Kuralıyla yönetilirse borçlar sorun olmaz

Hükümetin yeni ekonomi yönetiminde olağanüstü diyalog ve koordinasyon gördüğünü belirten İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, karşılarında "Bizi eleştirin, uyarın…" diyen samimi ve anlayışlı bir kadro olduğunu, bu ortamda ekonomi kurallarıyla yönetilirse borçların sorun olmayacağını söyledi.

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye’nin borç ödemeleri açısından temel bir sıkıntısının bulunmadığını, önemli olan ekonominin kurallarıyla yönetilmesi olduğunu söyledi. Bali, Merkez Bankası (TCMB) ile birlikte yeni ekonomi yönetiminin “Bizleri eleştirin, uyarın” diyen samimi ve anlayışlı bir kadro olduğunu belirtti. Bali, ekonomi yönetiminin düşük enflasyonda kalıcılığa ikna oluncaya kadar sıkılaştırmanın devam edeceğinin belirtilmesini de kıymetli bulduklarını kaydetti.

2020 yılı gerçekleşmeleri ve gelecek yıl ile ilgili öngörülere İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali ile devam ediyoruz. Türkiye ekonomisinin önemli merkezlerinden biri olan İş Bankası’nda 2011 yılından bu yana genel müdürlük yapan Adnan Bali, “piyasa dostu” olarak nitelenen yeni ekonomi yönetimini ve sürdürülebilirliği değerlendirdi.

Türkiye’de kredibilitenin artması için ters dolarizasyonun kilit görevi gördüğüne vurgu yapan Adnan Bali, bankacılık sisteminde açık pozisyon riski bulunmadığını ifade eden Bali, kaynak bolluğu sırasında biraz dozunun üzerinde artmış olan kaldıracın yüksek halinin şimdi bir miktar düzeldiğini, daha az kaldıraçlı bir ekonomiye dönüş olduğunu anlattı.

Bali, aşı ve pandeminin izin sürece gelecek 9 aylık süreçte Türkiye ekonomisinin daha iyimser bir noktaya evrileceğini, burada üçüncü tarafın da güven olduğunu ifade etti.

Bilginin ve üretimin merkezi

Adnan Bali, Türkiye’nin “güçlü insan kaynağı, teknoloji ve esnek üretim altyapısı” olmak üzere üç önemli avantajının bulunduğunu vurgulayarak, ülkenin pandemi sonrasında; iki-üç saatlik zaman farklarıyla etrafını çeviren, nüfus, gayrisafi yurtiçi hasıla ve ticaret hacmiyle büyük bir imkân sağlayan bölgede enerjinin, bilginin ve fiziki üretimin merkezi olabileceğini söyledi.

Serbest piyasa ve hukuk alanında şu anda tutturulmuş olan olumlu çizginin sürdürülmesi halinde,  başka jeopolitik streslere de çok maruz kalınmazsa işlerin düzelebileceğini vurgulayan Bali, “Benim gördüğüm, Merkez Bankası Başkanımız, Hazine ve Maliye Bakanımız, piyasa mekanizmasının esas alınacağı konusunda net bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bizimle yaptıkları istişarelerde de ‘Siz işletmelerinizi iktisadi tutarlılıkla piyasa mekanizmalarının gerekliliklerine göre yönetmelisiniz’ şeklinde, kamuoyuna verdikleri mesajların aynısını vermişlerdir” dedi. 

Türkiye’nin doğal kaynağı, yeterli sermayesi ve tasarruf fazlası olmadığından dış kaynak kullanmak zorunda olduğunu, ancak dış kaynak için de güven duyulan bir ülke olmak gerektiğini belirten Adnan Bali, “Güvenin karşılığı hukuk ve serbest piyasa. Güven sarsıldığında problem çıkıyor” diye konuştu.

Fırsatlara odaklanalım

Türkiye’nin, dünyanın içinden geçtiği böyle bir ortamda pandemi sonrası toparlanma fırsatlarına odaklanması gerektiğini söyleyen Bali, “Bu musibet insanlığa şunu gösterdi; yakın üretim, yerinde üretim önemli hale geldi. ‘En büyük ölçekle Çin’de ürettiririm, sonra istediğim yere naklederim.’ Artık bu o kadar geçerli değil. Yerinde üretim, yakın üretim önemli hale geldi. Yakın ticaret, her talep edildiğinde karşılanabilen siparişlerle çalışan bir ekonomi kritik hale geldi” diye konuştu.

Türkiye’nin etrafındaki iki-üç saatlik zaman dilimi farklarıyla stok taşınmaksızın, kısa terminlerle ihtiyaç duyulduğunda, talebin kendi seyrine göre arz sürekliliği sağlayabilecek esnek bir ekonomiye sahip olduğunu hatırlatan Adnan Bali, “Ülkemiz,  esnek ve dinamik üretim yapısı ile öne çıkabilir. Bu pandemi döneminin bütün tecrübelerinden istifade ile Ar-Ge, inovasyon, teknolojik dönüşüm, dijital dönüşüm çalışmalarına odaklanmalıyız. Bunların hepsini pandemi sonrasına taşıyacak bir kültürle, kendimize hedefler koymalıyız” tavsiyesinde bulundu.

Türkiye’nin “İş Yapma Kolaylığı Endeksi”nde 190 ülke arasında 60’lı sıralardan 33. sıraya geldiğine işaret eden Bali, “Bu iyi bir şey ama mesela ilk 10’a girmek için bir hedef koyacaksın ve ona göre gideceksin. İlk 10 için alt kategorilerde kıstaslar var. Bizim ev ödevimiz de işte o… O ev ödevini yapacağız” dedi.

Diyalog ve koordinasyon yüksek

Yeni ekonomi yönetiminde olağanüstü bir diyalog ve koordinasyon ortamı gördüğünü, hükümetin gerek reel sektör, gerek özel sektör ve akademik dünya ile yoğun bir temas halinde olduğunu dile getiren İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, “(Usulden diye) de değil, karşılıklı etkileşimle, doğrudan politikaları konu edinen bir yaklaşımla... (Bizi eleştirin, yanlış gittiğini düşündüğünüz şeyler konusunda bizi uyarın) diyen samimi bir anlayışla karşı karşıyayız” dedi.

İş dünyasında işlerin düzelebileceğine dair bir kanaat oluştuğuna dikkat çeken Bali, “Bunun kamuoyunda yeteri kadar etki yapabilmesi için sürdürülebilirliği önemli. Merkez Bankası Başkanımızın ‘Enflasyonda kalıcı düşüşe ikna olmadığımız sürece parasal sıkılaştırma devam edecektir. Şartlar gerektirdiğinde ilave parasal sıkılaşmaya da gidilebilecektir’ demesi kıymetli bir şey. Bu, sadece bugüne özgü değil, ileriye doğru da önemli. Piyasa, şu anda bunu olumlu alıyor ama iskontolu olumlu alıyor. Çünkü ‘Ne kadar tatbik kabiliyeti olabilir?’, onu görmek istiyor. Biz de İş Bankası olarak her zaman olduğu gibi bu politikaların sürdürülebilirliğini sağlamada üzerimize düşeni yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.

Borç ödemede sıkıntı olmaz

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye’nin borç ödemeleri açısından temel bir sıkıntı görmediğini belirterek, “Karşılığında mal var, hizmet var. Dolayısıyla vadesi geldiğinde yenilenmesi gereken bir kredi gibi düşünmemek gerekiyor. 36 milyar dolar bankacılık sisteminde kredi var, 18 milyar dolar reel sektörde kredi var, toplamı 54 milyar dolar. Bunun yönetilemeyecek herhangi bir kısmı yok. Yeter ki ekonomiyi kurallarıyla yönetelim” dedi.

Önümüzdeki dönemin borç ödemeleri açısından temel bir sıkıntı görmediğine dikkat çeken Bali, “Türkiye’nin vadesine 12 ay kalan dış borçlarının toplamı Eylül 2020 itibarıyla 182,5 milyar dolar. Bunun 83 milyar doları bankalara, 72 milyar doları da diğer sektörlere ait. Kalan 27 milyar doları da TCMB ve Genel Yönetime ait. Bankaların 83 milyar dolarlık borcunun 36 milyar doları sadece kredi, kalan 47 milyar doları yurt dışı yerleşiklerin bizim nezdimizde açmış olduğu mevduatlar. Diğer sektörlerin 72 milyar dolarlık borcunun kredi olan kısmı sadece 18 milyar dolar. Kalan 54 milyar doları, dış ticaretten kaynaklanan gayri nakdi yükümlülükler” bilgisini verdi.

Kilit, ters dolarizasyon

İşlerin iyiye gitmesinin kilidini ters dolarizasyonda gördüğünün altını çizen Adnan Bali, ekonomi yönetiminin şu anda ortaya koyduğu bu tabloyu sürdürebilmesi ve bunun kesintiye uğramaması için bazı küçük, hızlı başarılara ihtiyaç olduğunu söyledi. Adnan Bali, “Biz bunu sağlamalıyız; ülke olarak, ekonomi olarak, büyük kuruluşlar olarak bunun sağlanması için, bu kredibilitenin artması için çalışmalıyız. İşler iyiye gitmeli ki bu politikalar sürdürülebilir olsun. Bunun da kilidini ters dolarizasyonda görüyorum. Bir şekilde ters dolarizasyon oluşmalıdır” dedi.

Döviz alımlarında esasen yaygın şekilde perakende, küçük tutarlı bir alım tablosundan bahsedilemeyeceğini ifade eden Bali, dövizde ortalama alım seviyelerine yaklaşıldığında hızlı çözülmeyle birlikte ters dolarizasyonun başlayacağını söyledi.

Ters dolarizasyon için güvene işaret eden Bali, “Onun için de, hanehalkından başlayarak, hem başarılı iş insanlarının, bilim insanlarının hem yabancı yatırımcıların kaygı duymadığı bir hukuk düzeni ve öngörülebilir bir ortam oluşturulması ülkemiz için faydalı olacak” dedi.

Açık pozisyon riskimiz yok

Bankacılık sisteminde açık pozisyon riski bulunmadığını ifade eden Bali, kaynak bolluğu sırasında biraz dozunun üzerinde artmış olan kaldıracın yüksek halinin şimdi bir miktar düzeldiğini, daha az kaldıraçlı bir ekonomiye dönüş olduğunu söyledi. Bali, Şubat 2018’de 222,5 milyar dolar olan reel sektörün açık pozisyonunun, ciddi bir kapamayla Eylül 2020 itibarıyla 162 milyar dolara indiğini hatırlattı.

Önceden kur yükseldiğinde bunun döviz kazandırıcı faaliyetlerde bulunanlarda, ihracatçılarda rekabet gücü oluşturduğunu ancak şu anda pandeminin buna yeterince izin vermediğini ifade eden Bali, küresel salgına rağmen Türkiye’nin ekonomik riskler ile sağlık risklerini optimize etmeye çalıştığını, ülkeler aşı ile birlikte bu virüs sarmalından çıkabilirse, oluşacak ters dolarizasyonla birlikte toparlanmanın hızlanmasının mümkün olduğunu kaydetti.

Adnan Bali, geçmişte, 25 ana başlık içeren bir kalkınma programı ile politikalar ve stratejiler belirlendiğini, bunun altında da 1300 civarında aksiyon planı oluşturulduğunu hatırlatarak söz konusu pozisyonların yeniden gözden geçirilmesi ve güncellenmesi gerektiğini belirtti. Bali, “Bugün programlar açıklıyoruz. 3 ay geçmeden programları revize ediyoruz, yeniden açıklıyoruz. Böyle bir yerde hangi güven, hangi öngörülebilirlik, hangi hesap verilebilirlik olur? Onun için ben mevcut durumun kolay olmamakla beraber, çözülebilecek ve yönetilebilecek olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Hasar ve kayıplar düzeltiliyor

İşler bir süre sıkışmaya başladığında sorunlara standart, uluslararası normlarla uyumlu olmayan “icatçı” bir tarzda yöntemlerle çözüm bulunmaya çalışıldığını belirten İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, “Hayatın hiçbir alanında olabilecekten daha fazlası elde edilemez. Bu, bilime aykırı. Kısa vadede olur gibi zannedildi. Onun için de yöntemler denendi. Merkez Bankası rezervleri eridi, enflasyon yükseldi, işsizlik yükseldi. Bunun dolar ve faizler üzerindeki etkileriyle de reel sektöre, oradan bankacılık bilançosuna her yere etkisi oldu. Şu anda yapılanlar da bunların ayıklanması, temizlenmesi sürecine işaret ediyor. Neler yapılıyor? Geleneksel olmayan, kredibilite kaybına neden olan bütün unsurlar teker teker gideriliyor” dedi.

Makroekonomik göstergelerdeki bozulmalara ilişkin de Bali, ekonomide esasen 2018’in ikinci yarısından itibaren majör sıkıntılar yaşanmaya başlandığını, bozulan göstergelerin düzeltilebilmesi için şu anda, yapılmış olan düzenlemelerin kaldırılması suretiyle önceki döneme dönüldüğünü, ancak aradan geçen süre içerisinde de önemli bir kaybın oluştuğunu düşündüğünü söyledi. 

Serbest piyasa ilkeleri önemli

İzlenmiş olan ekonomi politikaları nedeniyle serbest piyasa kültürünün zarar gördüğünü belirten Bali, “Serbest piyasa bolluk, bereket demektir. Kontrol ise darlık, bereketsizlik, kısıt demektir. Çünkü gerçekte olmayabilecek talepleri uyarır, fiili hale getirir. Bir şeyin kısıtlı olduğu, olabileceği hissini verdiğiniz andan itibaren, insan organizması dahi savunma refleksiyle bunu ihtiyacının üzerinde talep etmeye başlar. Bunun için serbest piyasanın ilkelerine ve dinamiğine sonuna kadar bağlı kalmak önemli” dedi.

Geçen yıl mevduat faizlerinin yüzde 22-23 bandında iken yüzde 18,5 ile kredi paketi açıklandığını ve İş Bankası’nın bu pakete katılmadığını hatırlatan Adnan Bali, “Tutarlı olmayan bir şeyi yaparak güvenilirliği tahrip ettiğimizde yarın zaten doğru iş yapma güvenilirliğimizi kaybederiz. Dünyanın her yerinde siyasetçi yüksek büyüme ister, düşük işsizlik, düşük faiz ister. Tabii, böyle istenmesi doğal. Ama teknokrat dediğiniz insanlar, uzman dediğiniz insanlar bunu namütenahi, sınırsız bir şekilde mümkünmüş gibi gösterirse, bu doğru olmaz. Bizlere düşen, bunun ne kadar teknik bir tutarlılıkta yapılıp yapılamayacağına ilişkin doğru şeyler vermek. Aksi takdirde yanlış kararlar alınmasına neden oluruz” diye konuştu.

Paket ekonomiyi canlandıramadı

Açıklanan söz konusu paketin ekonomiye beklendiği gibi etki etmediğinin altını çizen Bali, “Benim gördüğüm şey şu: Yüzde 18,5’tan kredi alanlar aş, iş, istihdam mı yarattılar? Ne oldu? Krediyi alanların önemli bir kısmı, mesela mevduat yapıp arbitraj geliri elde edebildiler ya da döviz olarak değerlendirmeye başladılar” bilgisini verdi.

Piyasa faizi altında açılan kredilerin ekonomiyi canlandırmaya yetmediğine vurgu yapan Adnan Bali, “22-23 mevduat faizi varken 18,5’tan kredi vermeye başlayınca ve sonrasında her toplantıda bir faiz indirimi geleceği beklenti olmaktan çıkıp siyasi bir öngörü haline dönüşünce, daha önce kredi kullananlar dahi kredisini kapattı ve beklemeye başladı. Kredi talep edenler de bunu fiyatın daha da düşeceği öngörüsüyle ‘Herhalde buradan daha aşağıya inmez’ dediği yere kadar bekledi, talebini öteledi. Kredi talebi de tam o dibin bulunduğu yerden sonra canlanmaya başladı. Bu nedenle paket, aslında ekonomiyi canlandırmadı ve krediyi artırma hedefine de hizmet etmedi” dedi.

Geçmişte bankacılık sisteminin NPL denilen sorunlu krediler oranının yüzde 1,4’lere kadar gerilediğini, şu anda ise bu oranın yüzde 4,5-5,5 civarında seyrettiğini ifade eden Bali, yakın izleme ve sorunlu krediler toplamının 4 özel bankada yüzde 20’ye yakın olduğuna dikkat çekti.

analizgazetesi.com.tr / yazının devamı..

Önceki ve Sonraki Yazılar