıdır, yürürlükte tutmasıdır.


Toplum, kurduğu hakimiyetle iradesini ortaya koyar. Bu açıdan devlet, milletin medeniyet kurma iradesidir.


Fakat günümüzde kurulmuş ve yaygın bir şekilde bulunan muhtelif milletler arası teşekküller devletlerin hâkimiyet haklarını sınırlamışlardır. Devletlerin bu tip kuruluşlara katılıp katılmamaları kendi isteklerine bağlı olduğu için, hakimiyet hakkının kısıtlanmasına kendisi rıza gösteriyor demektir.


Bu üç unsurun tabii bir sonucu olarak ?devletin şahsiyeti? ortaya çıkmaktadır. Bu özelliğiyle devlet, tıpkı bir şahıs gibi, borç ilişkilerinde bulunur. Şahsiyet unsuru devamlı olduğu için yapılan kanunlar, taahhüt edilen borçlar ve akdedilen antlaşmalar, bunları imza edenlerin ölümünden sonra da değişmedikçe devam ederler.


DEVLETİN KAYNAĞI VE VASIFLARI


Devlet anlayışı, devletin kaynağı ve vasıfları konusundaki görüşler çağlar boyunca değişmiştir.


Ayrı ideolojilere göre farklı devlet anlayışları belirmiştir. Aristoteles?ten günümüze kadar hemen bütün filozoflar, devlet kavramı ile ilgilenmişlerdir. Hıristiyanlık da kendi prensipleri açısından devlet konusuyla meşgul olmuştur.


Devletin siyasi olarak açıklanmasını ilk defa filozof Hegel ve Pufendorf ele almıştır. Özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa?da hâkim olan bozulmuş kilise ve papazlara dayalı dini kudrete karşı siyasi otoriteyi güçlendirme çabaları devletin bugünkü anlamıyla ortaya çıkmasını sağlamıştır. Böylece Katolik teşkilatı ve masum kabul elden ve tanrı adına konuştuğu varsayılan papanın vaz ettiği (ortaya koyduğu) dini kurallara uygun (teokratik) devlet anlayışı, yerini siyasi devlet anlayışına bıraktı. Batı?da devlet, din adamlarının ve kilise teşkilatının hegemonyasıydı. Din adamlarıyla toplum arasında efendi köle ilişkisi vardı. Batılı toplumlar, Hıristiyanlığın Katolik mezhebinin din adamlarını hakim kılan kilise teşkilatının hegemonyasına karşı çıkarak, toplumun hakimiyeti ele alması ve teşkilatlanması suretiyle bugünkü modern ulus devlet anlayışına geldi.


Bu arada marksist anlayış, siyasi örgütlenmeyi ifade eden devlet anlayışına karşı çıkarak devleti egemen sınıfın imtiyazlarını koruyan bir hukukî biçim olarak nitelendirdi ve sınıfsız bir toplumda devlete gerek olmayacağı görüşünü öne sürdü. Ancak, marksizmin uygulandığı ülkelerde bu düşüncenin tam tersi olarak işçi sınıfı adına küçük bir grubun, kominist parti yöneticilerinin bütün devlete hâkim olduğu ve kendi hak ve imtiyazlarını korumak, artırmak, devam ettirmek için her türlü baskı ve şiddete baş vurduğu görüldü. Din adamları ve kilise teşkilatı gitmiş, yerine Marksist yöneticiler ve parti teşkilatı gelmişti. Sosyalist yönetimde parti yönetimi ile toplum arasında da köle efendi ilişkisi vardı.


Devlet idaresi, Batı?daki şekilleri esas alınarak şöyle tanımlanmıştır:


Monarşi: Siyasi otoritenin bir tek kişi ve onun temsilcileri tarafından kullanıldığı rejim. Kişinin tanrılaştırılması, kanun yapıcı hale getirilmesi..


Aristokrasi: İktidârın asiller veya zenginler gibi belli bir sınıfın eline geçmesi. Ayrıcalıklı bir sınıfın yaptığı hukukla yönetilme..


Oligarşi: İktidarın az sayıdaki bir azınlık tarafın keyfî idare şekli.


Demokrasi: Hâkimiyetin halktan kaynaklandığı idare biçimi.


Teokrasi: Semâvî dinlerden Yahudilik veya Hıristiyanlığın din adamları sınıfı tarafından havralar veya kiliseler aracılığıyla idâre edilen devlet şekli.


İSLAM MEDENİYETİNDE DEVLET


İslamiyet?in devlet hakkında vaz ettiği (ortaya koyduğu) esaslar, Kur?ân-ı Kerîm, Hadîs-i Şerîfler ve Asr-ı Saâdet?ten beri kurulmuş olan İslâm devletlerinin icraatlarından anlaşılabilir. İslam medeniyetinde devlet, milletin siyasi varlık kazanmak için fıkıh (İslam hukuku) ile kurduğu nizam ve teşkilattır. İslam medeniyetinde devletin kaynağı ilahidir. İslam devletinin emanet, ehliyet ve adalet olmak üzere üç vasfı vardır.


İslam medeniyetinde devlet, Allah?ın hukukunu yürürlükte tutma aracıdır. Hukukun kaynağı Allahu Teala?dır; son din olarak gönderdiği İslam?ın kutsal kitabı Kur?ân-ı Kerîm?de emirlerini ve yasaklarını bildirmiştir.


İslam medeniyetinde, toplumda üstünlük sağlamış bir din adamları sınıfı ve onlara saltanat sağlayacak bir teşkilat yoktur. İslam medeniyetinde hukukun üstünlüğü vardır, yöneticiler de, millet de hukukun üstüne çıkamaz. Devlet, hukuk içinde kalmak zorundadır.. Adalet, ilahi kuralların tatbikidir.


İslam medeniyetinde devlet, ilahi hukuku yürürlükte tutarken, emanet ve liyakat esasıyla yönetimler oluşturulur ve yöneticiler sürekli denetlenir.


Demokrasi, yasama yetkisinin Allah?ın olduğunu kabul ederse, İslam?la bağdaşabilir. İslam medeniyetinde seçim (beyat) ile yöneticileri belirlemek ve şura esastır.


İslam demokrasisinde Meclis, hükümet çıkarır, görevlerin liyakatli kişilere verilmesini sağlar, muhalefetle hükümeti denetler ve milleti bilgilendirir, kamuoyu oluşturur..


İslam, semavi hukukla demokrasiye ruh verecektir, can verecektir. Bu konuyu müstakil bir yazıyla yeniden ele alacağım.


DEVLETLER OYUNU


Yapı bakımından devletler, ?basit devletler? ve ?bileşik devletler? olmak üzere ikiye ayrılır.


Birinciler iyiden iyiye merkezleşmiş olan ve bölünmez bir bütün meydana getiren devletlerdir. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir devlettir.


İkinciler ortak bir hükümetin yönetiminde birleşmiş bulunur ve türlü türlü olur. Bâzı çeşitleri târihe mâl olmuş bulunan bu tür devletlerin bugün önde gelen misâlleri ABD ve İsviçre?dir. Bunlar, herbiri bağımsız farz edilen devletlerin geniş ölçüde adem-i merkeziyet ilkesine göre yönetilmek ve özellikle savunma ve dış temsil ortaklığı kurmak yoluyla meydana getirdikleri birliklerdir.


Devletler çeşitli şekillerde doğar; fetihler, paylaşmalar, monarşi ile idâre edilen devletlerin evlenme veya mîrâs yoluyla birleşmeleri, bir yabancı devletin boyunduruğundan kurtulma, bir sömürgenin bağımsızlığa kavuşması gibi. Yeni bir devletin hukûkî bakımdan var olabilmesi için tanınması, yani öteki devletlerin meydana getirdiği milletlerarası topluluğu kabul etmesi gerekir.


Bugün dünyada genel olarak devletlerin hâkimiyet ve bağımsızlık, eşitlik ve kendilerini temsil ettirme haklarına sahip oldukları kabul edilmektedir. Fakat devletlerin bazı görevleri de vardır ve bunların uygulanmaması kendine karşı uluslararası müeyyidelerin tatbikine yol açabilir.


Devletin varlığının sona ermesi çeşitli sebeplerden ileri gelir. Toplum bağlarının çözülmesi, devletin çeşitli öğelerinin kendi istekleriyle veya zorla ayrılması, bir devleti başka bir devletin kendi bünyesine katması vs. gibi. Devletlerin ortadan kalkmasıyla hâkimiyetin devri, borçlar, antlaşmalar, kânunların yürürlüğü ve uyrukluk gibi birçok problemler ortaya çıkar.


Devletler arasındaki eşitlik ilkesi 1815?ten beri büyük devletlerin kendilerine hak tanıdıkları imtiyazlar yüzünden devamlı olarak bozulmuş ve bozulmaktadır. Milletler Cemiyeti Konseyi?nde bu devletler her zaman üye sandalyesinde oturmuşlardı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde de aynı imtiyaz bugün ABD?ye, Fransa?ya, İngiltere?ye, Çin?e, Rusya?ya tanınmaktadır.


Dünya devletlerinin aralarında kurdukları düzen, her çağda dünya düzeni olagelmiştir. Devletler oyunu, dünya düzenini sağlama ve değiştirme çalışmalarından ibarettir.


Mustafa Yürekli / Haber 7
mustafayurekli@gmail.com


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.