Sedat Yılmaz
Geçmişten 2026'ya Hatırlatmalar!
“Bu ülkeye 1 dolar getirenden Allah râzı olsun…” Yine başka bir yazıda; “Bu ülke hiç değilse 1 dolar cârî fazla veremez mi?...” diye sormuşum. Henüz cari ve bütçe dengesinde istenilen olmasa da bugün ülkeye döviz kazandırma mücadelesi verenleri görüyoruz, seviniyoruz, takdir ediyoruz…
Bilhassa savunma sanayi, yazılım sektörü, teknolojide hayal bile edilemeyenlerin bugün gerçekleştirilmesi bizleri mutlu ediyor. Evet bugün Somali’de Türkiye’ye ait ağır fırlatma araçları için 30 kilometrelik uzay limanı hizmet veriyor. Fergani girişimiyle artık yörüngeler arası transferlerimiz başarıyla gerçekleştiriliyor. Kendi konumlama sistemlerimiz çalışır halde. Uluğbey sistemimiz yeni açılımların önünü açıyor. Dünyada ürün ve sistemlerin rekabeti sona ererken ekosistemler arasında rekabetimiz giderek güçleniyor. Türkiye kendi adına yaraşır dijital bir çağ yaşıyor dersek yanlış söylemiş olmayız.
Malûmunuz dış ticarette 4 ana temel vardır… Bunlar; markalaşma ve tasarımla rekabetçi hâle gelmek, iç ticareti çağın gereklerine göre modern mevzuatla beslemek, üretimde yeni teknolojilerle çağı yakalamak ve ihracatı dijitalleştirmeyle geliştirmek…
Dolayısıyla bugün Türkiye öyle bir hâle geldi ki, ihracatı dijitalleştirirken dijitalleşmeyi ihraç ediyor. İnşallah bu alanda zirveleri de göreceğiz!
Ticari Hayatımız Fıtrata Ne Kadar Uygun?
Hep sormuşumdur… Bugünkü “ticarî hayatımız” fıtrata ne kadar uygun?
Cevaplayalım…
İslâmiyet’in iktisadî ve ahlâkî yönden ortaya koyduğu kurallar, bugünün şartlarıyla mukayese edildiğinde toplum tarafından “daha kabul edilebilir” olduğu gözlense de dünya konjonktürü, hayat tarzları, siyaset, ekonomi, çevre ve toplum baskısı birçok yerde dinî ölçüleri ikinci plâna atabiliyor.
Özellikle ticarette güven ortamının fedakârlık ve çoğu zaman da polisiye tedbirlere kaldığı günümüzde gasp edilmiş hakların nasıl halledileceği hep tartışma konusu. Bugün ticarî alanda dâhi yüz binlerce hukuk dosyası yıllardır adliyelerin tozlu raflarında çözüm bekliyor.
İslâmın Tavsiyesi Arz Ve Talep
Yazılarımda senelerce İslâm’ın siyaset ve iktisat anlayışıyla alâkalı özet de olsa bilinmesi gereken esasları kaleme almaya çalıştım... Dini siyasallaştırmadan, siyaset ve ekonominin dinî ölçüler dâhilinde daha iyi yol alacağını örneklerle anlattım. İslâm’ın ekonomi prensiplerinin temelinde; faizin olmadığı, sınırlı serbest ticaretin hâkim kılındığı ve vergilendirmede zekât müessesesinin de işlerlik kazandırıldığı ticaret hukukundan bahsettim.
Dinî esaslarda mutlak mülkiyetin olmadığını, insanın ancak emeği ve miras karşılığı kazandığının sahibi olabileceğini, üretim, tüketim, alışveriş, mal / hizmet değişimi ve tedavüle dâir bir yapının oluşturulmasının tavsiye edildiğini ifade ettim.
Bahsettiğim prensiplerin bir disiplin olarak algılandığında; toplumda yaşanabilecek haksızları önlemede önemli bir etken olabileceğini belirtirken “Müslüman olarak bugünkü ticarî hayat kadar, hayatımızda kullanabileceğimiz İslâm iktisat esaslarını da öğrenmemiz gerekiyor” diyerek ekonomik sorunlara bir nebze ışık tutmaya gayret gösterdim.
Kâr Hadleri İle İlgili Spekülasyonlar
Bu ay da en çok tartışılan fiyatlandırma, kâr hadleri üzerindeki spekülasyonları, aldatıcı, meşrû olmayan reklâmlarla mal satışlarını veCbu mevzularla ilgili dinî hükümleri imkân dâhilinde dile getireceğim.
Elbetteki dinimiz serbest ticareti tavsiye ediyor. Ancak “serbest” derken meşrû ticaretin sınırlarını da çiziyor. Biliyoruz ki alışverişte fiyatlandırma, arz ve talep dengesine göre değerini bulur. İslâmî ekonomi anlayışında da fiyat belirleme piyasaya bırakılmış ve devlet idaresine mal fiyatlarını belirleme yetkisi verilmemiş...
Ancak aşırı fiyat artışlarının gözlendiği pazarlara karşı devlete müdahale hakkı tanınmış. Fıkhen fiyatlandırma günün şartlarına göre “büyük ve küçük aldanma” diye ikiye ayrılmış, küçük adlanma nispî onaylanırken büyük aldanma yani aşırı fiyat uygulamalarına asla geçit verilmemiş.
Kâr İle Faizi Eşit Görmek Ne Kadar Doğru?
Kâr oranı ilk bakışta malda bedeli verilmemiş bir karşılık olarak görülebilir. Hatta bazı cin fikirliler kârı, faizle eşdeğer tutabilir… Yani kâr ile faizi yan yana koyup, “İkisi de bedeli verilmemiş fazlalık. Kâr meşrû ise faiz de meşrû olmalı” diyerek dinî hükümlerin tersine akıl yürütebilir!
Bugünkü ticarî hayatta kâr veya faiz ayrımına fazla dikkat edilmese de dinen kâr meşrû, faiz ise gayri meşrû yani haksız kazançtır. Zirâ İslâm kâr ile faizi ayrı kabul etmiş, faizi haram kılmış… Kârdaki meşrûiyetin, ticaretin kâr / zarar dengesinde risk taşımasından geldiğini bildirmiş. Faiz herhangi bir risk taşımadığından yasaklanmış…
Fakat bugün yeni piyasa uygulamalarıyla daha korunaklı ve risksiz hâle getirilen faizin, “Ticarette kâr gibi faiz de riskli” diyenlerin iddialarını boşa çıkardığını da görmek gerekir.
Faiz bütün milletlerin başının belâsı. Geçmişteki medeniyetler de bunu gâyet iyi biliyordu. Zirâ bütün semavî dinler ve hatta çok sayıda felsefî sistemler ve filozofların faizi reddettiği sabit. Faiz işlemleri eski Yunan’da bile yasaktı. Ünlü filozof Aristo’nun faizi yumurtlamayan kısır bir tavuğa benzetmesi de manidârdır. Mâdemki faiz, tüm dinler, medeniyetler, felsefeciler ve âlimler tarafından kabul edilmemiş…
Nasıl olmuş da faiz dünya ekonomilerini esareti altına almış? Biz bu faizden nasıl kurtuluruz?..
İşte mes’ele burada! Bundan dolayı para ve mal arasındaki meşrû ilişki dışındaki her türlü üretim, ticaret ve ekonomi, dinen, aklen ve insanî olarak ifsattır ve hiçbir zaman meşrûiyet kazanamaz. Bunun adına haksız kazanç denir!
İnşallah dövizler stabil, faizler aşağı giderken enflasyon ve cari açık da istenilen şekilde düşer, durgunluk ortamında stagflasyona yakalanmayız.
Sözün özü, gelişmiş ülkeler gibi ekonomide faizi işlevsiz kılan bir formül, yeni bir yol ve bir usül buluruz. İşte o zaman gerçek kazancı yakalar, ekonomik darboğazlardan kurtuluruz!
Kârlılıkta Meşru Sınır Nedir?
Dinî taraftan konuya devam edersek, Kütübü Sitte’deki ticaret bahislerinde yer alan Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın “Tazmin ve tekeffül edilmeyen bir malın kârı helâl olmaz” mealindeki hadisi şerifinde de kâr/zarar ihtiva etmeyen malda kâr oranının helâl olmayacağı ifade ediliyor.
Fıkıh kitaplarına göre; dinimiz serbest ticareti tavsiye ediyor, ancak ‘serbest’ derken meşrû ticaretin sınırlarını da çiziyor ve alışverişte fiyatlandırma, arz ve talep dengesine göre değerini bulur, hükmünü koyuyor.
İslâmî ekonomi anlayışında fiyat belirleme piyasaya bırakılmış ve devlet idaresine mal fiyatlarını belirleme yetkisi verilmemiş... Meselâ bir adam bir tarlayı 1000 liraya kiralasa ve o tarlayı hiç işlemeden, sürmeden, taşını toprağını temizlemeden, emek vermeden kiraladığı gibi bir başkasına 1200 liraya kiralasa o 200 liralık fazlalık helâl olmuyor.
Kârın ölçüsünü de anlatayım… Dindeki genel kanaat, ticaret malında kârın sermaye miktarını geçemeyeceği yönünde… Yani 1 liralık bir mal, en fazla 2 liraya satılabilir… Bugün tarla ile market arasındaki fiyat skalasına baktığımızda aracıların katkılarıyla 10 kata kadar varan kârlandırmalar ne kadar insani ve islâmi, bir düşünün!
Ayrıca üreticiden tüketiciye deyip tarladaki ürünü 5 kat pahalıya satanlar nasıl bir ticarî ahlâk taşıyor?
Bilinmelidir ki İslâm, ticaret malının pazar yerine gelmeden satılmasını da yasaklıyor. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın “Satılmak için pazar yerine getirilen ticaret mallarını yolda karşılamayınız” hadisi şerifi konuyu apaçık beyan ediyor.
Reklamın İnsani Ve İslâmi Ölçüsü
Reklâm ve tanıtım da ekonominin önemli araçlarından... Günümüzde reklâm ölçülerine bakılınca, meşrû olan reklâmdan pek fazla söz etmenin imkânsızlığı ortada. En basitinden bugün mağazaların vitrinleri dahi adâba muğayir manken heykellerinden, yazılı ve görsel medya ise faiz reklâmlarından geçilmiyor.
Medyada dolaşan diğer gayrimeşru reklâmların ise haddi hesabı yok. Malın gerçek özelliklerinin söylendiği, kusurlarının gizlenmediği, tağririn yani hile ve aldatmanın yapılmadığı, tağşişin olmadığı, fiyat oyunlarının oynanmadığı, yıkıcı rekabet özelliği taşımayan, müşteri kızıştırmayan, tekelciliği, karaborsacılığı tetiklemeyen, erkek / kadın objelerinin dinî ölçüler dışında tanıtım aracı olarak kullanılmadığı, yalanın ve yeminin yer almadığı, fuhşiyâtı körüklemeyen, gayrimeşru ve haram olmayan her tanıtım ve reklam dinen de fıtraten de meşrû… Çoğu insan karşı çıkacak belki ama reklâmın ve ticaretin islâmî ve insanî ölçüsü belli…
Dolayısıyla bugünkü ticarî hayat ne kadar dine ve fıtrata uygun, işte asıl ona bakmak lâzım!

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.