Mehmet Yürekli

Mehmet Yürekli

Nasrettin Hoca’nın köşe yazarı olduğu bir gazetem olsaydı

Nasrettin Hoca’nın köşe yazarı olduğu bir gazetem olsaydı

Arif Nihat Asya, 1928’den 1942’ye kadar, tam 14 yıl Adana’da kaldı. Şair, Adana Kız Lisesi ve Erkek Lisesi'nde öğretmenlik ve idarecilik yaptı..

Arif Nihat Asya, bir yandan İstanbul’da sanat çevreleriyle temasını sürdürüyor, dergilerde şiir ve yazıları yayımlanıyordu bir yandan da Adana’daki yerel gazetelerde köşe yazıları yayımlıyor, kültür sanat sayfalarına katkıda bulunuyordu.

O yıllarda Arif Nihat Asya, Adana yerel basınından Türksözü Gazetesi’nde, Cavit Oral da Bugün Gazetesinde köşe yazarlığı yapıyordu ve girdikleri polemikler çok meşhurdur. İki kalemşörün yerel basında görülmeyecek türden usta işi metinler yayımlaması okuyucularına fikir ve üslup ziyafeti oluyordu.

Bu polemiklerde işlenen konulara bakılınca günümüzde karşılaşılan sorunlara karşılık gelenler olduğu da görülecektir. Örneğin yerel basının sorunları bile bu polemik yazılarının konusu olabilmişti.

Arif Nihat Asya’nın “Bir Gazetem Olsaydı” yazısı da, yerel basınının sorunlarını ele alan sözkonusu polemik yazılarından biridir. Bu yazıyı zevkle okurken yerel basının sorunları üzerinde de bir nebze düşünmüş olacaksınız..

 

“Bir Gazetem Olsaydı”

“Bir gazetem olsaydı adını üç ay düşünürdüm, imtiyazını çıkarmak altı aydan fazla sürerdi: Gazetem dokuz ay on günde doğmuş olurdu. Yazının iyisini mürekkebin iyisiyle yazardım. İçinde kurtla kuzu yan yana bulunabilirdi. Belki de adı adım olurdu.

Bir gazetem olsaydı sayfalarım olayların, Son sütununu da kendisinin doğru-yanlış listesi haline getirirdim.

Canımın istediği gün çıkarır, istemediği gün çıkarmazdım. Fakat herhalde Güven Kardeşler’in gazetesine de muhtaç olmazdım.

Bir gazetem olsaydı gözü, kulağı, dili bulunur; belki idarehanesi sokaklar olurdu.

Satıcılarını yalınayak koşturmaz, yazı işleri müdürüne hiç değilse sekiz saat uyku zamanı bırakırdım. Avukatı olduğu gibi hekimi de olur, her sabah mürettiplerimin gözlerini yoklamaya gelirdi.

Bir gazetem olsaydı, zaman olurdu ki, bembeyaz çıkardı; zaman olurdu ki on gün sonra çıkacak sayıyı bugünden basabilirdim.

Yangın haberlerini al, düğün müjdelerini pembe, bahar röportajlarını yeşil, hava ve deniz olaylarını mavi, lacivert, hastalık haberlerini sarı, ölüm haberlerini siyah çıkarırdım. Demek ki bir gazetem olsaydı alaimisema olurdu, tavus yelpazesi olurdu.

Bir gazetem olsaydı iki yaprağını iki yanıma takıp dilediğim yerde uçar, dilediğim yere konardım.

Gazetem iki defa katlanınca mecmua, dört defa katlanınca kitap olurdu; raf kâğıdı, kese kâğıdı olmazdı.

Yazı işleri müdürünün masasında bir düzine makas ve emrinde bir bileyici bulundururdum. Hazırlop haberleri ilân sayfasına kordum. Para hatırı için değme ilânların tellâllığını yapmazdım.

Bir gazetem olsaydı gramofona yerleştirince plak gibi çalınabilirdi.

Olaysız mevsimlerde gazete diye satamazsam yüz veya ateş yelpazesi diye satardım. Herhâlde kapı kapı abone toplamazdım.

Bir gazetem olsaydı bugün bu dilden, yarın o dilden konuşmazdım, belli bir dilim olurdu. Ve içinde her yanlış için zavallı mürettip dostlarına iftirada bulunmaz, kendi yanlışıma «benim» demekten korkmazdım.

Bir gazetem olsaydı, kimbilir, belki ben de okumazdım. Fiyatını yazılarının hakikat ve samimiyet derecesine göre tâyin ederdim; birçok günler fiyatı sıfıra düşerdi.

Yazık ki bir gazetem olsaydı ben de birliklerden kâğıt dilenciliği yapmaya mecbur olurdum.

Bir gazetem olsaydı karıncalardan, balıklardan, kuşlardan muhabirleri olurdu; bir satırı pompalarla şişirip bir sütun haline getirmezdim.

İdarehanede gecelediğim zamanlar yatağım yorganım gazetem olurdu; «altım yaprak, üstüm yaprak» diye kendi ninnimi kendim söylerdim.

Belki fıkralarımı Nasreddin Hoca'ya yazdırırdım.

Fakat bir gazetem olsaydı ergeç kapatırlardı, ergeç yine gazetesiz kalırdım.

Dostlarım gücenmesinler, fakat bir gazetem olsaydı adını kendine yakıştırırdım:

Mektuba Tel, eski Adana'ya Yeni Adana, eski Mersin' e Yeni Mersin, düne Bugün demezdim.

Adına Türk Sözü dersem bu sözün anlattığı kadar cesur olurdu: bununla beraber Tan kadar ileri gitmez, haddini bilirdi. Belki de mesuliyeti çok büyük olduğu için Türk Sözü gibi, Cumhuriyet gibi isimleri gazeteye vermez, kitaplara saklardım.

Bir gazetem olsaydı adını ulusun düşüncesini sormadan Ulus, vatanın reyini almadan Vatan, günü geceden ayırmazken Tan, bir kurna bile değilken Fırat koymazdım. Musluğa Çağlayan, yerinde saymaya

Akın, tahkiyeye Tasvir, süreksiz sese Tanin, geceye Akşam, ikiliğe Birlik demezdim.

Bir gazetem olsaydı belki muvafık, belki muhalif olurdu; fakat herhalde satılmış olmazdı. “ (Ayın Aynasında, s.272)

 

Sahibinin okumadığı, içinde ne var ne yok habersiz olduğu gazeteler hala yok mu?

Gerçekten gazetenin fiyatı, “hakikat ve samimiyet derecesine göre tâyin” edilecek olsa bütün gazeteler bedava olmaz mı?

Düzgün çıkarılacak ve basın olma sorumluluğunu yerine getirecek bir gazeteyi “ergeç kapatırlar” ve gerçek yazar “ergeç yine gazetesiz kalır” değil mi?

“Karıncalardan, balıklardan ve kuşlardan muhabirleri olan” gazete elbette “raf kağıtı”, “kese kağıtı” olamaz..

Hakikate sadakat, basın için onurdur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum