Negatif faizle pozitif hamleler

Merkez Bankası (TCMB) uyguladığı yaklaşık 300 baz puanlık negatif faizle reel sektörü güçlendirirken ihracatçı açından büyük önem arzeden rekabetçi kur dengesini koruyor ve elindeki araçlarla maliye politikaları ve piyasa ekonomisine destek sağlıyor. TCMB'nin yılsonu enflasyon hedefi tek haneli oran.

Küresel merkez bankaları genişlemeci politikalar çerçevesinde negatif faiz uygulamalarıyla hasar gören ekonomilerini onarmaya çalışıyor. Merkez Bankası (TCMB) da uyguladığı yaklaşık 300 baz puanlık negatif faizle reel sektörü güçlendirirken ihracatçı açından büyük önem arzeden rekabetçi kur dengesini koruyor ve elindeki araçlarla maliye politikaları ve piyasa ekonomisine destek sağlıyor.

Gelecek hafta açıklayacağı yılın üçüncü enflasyon raporunda uygulanan mevcut para politikasını bozmadan aynı doğrultuda konjonktürel bir enflasyon oranı değişikliğine gitmesi beklenen TCMB, ikinci enflasyon raporundaki yüzde 7,4’lük medyan ve yüzde 5,5 – 9,3 aralığındaki enflasyon çizgisinde yürüyeceği tahmin ediliyor.

Sonbaharda dezenflasyon sürecine gireceği öngörülen enflasyona karşılık Merkez Bankası’nın yılsonuna kadar 50-75 baz puanlık bir faiz indirimine odaklanacağı düşünülüyor. TCMB’nin baskın hedefi negatif faizle pozitif hamleler yapıp rekabetçi kurla dış ticareti kuvvetlendirmek.

Sistem değişmeden olmaz

Dünya Mart ayından bu yana koronavirüs salgınının küresel ekonomiye verdiği zararı minimize etmenin mücadelesini veriyor. Merkez bankaları duran ekonomileri hareket ettirmede baş aktör. Tüm merkez bankaları ellerinde bulunan kullanabilecekleri araçları çarkların dönmesi için seferber ediyor. Genişlemecilik çerçevesinde reel sektöre hibe ve en düşük faizle kredi verme ortamını hazırlayan merkez bankaları, faiz oranlarını en dip seviyeye çekerek ekonomilere politikalarıyla can suyu taşıyor.

Fakat faiz sistemi modelinde negatif faiz sürdürülebilir olmaz. Sistem değişmeden de ekonomiler faizi terk edemez. 2008 küresel kriziyle birlikte resesyona giren dünya ekonomisi, bir ara ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırım sürecine girmesine rağmen çıkış için o günden bu yana düşük faizi tercih ediyor. Özellikle negatif faiz bir kurtarıcı olarak ekonomilerin sertacı ve ortak özelliği durumunda.

2020 yılına damgasını vuran koronavirüs pandemisi, ekonomilerin yön belirlemesinde bamteli oldu. Son küresel krizden bu yana sürekli faizden kaçan ekonomiler, şimdi faize yeni kapılar açmadan salgının etkilerinden kurtulma niyetinde. Fakat bugün için görünen fotoğraf, sistemin bir müddet daha negatif faizle devam edeceği ve daha sonra rafa kaldırılacağı yönünde.

Ekonomi faizsiz canlanır

Merkez bankaları, bugün uygulanan “borçla büyümeyi teşvik eden liberal faizli sistem”de genel manada faiz çubuğunu birinci görevleri olan enflasyonu dengelemek için kullanır. Durgunluk ve daha ilerisi olan resesyonun ilacı negatif faizdir. Deflasyon ortamlarında yani fiyatların sürekli gerilediği durumlarda faizler düşürülüp hatta negatif seviyelere çekildiğinde işletmeler, üreticiler ve tüketiciler daha fazla kredi kullanır. Ancak uygulamada denge sağlanamazsa durgunluk, resesyon veya deflasyondan çıkılabilir belki ama bu defa fiyatlar yükselişe geçer. Enflasyon yani fiyatların sürekli artışıyla alâkalı gelişmeler ekonomiyi rahatsız eder.

Enflasyon artışına karşı faiz yükselten merkez bankaları ise dengeyi kaçırırsa ülkenin parası değerlenir, dışarıdan içeriye yabancı para akışı hızlanır, portföy yatırımları artar, fakat ülkenin asıl ihtiyacı ve sürdürülebilir olan doğrudan yatırımlar yüksek faizler sebebiyle o ülkeye gelmez. Böylece istihdam sorunları başlar, işsizlik artar.

Dünyada örnekleri çok

Ekonomide felsefe yapanların, bir kısmı negatif faizlerin yerel paranın değerini düşüreceğine dair yorumları vardır. Uzun zamandır negatif faiz uygulayan ülkelerin para birimlerindeki değerlenme veya değer kaybetme olayında faizin etkisi olsa da büyük baskının döviz açığı kaynaklı olduğu gözlenir. Maamafih burada konvertıbl paraların dünya üzerindeki kullanma oranlarının da dikkate alınması lazım ki para nasıl değer kaybediyor, görülebilsin.

Merkez bankaları faiz düşürüyorsa veya negatif faiz uyguluyorsa, devlet vatandaşa “Çok para harca. Ekonomi canlı kalsın. Ekonomi yavaşlamasın” diyor. Mesela Avrupa Merkez Bankası (ECB) 2014 yılında negatif faiz politikasını uygulamaya koydu. Yine 2016 yılında da Japonya Merkez Bankası (BOJ), deflasyonda dip yapan ülkede negatif faize geçti.

Negatif faiz modelinin ortak özelliği nedir, diye sorulduğunda borç verenlerin aktif olarak borçlulara ödeme yapması anlamına gelir. Daha fazla borçlanmayı teşvik eder. Yani bir kredinin faize göre kazancı yükseleceğine zamanla aşınır, ana parası eksiye düşer. Bu da kredi kullanım oranlarını artırır. Bankalar ise zararlarını müşterilerinden küçük de olsa tahsil ettikleri faizlerden karşılarlar.

Üretimi ve emeği destekliyor

Negatif faiz doğrudan yatırım ortamını müspet etkiler, ancak portföy yatırımlarından özellikle tahvil yatırımlarında ciddi kayıplara sebep olabilir. ABD ekonomisinin bugün negatif faiz ortamında düştüğü en büyük olumsuzluk tahvil getirilerinin gerilemesi olarak gözleniyor. ABD varlıklarına yatırım yapanlar tahvilde ve dolarda umduğunu bulamayınca güvenli liman altına yöneliyor.

Bizim gibi borç çevirmesini Hazine ihalelerine bağlayan ülkeler de negatif faiz ortamında borçlanma sıkıntısı, cari açık ve bütçe açığını çevirme noktasında sorunlar yaşayabilir. Bunun çaresi negatif faiz ortamında genişlemeci politikaları fırsat bilip reel sektörü harekete geçirerek ihracata ağırlık vermektir. Ekonomiyi sıcak para ile borçlandırarak değil üretip dışarıya satarak döviz kazanma yolunu tercih etmektir.

Ekonomilerde negatif faiz modeli, yatırımcı, işletme ve tüketicileri borç almaya ve para harcamaya teşvik eden bir sistem. Yaklaşık 200 yıllık kapitalist ekonomilerde bazı dönemlerde uygulansa da 2008 küresel krizinden bu yana hayata geçen negatif faiz modelinin sonuçlarıyla ilgili bugünden bir şey söylemek mümkün değil. Neticeler daha sonraki yıllarda net olarak görülecek. Fakat müspet tarafına bakıldığında insanları üretime ve emeğe yönlendirmesi, istihdamı ve ihracatı artırması açısından savunulacak tarafları olduğu söylenebilir. Tabii aslolan ekonomilerden faiz tamamen çıkarılmalı ki, kazançlar bereketlensin, ekonomiler faizle havadan kazanç sağlayanların yükünden kurtulabilsin.

Merkez Bankası (TCMB) politika faizi yüzde 8,25. Enflasyon ise yüzde 12’nin üzerinde. Bunun anlamı diğer ülkeler gibi Türkiye de yüzde 3 oranında negatif faiz uyguluyor. Böylece TCMB uyguladığı negatif faiz ile maliye politikalarına katkı sağlıyor, reel sektörü, üreticiyi, istihdamı, emeği, ihracatı destekliyor ve pandeminin ekonomiye verdiği zararları minimize ediyor veya ortadan kaldırıyor.

Üç model uyguladık

TCMB, Yeni Ekonomi Programı (YEP) kapsamında “düşük faiz, rekabetçi kur” politikasını yürütüyor. Küresel salgına karşı düşük faiz veya negatif faizle yoluna devam eden TCMB, rekabetçi yani ne düşük ne yüksek kurla ekonomiyi dengede tutmaya çalışıyor.

Türkiye bu zamana kadar konjonktüre göre “yüksek faiz, düşük kur” ve “düşük faiz, yüksek kur” modellerini uyguladı. Ancak Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde “düşük faiz, rekabetçi kur” rağbet gördü ve halen bu model ile ekonomiye yön veriliyor.

Model uygulamaya başladığında Türkiye nominal olarak pozitif faiz veriyordu ve portföy yatırımcısı da dünyada olduğu gibi faizlerin düşeceğini bildiğinden Türk tahvillerine yatırım yaptı. Neticede TCMB’nin faiz indirimleriyle yatırımcı oldukça para kazanırken Türkiye de döviz açığını ve finanse etmesini bildi. 

İhracatı destekleyen kur

Türkiye’nin rekabetçi kur uygulamasının anlamı yüksek veya düşükten ziyade dengeli bir yürüyüş. Ama beklentiler düşük faiz patikasında küresel ticarette rekabetçiliği teşvik edecek bir kur sistemi uygulanacağı manasını taşıyor. Bugün kurdaki denge de “düşük faiz, rekabetçi kur” modelinin bir sonucu olarak kendini gösteriyor.

İyi de rekabetçi kur ne o zaman? Konjonktüre, dünyada ve yurt içindeki gelişmelere göre kurun dengede tutulması. Kur, beklentilerin dışında bazen yüksek, bazen de düşük olabilir. Dövizin veya TL’nin değerinden ziyade kurdaki seviye ihracatçıya yarıyor mu, yaramıyor mu, ona bakılacak ve seviye ona göre ayarlanacak. 

İthalat yerli ürünlerden karşılanırken, dış alımlar sınırlandırılacak. İhracatta katma değere ağırlık verilerek döviz dengesi dış ticaret ile sağlanacak. Orta koridorda yürüyecek olan kur, enflasyonu da hizaya getirecek. Ekonomi diliyle, ithal ikameci model ile rekabetçi kur ekonominin omurgası haline getirilecek.

Model uygulanıyor mu?

Rekabetçi kur sistemi bugün çalışıyor mu? Nispeten… Pandemiye rağmen ihracatta gerilemeler görülse de kurdaki hareketlilik rekabetçi kur modelinin baskınlığını ortaya koyuyor. İhracatçı yürütülen model ile daha rahat dış ticaret imkanı buluyor. İthalatı sınırlayan model cari açığa destek verirken ithal ikameye de kapılar açıyor.

Düşük faiz, rekabetçi kur, bütçe açığına da müspet katkı sağlıyor. Pandemide yüksek seviyede vergi, KDV ve ÖTV’ler toplanamasa da genişleme politikaları gelecek kamu gelirlerine katkı vereceği ortada. Pandemi sonrası artacak vergi gelirleri, yılsonu itibariyle GSYH’e göre yüzde 3’lük bütçe açığı altında bir rakamı hanelere yazdırabilir.

İşte Merkez Bankası (TCMB) dünyada mer’i olan negatif faiz veya düşük faiz, rekabetçi kur modeliyle ekonomiyi bir yandan tamir ederken diğer yandan pandeminin verdiği zararları izale ediyor. Burada önemli nokta; genişleme politikalarıyla piyasaya, sektörlere akan paraların güvenli yatırım diye görülen dövize veya altına gitmesini önlemek için tedbirler almak ve üretimi sonuna kadar desteklemek.

 Yatırımcının altın iştahı fiyatlara rekora taşıyor

Pandemideki belirsizlik, ikinci dalga endişeleri, küresel salgının ekonomilere yönelik zararını hafifletmek amacıyla ABD ve Avrupa Birliği’ndeki genişleme hamlelerine yenilerinin eklenmesi, ABD Başkanı Trump’ın pandemide normalleşme öncesi daha kötü bir ortama girileceğini söylemesiyle doların zayıflaması, ABD 10 yıllık tahvil getirilerinin düşmesi, ABD/Çin arasında gerginliğin büyükelçilik kapatma tehdidini kadar varan seviyeye yükselmesi, Doğu Akdeniz’de Libya üzerinde restleşmelerin sürmesi ve Türkiye’nin Karadeniz’den sonra Ege’de de petrol arama faaliyetlerini artırması kıymetli madenler altın ve gümüşte fiyatları 2011 Eylül’den bu yana en yüksek seviyelere taşıdı.

Pandemi meselesinin yanında merkez bankalarının genişleme politikalarının devam etmesi, siyasi ve askeri gerginliklerin sürmesi durumunda altında ons fiyatların kısa vadede 1956 dolar kanalına yükseleceği yorumları giderek yükseliyor. Yurt içinde ise gramı 420 liraya dayanan külçe altında ise yurt dışı gelişmelere bağlı olarak 450 liralar konuşuluyor.

Pandemiye rağmen yatırımcısını haftalardır kazandıran Borsa İstanbul da yine üzmedi ve haftayı pozitif kapattı. Euro ise doların değer kaybetmesiyle parite kaynaklı altından sonra en yüksek getiriyi sağladı ve 8 lira kanalına girdi.

Altın yurt dışı ons fiyatların 1910 dolara dayanmasıyla yurt içinde de yüzde 4,91 yatırımcısına kazandırdı. Euro yüzde 1,38, Borsa İstanbul yüzde 0,35 prim yaparken dolar TL karşısında yüzde 0,28 değer kaybetti.

Türk piyasalarında 1000 TL’lik yatırım altında 1049,1 lira, euro 1013,8 lira, borsa 1003,5 lira, 997,2 lira oldu.

Haftaya piyasalar yurt içinde Merkez Bankası’nın (TCMB) açıklayacağı 2020'nin üçüncü Enflasyon Raporu, TCMB Para Politikası Kurulu Toplantı özeti, reel kesim güven endeksi ve kapasite kullanım oranı, ekonomik güven endeksi ve dış ticaret istatistikleri, yurt dışında ise ABD Merkez Bankası (FED) faiz kararı, ABD'de ve Euro Bölgesi’nde büyüme, Almanya'da enflasyonu takip edecek.

BIST 100…

En düşük 117.160,50, en yüksek 120.585,50 puanı gördükten sonra haftayı önceki hafta kapanışına göre yüzde 0,35 artarak 119.201,63 puandan tamamlayan Borsa İstanbul BIST 100 endeksi, ralli kanalında düşük kalibrede de olsa güçlenmesini sürdürüyor. 121.000 direncini zorlayan BIST 100 endeksinin 117.000’lerde kuvvetli desteği bulunuyor

DOLAR/TL…

ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomi yeni normale geçmeden, daha kötüleşeceğini açıklamasından bu yana para birimleri karşısında değer kaybeden dolarda düşüş sürüyor. Yurt içinde haftalık yüzde 0,28 değer kaybeden ABD parası haftayı 6,8490 liradan kapattı. ABD'de negatif reel faizler, koronavirüsün ABD'de durmak bilmeden yayılmaya devam etmesi ve küresel risk algısındaki artış yatırımcıların uzun pozisyonlarını kapatmalarına neden oldu. Dolardaki satış dalganın süreceği tahminleri yüksek. TL karşısında 6,84’ü pivot yapan doların gelecek hafta 6,78 – 6,80’de destek, 6,86’da ise direnç arayacağı tahminleri yapılıyor.

EURO/TL…

Euro kuru ise yüzde 1,38 artışla haftayı 7,9570 liradan kapattı. Dolar endeksinden zayıflığı tramplen yapan euro, AB’de genişleme paketleri, yurt içinde TCMB’nin faizleri sabit tutması ve kura talebin artmasıyla 7,90 lirayı aştı. Teknik olarak 7,94’ü pivot yapan euronun hafta içerisinde 8 lirayı direnç, 7,90 lirayı ise destek yapacağı öngörülüyor. Euro/dolar paritesinin ise gelecek hafta 1,17 seviyesini zorlayacağı tahminleri yapılıyor. Parite halen 1,1657 seviyesinde hareket ediyor.

ALTIN…

2020 yılının gözde yatırım aracı altın sınır tanımadan dirençleri bir bir yıkarak ilerliyor. Onsta 1800 dolar tahminlerinin ardından hareketlenen ve 1910 dolara dayanan ons altının, tüm zamanların en yükseği olarak bilinen 1922 doları yakalayıp 1956 – 1970 kanalında ilerleyeceğine dair yorumlar fazla. Altın fiyatlarının artışında 95’e inen dolar endeksindeki zayıflık, ABD vadelilerinde gelirin düşmesi, pandemiye yönelik genişleme politikaları etkili oluyor. ABD/Çin gerginliği ve diğer jeopolitik riskler de altın fiyatlarını yukarı yönlü destekliyor. Teknik olarak halen 1902 dolar seviyesinde olan altının önce 1912 doları kırdıktan sonra 1920’lerin üzerine çıkacağı öngörülüyor. Yurt içinde ise altının gramı yüzde 4,91 kazançla 419 liraya yükseldi. Cumhuriyet altını yüzde 4,86 artışla 2781 liraya, çeyrek altın da 670 liraya çıktı. 420 lirayı pivot olarak alan gram altının gelecek hafta 425 – 430 lira arasında gezineceği, satış durumunda ise 412 lirada destek bulacağı tahminleri yapılıyor.

PETROL…

Brent petrol 43 dolarda istikrar kazandı. ABD’deki petrol sondaj kuyularının 183’e çıkması ve stokların yükselmesi fiyatların da aşağı veya yukarı yönlü hareketini önlüyor. Pandemi kaynaklı henüz yeterli talebin oluşmadığı petrolde ABD/Çin gerginliğinin casus olaylarıyla daha da gerilmesi petrol fiyatlarının 44 doların üzerine çıkmasını engelliyor. 43 doları pivot yapan brent petrolün dünyadaki riskler sebebiyle 44 doları aşması zor ihtimal. Destek olarak ise 41-42 dolar seyri güçlü görünüyor.

analizgazetesi.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar