Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bağımlılığı Türkiye’de daha fırtınalı yaşıyoruz”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bağımlılığı Türkiye’de daha fırtınalı yaşıyoruz”
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi tarafından düzenlenen Bağımlılıkla Mücadelede Aile ve Gençlik Sempozyumuna çevrimiçi olarak katıldı. Aile ve gençlik odağında bağımlılıkla mücadele konusunun çok yönlü ele alındığı sempozyumda Tarhan, “Bağımlılıkla Mücadelede Aile ve Gençlerin Rolü” başlığında konuştu. Bağımlılığın küresel bir sorun olmakla birlikte Türkiye’de daha fırtınalı yaşandığını belirten Tarhan, gençler arasında bir yıl içinde yüzde 100’ü aşan artışa dikkat çekti. Bağımlılıkla mücadelede kök nedenlere odaklanılması ve psikolojik sağlamlığı esas alan bilimsel temelli bir master plan hazırlanması gerektiğini vurgulayan Tarhan, dijitalleşme ve sosyal medyanın bağımlılığı tetiklediğini ifade etti.
“Türkiye’de bu sorunu daha fırtınalı yaşıyoruz”
Bağımlılıkla mücadelede kök nedenin bulunmasının önemini vurgulayan Psikiyatrist Prof. Dr Nevzat Tarhan; “Bağımlılık küresel bir problem ancak Türkiye’de bu sorunu daha fırtınalı yaşıyoruz. İstatistikler maalesef bunu açıkça gösteriyor. Dünya genelinde artış oranı yüzde 45 iken, bizde son bir yıl içinde gençler arasında yüzde 100’ün üzerine çıkmış durumda. Bu son derece ciddi bir rakam. Bu nedenle bağımlılıkla mücadelede, özellikle kök nedeni bularak hareket etmek gerekiyor. Bağımlılığın tedavisinde detoks süreci, yani hastanedeki tedavi kısmı aslında oldukça kolay. Hastayı 2–3 hafta yatırıyoruz, akut dönemi aşıyoruz, detoks uygulanıyor. Önceki dönemlere kıyasla bağımlılığın ilk ve en ıstıraplı aşaması olan kesilme ve yoksunluk belirtileri, günümüzde uygulanan yeni tedavilerle artık acılı geçmiyor. Hastalar bu dönemi çok daha rahat ve ağrısız bir şekilde atlatabiliyorlar. Buna rağmen hastaneden taburcu olduktan sonra relapsların yani tekrarların çok fazla olduğunu görüyoruz. Bir bağımlı hasta yatırıldıktan sonra altı ay boyunca tedaviye uyum sağlarsa yüzde 70 oranında düzelme sağlanıyor. Bu son derece büyük ve önemli bir oran. Ancak burada kritik nokta o altı aylık sürecin aksamadan sürdürülmesi. Bağımlılık tedavisinde bireysel ve aile düzeyinde önleme çalışmaları var, okul ve toplum düzeyinde önlemeler var. Bunun yanında politika ve çevresel düzeyde önlemeler, sağlık sistemi içinde erken müdahale yaklaşımları da bulunmakta. Bütün bu alanların tamamının eş zamanlı ve birlikte yürütülmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“Psikolojik sağlamlık master planı oluşturulması gerekiyor”
En güzel ve en etkili tedavinin kişinin hasta olmaması için yapılan çalışmalar olduğunu söyleyen Tarhan; “Birincil koruma, ikincil koruma ve üçüncül koruma vardır. Birincil koruma, sağlıklı kişilerin hasta olmaması için neler yapılması gerektiğini ifade eder. Şu anda birincil koruma alanı büyük ölçüde ihmal ediliyor. Yaşam tarzı çalışmaları bu noktada son derece önemli. Nitekim Sağlık Bakanlığı da bu konuda çalışmalar yürütüyor ve sağlıklı yaşam tarzına yönelik bir master plan hazırlıyor. Aynı şekilde, gençlerin bağımlı olmaması için de bağımlılıkla ilgili bir sağlıklı yaşam tarzı master planı yapılması gerekiyor. Bu master planı hazırlayacak kurum ise Milli Eğitim Bakanlığıdır. Sağlıklı yaşam kavramı burada kilit nokta. Sağlıklı bir bireyin nasıl yaşaması gerektiğini ele alan, bir başka ifadeyle bir psikolojik sağlamlık master planı oluşturulması gerekiyor. Çünkü en güzel ve en etkili tedavi, kişinin hasta olmaması için yapılan çalışmalardır. Bu nedenle bağımlılıkla mücadelede birincil koruma son derece önemli. Bu kapsamda psikolojik sağlamlığı güçlendirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz. Ancak bu çalışmalar kanıta dayalı, bilimsel temelli stratejiler olmalı. Geleneksel yöntemlerle, yalnızca değerler üzerine konferanslar vererek bu hedefe ulaşmak mümkün değil. Değer içerikli eğitimlerin sistemli bir şekilde verilmesi gerekiyor. Hatta bu içerikler fizik, kimya ve matematik gibi derslerin içinde dahi aktarılabilir. Bu derece önemli olan bu konu için eğitim sistemimizde mutlaka kapsamlı bir master plan hazırlanması lazım. Bu benim birinci önceliğim. Üstelik bu alanda yeterli materyal zaten mevcut, yeniden keşfetmeye de gerek yok. Dünyanın pek çok yerinde bu uygulamaların bazıları hayata geçirilmeye başlandı. Erken yaşam becerilerinin kazandırılması son derece önemli. Aynı şekilde aileye yönelik programlar da çok önemli. Bu çerçevede ailenin güçlendirilmesi, bağımlılıkla mücadelede kritik bir role sahip.” şeklinde konuştu.

“Dijitalleşme bağımlılığa giden yolda önemli bir basamak haline geldi”
Bağımlılığın artış sebeplerine değinen Tarhan; “Küresel ölçekte bağımlılığın artış nedenlerinden biri aile bağlarının zayıflaması, sosyal desteğin azalması ve sosyal kontrol mekanizmalarının zayıflamasıdır. Bu durum, bağımlılıkla ilgili artışta önemli bir etken. Tutarlı disiplin zayıflamış, etkili iletişim gerilemiş, duyguları düzenleme becerilerinin geliştirilmesine yönelik yaklaşımlar değişti. Küresel değişim ve dijitalleşme bu süreci ciddi biçimde etkiliyor. Günümüzde dijitalleşme, bağımlılığa giden yolda önemli bir basamak haline geldi. Bu noktada kişisel farkındalık büyük önem taşıyor. Ayrıca birçok kişi madde kullanımına stres azaltma yöntemi olarak yöneliyor. Oysa stres yönetimini bilen, stres altında soğukkanlı kalabilme becerisine sahip olan bir kişi, stres anında madde kullanımına yönelmez. Aynı şekilde sosyal becerileri gelişmiş bir birey, sosyal bir problem yaşadığında bunu madde kullanarak çözme yolunu tercih etmez. Burada kişisel bağlanma da son derece önemli. Bağlanma, insanın temel ihtiyaçlarından biri. Çocuk, doğduğunda annesine bağlanır büyüdükçe çevresine ve sosyal ilişkilerine bağlanır. İnsan beyninin dört temel isteği vardır. Birincisi, insan beyni sonsuzluk ister. İkincisi anlam arayışı içindedir, anlam ve amaç ister. Üçüncüsü özgürlük ister. Dördüncüsü ise sağlıklı ilişki ister. Bu dört temel ihtiyacın karşılanmadığı durumlarda beyin adeta bir gürültü üretmeye başlıyor.” dedi.
“Bilinçli aileler bu süreci çok daha erken fark ederler”
Aile içinde sıcak ve dengeli bir ortamın olması gerektiğini belirten Tarhan; “Sağlıklı bireylerin hasta olmaması için birincil koruma vardır. Bunun yanında ikincil koruma da bulunmakta. İkincil koruma, risk gruplarının belirlenmesi ve bu gruplara yönelik önleyici çalışmaların yapılmasını kapsar. Bu aşamada erken dönemde riskin saptanması, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi büyük önem taşıyor. Elbette riskin belirlenmesi, daha farklı ve özel yöntemler gerektirir. Bu noktada multidisipliner bir çalışma yaklaşımı şart. Aynı zamanda bağımlılık hizmetlerine erişimin artırılması gerekiyor. Bağımlılık hizmetlerine erişim arttığında, erken dönemde sorunlar daha kolay fark edilebiliyor. Bilinçli aileler bu süreci çok daha erken fark ederler. Eğer aile içinde sıcak ve dengeli bir ortam varsa, anne ve baba bilinçliyse, konunun üzerine zamanında gidildiğinde sorun büyümeden çözülebiliyor. Bilinçli bir aile, bu noktada net bir tutum sergileyerek, ‘Ya madde ya ben.’ diyebilmektedir. Böyle bir durumda çocuk, aile içinde güvenli bir ortam varsa, ailesini tercih eder ve maddeyi bırakır. Bu nedenle çocuğun evi sevmesi, ailesine bağlılık hissetmesi son derece önemli.” ifadelerini kullandı.
“Sosyal medyanın bu sistem üzerinde tetikleyici bir etkisi var”
Sosyal medyanın bağımlılıkla ilişkisine dikkat çeken Tarhan; “Sadece madde bağımlılığı değil, davranışsal bağımlılıklar da var. Günümüzde en yaygın davranışsal bağımlılıklar, geçmişte olduğu gibi yalnızca belli kesimlerde ya da sınırlı sayıda görülen vakalar olmaktan çıktı. Artık kumar bağımlılığı nedeniyle hastaneye yatırdığımız vakalar var. Özellikle dijital oyun bağımlılığı da bu alanda öne çıkıyor. Öyle vakalarla karşılaşıyoruz ki, annesi modemi kapattığı için annesini bıçaklayan kişiler var. Eve şiddet uygulayan, babaya şiddet uygulayan ve eve polis çağrılmasına neden olan vakalarla karşılaşıyoruz. Bu tablo, meselenin ne kadar ciddi bir noktaya geldiğini gösteriyor. Bu bağlamda yapay zeka da özellikle ergenler üzerinde etkili oluyor. Sosyal medyanın yaşa göre kullanımına ilişkin olarak bazı ülkelerde sınırlar getirildi. Örneğin Avustralya’da bu yaş sınırı 16 oldu. Bizde de artık bu konunun daha fazla ertelenmemesi, bir an önce önlem alınması gerekiyor. Sosyal medya bu süreçte son derece güçlü bir hızlandırıcı etki yapıyor. Sosyal medyanın bu sistem üzerinde tetikleyici bir etkisi var ve bunun mutlaka bilinmesi gerekiyor. Özellikle risk gruplarında sosyal medya kullanımı riski ciddi biçimde artırmakta. Bir yıl içinde yüzde 100’lük bir artış… Bunlar basına yansıyan veriler. Mevcut tablo, bağımlılıkla mücadelede uygulanan politikaların değiştirilmesi gerektiğini bize açıkça gösteriyor.” şeklinde konuştu.
Kaynak:Adanapost

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.