Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Sosyal koma..


Mustafa Yürekli, modernleşmenin bir olumsuz sonucuyla yüzleşmeye davet ediyor bizi: Son elli yılda milletimizin başından geçen pek çok olayın sanata yeterince yansımaması. Yürekli, ?Başına gelenleri algılayamayan, anlayamayan ve kendini ifade edemeyen bir millet haline getirildik; yaşanan olaylardan daha büyük bir felaket bu!? diyor.

Geçmişi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Sanat ve edebiyat da geçmişimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlar. Tarihçiler, tarihi olayları bulabildikleri belgelerle yorumlayarak yazar, ancak, o tarihi olayları bir de halkın gözüyle görmek, bizim konuya daha farklı bir açıdan bakmamızı sağlar. Her olayda, özellikle de savaşlarda sevinci de acıyı da yaşayan halktır. Tabii olarak, bunun yansımaları da halk edebiyatında ve müziğinde görülecektir. Halkın duyduğu üzüntü, keder ve sıkıntıları en iyi şekilde yansıtan halk edebiyatı türleri içinde belki de en önemlisi ağıtlardır. Çünkü, yaşanan olaylar tüm gerçekliğiyle ağıtlarda gözler önüne serilir.

Bütün toplumlarda görülen bir alışkanlıktır, ağıt yakmak. Eski Yunan, Çin, Sümer, Mısır, Arap ve Türk toplumlarında ağıt yakma adetine rastlanmaktadır. Ölenin başucunda toplanan kadınlar, tek tek saç-baş yolup, yaka-paça yırtarak ağıt söyleyip ağlarlar.. Bazan cenaze kalktıktan sonra, ölenin ortaya konan eşya ve elbisesi çevresinde toplanan kadınlar, şiddetli bir şekilde ağlayarak üst ve başlarını yırtar, saçlarını yolar ve durmadan dövünür, elleriyle yüz ve vücutlarına vururlar. Bu davranışlar ölü mezara götürülürken de yapılmaktadır.

Eski din ve toplum anlayışlarına yeni bir bakış açısı getiren İslâm, her hususta olduğu gibi cenazenin kaldırılması, defni ve definden sonraki durumlarına kendine has usul ve çözümler getirmiştir. Ölümle karşılaşıldığında, insanın acısını, hangi ölçü ve prensiplerde nasıl ifade edebileceğini belirlemiştir.

Canı veren de, alan da Cenab-ı Allah'tır. Ölüm musibeti karşısında nasıl davranacağımızı sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bizlere göstermiştir. Enes b. Mâlik'ten rivayet edilen bir hadis şöyledir: Resulullah (s.a.v.) ile birlikte oğlu İbrahim'in süt annesi olan Ebû Seyf Berra' b. Evs'in zevcesinin evine gittik. Resulullah, oğlu İbrahim'i kucağına aldı, öptü, kokladı. İkinci kez o eve gittiğimizde İbrahim can çekişiyordu. Nihâyet ruhunu teslim etti. Resulullah'ın iki gözü yaş dökmeye başladı. Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf, "Ya Resulullah! Halk musibet anında sabretmeyebilir, fakat sen de mi?" diye hayretini ifade etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) "Ey Avf'ın oğlu! Bu durum, bir babanın çocuğuna karşı beslediği rikkat ve şefkattir. Yoksa sabır ve tevekkülü zedeleyen bir haykırış ve ağıt yakma değildir. " buyurdu. Sonra Resulullah'ın bu göz yaşlarını diğer damlaların izlediği görüldü. Bunun üzerine de Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Göz ağlar ve kalb mahzûn olur. Biz, Rabbimiz'in razı olacağı sözden başka bir kelime ile kederimizi ifade etmeyiz. Ey İbrahim, senin ayrılığınla çok mahzun ve kederliyiz."[1] Yine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İki ses dünya ve ahirette lânetlenmiştir. Nimet zamanı çalgı çalmak, musibet zamanı inlemek."

Resulullah'ın "Ölüye akrabalarının ağlaması onun azabını arttırır."[2] buyurduğu bilinmektedir. Ancak Hz. Âişe (r.a.)'ya bu hadis hakkında görüşü sorulunca, Hz. Peygamber'in bununla, kâfir kimse için akrabaları ağlarken kendisinin de azap edildiğini kasdettiğini söylemiştir. Hadisin manası: "Ölü acı duyar, ehlinin ölü için bağırıp çağırması onu üzer. Çünkü o ağlamalarını işitir. Yaptıkları işler ona arz olunur." demektir. Yoksa "âilesinin ağlamasından dolayı azap ve ceza görür." anlamında değildir. Çünkü hiçbir kimse diğerinin günahını yüklenemez. İbn Cerir'in Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir: "Yaptığınız işler yakınlarınızdan ölenlere arz olunur. Eğer bir hayır görülürse, buna sevinirler; kötülük görürlerse hoşlanmazlar." Ölü arkasından üç gün yas tutulur. Ölen kocası ise kadının iddet boyunca yas tutması gerekir. İddet müddeti ise, dört ay on gündür.

Dolayısıyla ağıtlarımız, dünya görüşümüzün belirlediği çerçeve içinde yakılıp söylenmektedir. Milletimiz, ağıt yakmayı, ölen kişinin fazilet ve kahramanlığından söz edilerek toplumsal ve siyasal eleştiri boyutlarına varacak kadar geniş kapsamda, ölçülü bir şekilde ağlamak anlamında kullanmaktadır. Peygamber (s.a.v.) efendimizin ahirete irtihalinde Hz.Fatıma annemizin yaktığı ağıt çok ünlüdür.

Medeniyetimizde oldukça köklü bir maziye ve büyük bir birikime sahip olan ağıt ve ağıt söyleme veya ağıtçılık geleneği, çeşitli Müslüman halklar tarafından günümüze kadar yaşatılan ortak en eski geleneklerden birisidir.

Millet olarak medeniyetimizden uzaklaştıkça bozuluyoruz. Sanat ve edebiyatımız, milletimize yabancılaştığı için milli ruhu da yansıtamıyor. Değer erozyonuna maruz kalan toplumumuz, adeta sosyal komaya girdi, adeta bitkisel hayata geçti.

Bilinç kaybının en ileri durumudur, koma. Sözlü uyaranlara ek olarak, komadaki kişi ağrılı uyarılara da cevap vermez. Kolunun kuvvetli bir şeklide cimdiklenmesine, hatta cildine batırılacak bir iğneye hiçbir tepki vermez. Beyin hücreleri canlılığını hala koruyor olmakla beraber, hiçbir uyarıya cevap çıkartamayacak ölçüde sıkıntıdadır. Bireyler gibi toplumlar da komaya girebilir, sosyal koma da bir gerçek..Cemil Meriç,bu durumu ?anomi' kavramıyla açıklıyordu. Anomi, toplumun anlam dünyasının çökmesi ve bilinçli, dengeli tepki veremez hale gelmesidir. Toplumda ya da bireyde ölçü ve değerlerin çökmesi ya da amaç ve ülkü yoksunluğu sonucunda oluşan dengesizlik durumudur. Anomi, maneviyatsızlık, kuralsızlık. Bir toplumda, anlam dünyasının yıkılması sonucunda gerçekleşen maddi ve manevi çöküntü, karışıklık ya da çatışma olması durumu.

Olaylara Müslümanca tepki vermeyi, bize has ağlamayı ve gülmeyi, yas tutmayı ve eğlenmeyi unuttuk.


[1] Buhârî, Cenâiz, 44; Ebû Davud, Cenâiz, 24; İbn Mâce, Cenâiz, 53, 60; Ahmed b. Hanbel, III, 193.

[2] Buhârî, Cenâiz, 32; Meğâzi, 8; Müslim, Cenâiz, 16, 17 vd.; Ebu Davud, Cenâiz 54.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.