"Uzun süreli işsizlik" büyük tehdit!

 

"Uzun süreli işsizlik" büyük tehdit!

Manşet işsizlik rakamlarında aylar bazında aşağı yukarı oynamalar olsa da benim asıl endişem resmi kayıtlara göre "işsizlik" tanımındaki işsizlik oranları değil, içinde genç işsizliğin yoğun olduğu ve anketlere, resmi kayıtlara girmeyen uzun süreli işsizlik. İşsizliği azaltan değil, artıran bir düşünce yapısına sahip olduğumuz ve bu düşüncemizi ıslah etme yoluna gitmediğimiz sürece genele yayılan işsizlik tehdit olmaya devam edecek ve "uzun süreli işsizliği" önleyemezsek başımız çok ağrıyacak.

Türkiye’de deprem endişesiyle acilen tamamlanması gereken sadece kentsel dönüşüm değil, hayatın birçok alanına dokunan eğitim, hukuk, vergi, iş, sanayi, tarım, teknoloji hatta siyasetin yeniden dönüşüme ihtiyacı var.

Mesela bugün istihdamda genç işsizliğe çâre olamayışımız araştırıldığında karşımıza bahsettiğim konular çıkıyor. Yine merkezi bütçe açığını analiz ettiğimizde vergi sistemindeki arazları görüyorsunuz. İş dünyası ve sosyal hayattaki dengesizlikleri masaya yatırdığınızda hukuktaki eksiklikler karşınıza çıkıyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

Bu haftaki analizimizde Ekim ayı işsizlik rakamları kapsamında genç işsizlik sorununa temas etmek istiyorum. Dünkü “Çin batılılaşırken biz Çin’leşiyoruz!” başlıklı yazımda da ifade ettim. İşsizliğin daha doğrusu genç işsizliğin ana kaynağı bahsettiğim alanlardaki yapısal bozukluklar. İkincisi ise yapısal bozukluklardan kaynaklanan emek piyasası zihniyeti.

Dünyanın sanayi 4.0’a geçtiği günümüzde teknolojik dönüşümü bir emek kıyımına uğratmadan, emeğin verimliliğini yükselten üretim ve istihdam imkanlarını artırabilecek bir hale çevirebilirsek ne âlâ. Yoksa işimiz harap.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) son işsizlik rakamlarını açıkladı. Rakamlar geçen yılın Ekim ayına ait. Ekim’de geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 608 bin kişi artarak 4 milyon 396 bine ulaşmış. İşsizlik oranı 1,8 puanlık artış ile yüzde 13,4 seviyesinde gerçekleşmiş. Tarım dışı işsizlik oranı 2,1 puanlık artışla yüzde 15,7 olurken, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç işsizlikteki oran 3 puan artışla yüzde 25,3 puana yükselmiş. Yine gençlerde istihdam oranı yüzde 1,9 azalarak yüzde 32,8 olmuş. Türkiye’de toplam istihdam oranı yüzde 45,9, işgücüne katılma oranı yüzde 53, kayıt dışı çalışanların oranı da yüzde 34,9’a yükselmiş.

Emek piyasasında maalesef manzara bu!

İltifat ve marifet yok olmuş

Her insan çalışmak zorunda olduğu halde, ülkemizde işsizlik oranları sürekli niçin artıyor, bunu dikkatlice irdelememiz ve çözümlerini bulmamız gerekiyor. Öncelikle iş dünyası olarak işsizliği azaltan değil, artıran bir düşünce yapısına sahibiz ve bu düşüncemizi tamir etme yoluna gitmiyoruz. Maalesef emek piyasası kalite, verimlilik, iltifat ve marifetten uzak… Atalarımız iş ortamları için “Marifet iltifata tâbidir” demişler. Bugün ne iltifat var, ne de gereği üzeri marifet. İş piyasasını maliyetler ve makamlar üzerine oturtmuşuz. “Hamili kart yakınımdır” gibi… Ayrıca makineye verdiğimiz önemi, insana vermiyoruz. Göstermelik ödüllerle iş hayatını ayakta tutmaya çalışıyoruz. Özellikle emek piyasasındaki bazı katı düzenlemeler ve istihdam üzerindeki vergi yükü kaynaklı istihdam zorluklarından dolayı işletmeler işe alımlarda gönülsüz hareket ediyor. En küçük ekonomik dalgalanmalarda ilk başvurulan çâre ise işçi çıkarımı oluyor.

Geçen senenin ilk çeyreğinden itibaren başlattığımız istihdam seferberliklerine rağmen işsizlik rakamlarının hâlen yüzde 13’lerin üzerinde olması emek piyasasında seferberlikten ziyade zihinsel ve yapısal bozuklukların düzeltilmesi gerektirdiğini gösteriyor.

İşin özeti; emek alın teriyse, ter kurumadan emeğin hakkı verilmeli ki zihinsel arazlar ortadan kalksın… İstihdam deposu sektörler ve işleyişi sağlayacak düzenlemeci kurumlarda akıllı planlamalar, programlar ve uygulamalar hayata geçirilmeli ki yapısal sorunlar çözülsün… Böylece; sağlıklı bir emek piyasası ortaya çıkabilsin…  İşveren ile işçi arasında oluşan derin beceri uyuşmazlığı ortadan kalksın… İşveren istediği kritere uygun çalışan bulsun… Çalışan da kendi istediği alanlarla ilgili iş bulmakta zorlanmasın.

bors-1

İşsizliği doğuran iki faktör

Bir işin ilgi çekmesi için verimli olmasının yanında cazibesinin, gelir getirmesinin ve ihtiyacı karşılamasına bakılıyor.

Her insan kendi çapında başarılıdır. Bir işi, bir görevi başarmak ve toplumda saygınlık kazanmak ister. Tabii genç işsizliğini oluşumuna etki eden birçok faktör var. Soruna iki açıdan bakmak lâzım. İlki çağın gereğine uygun bir iş ortamının olmaması, geleneksellikte ısrar edilmesi, eğitimsizlik, tecrübesizlik ve beceriksizliği ortadan kaldıracak bir sistemin geliştirilememesi. Beğenmediğimiz geçmişimizde meslek edinmek daha kolaydı. Çırak-kalfa-usta sistemi insanları iş sahibi yapıyordu. Ancak bu sistem bugün yok veya işsizliği önleyecek kadar değil, çünkü azınlıkta kaldı. Gençlerin çalışma eğilimleri, köken ve bölgesel farklılıklar, bedensel arazlar yani engellilik de sorunun genel manada ilk bacağını oluşturuyor.

İşsizlikte ikinci etken makro seviyede… Bugün olduğu gibi ekonomik durgunluk, üretime yönelik talep yetersizliği, bölgesel ve demografik faktörler, istihdam politikalarındaki zafiyetler, eğitim eksikliği, üretime yönelik risk iştahının azalması, asgari ücret uygulamaları, daha doğrusu ücret politikalarındaki dengesizlikler işsizliği artıran genel etkenler. İşsizliğe yol açan etkenleri ayrı ayrı maddeler halinde sıralayıp anlatmak gazete sayfalarında işlenecek bir konu değil. Zira her konu ayrı bir kitap konusu.

Ağaç yaş iken eğilir

Demem o ki, “Ağaç yaş iken eğilir” atasözümüze istinaden insanlar daha küçük yaşlardan itibaren aileden başlayarak okul yılları da dahil toplumda nasıl yer alacağına dair bir eğitim planlanması gerekiyor. İnsanlara küçük yaşta hayatı, vatanı ve milletini sevdirmek, çalışma aşkı ve azmi vermek ilk adım olmalı.

Bunun yanında daha okul yıllarında çocukların el becerilerine göre meslek edinmelerini sağlamak hep eğitim sisteminin işi. Eğitim önemli ama eğitimci yetiştirmenin önemli olduğunu hayatın bir düsturu, bir ahlâkı ve bir prensibi olarak benimsenmesi gerektiği bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini de söylemek istiyorum.

Bazı ülkelerin istihdam konusunda başarılı olmalarının altında yatan en belirgin özellik sistemli, hedefi belli eğitimdir. Bir ülke ne üreteceğini bilemiyorsa, üretimde hedefi yoksa, iş ve çalışan ekseninde herhangi bir envanter çalışmasına girmemişse, üretim ve istihdam kargaşası yaşıyorsa, plansız ve programsız ise, istihdamda arz ve talebin ölçüsünü yapamıyorsa elbette üretimi sağlayacak insanları yetiştirmede ve eğitimde başarısız olacak. Mamafih birçok ülke eğitim sistemini yeniden yapılandırarak ve çağa göre dönüştürerek genç işsizliği önlemenin yollarını bulmuş. Zaten genç işsizlik oranları bir ülkenin gelişmişlik oranını da ortaya koyuyor.

bors-2

İşçi çıkarmada gençler ilk sırada

Diğer taraftan her alandaki hukuksuzluk işsizliği ve özellikle genç işsizliği artıran baş etkenlerin başında geliyor. Hayatı ve ülkeyi riske atan az iş, çok kazanç anlayışının gençlerde hâkim olması işsizliğin temel sebeplerinden. Söz konusu olay yer altı faaliyetlerine ve terör gruplarına kadar inebiliyor. Yine gençlerin düşük ücret sebebiyle boş zamanı tercih etmelerini de işsizliğin temel sebepleri arasına katabiliriz.

Ekonomideki daralmalar ve talep eksikliği de işsizliğin temel nedenleri. Ancak söz konusu ekonomik kırılmalar çalışan gençleri daha fazla tehdit ediyor. İşverenler daralmalar karşısında işçi çıkarımında öncelikle genç çalışanları ilk sıraya alıyor.  Genelde işten çıkarmalar işçi tazminatları ve tecrübeyle doğru orantılı olduğundan gençleri işten çıkarmak işveren açısından daha az maliyetli ve avantajlı olması genç işsizliğini doğuran diğer faktör.

Elbette ki insanlar hayatını devam ettirebilmesi için çalışmak mecburiyetinde. Gençler anketlerde işsiz görünüyorsa da asgari ücretin altında veya resmi iş sistemi dışında mutlaka gelir getirici bir işle uğraşacak. Bugün iş anketlerinde çıkan kayıt dışı çalışanlardaki oranın yüzde 35’lere ulaşması bunun apaçık göstergesi. Yani iş dünyası belirlenen asgari ücretten dahi gençlere iş vermek istemiyor. Asgari ücretten gösterilen kayıtlı genç işçilerin dahi maaşını aldıktan sonra önemli bir kısmını geriye iade ettiğine dair birçok haber alıyoruz. Dolayısıyla Ekim istihdam rakamlarında gördüğümüz kayıt dışılık giderek artıyor. Ekim ayında bu 1,2 puandı. Gelecek aylarda ne olacağı bilinmez. Yüzde 35’lik bir kayıt dışı istihdama bir bakıma gençlerin istihdamı olarak da bakmak lazım.

“Uzun süreli işsizlik” en büyük sorun

Dünkü yazımda da ifade ettim… İşsiz kategorisine girebilmeniz için önce istihdam belirleme anketinin uygulandığı gün ve geriye yönelik bir hafta içinde ücretli veya ücretsiz herhangi bir işte çalışmamanız gerekiyor. Bu birinci şart… İkinci maddede ise 4 hafta içinde iş arama kanallarını kullandığınız halde iş bulamamanız,  şartı var. Üçüncü şık 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olmanız lâzım. Son şart ise 15 yaşından yukarı yaşta bulunmanız gerekiyor. Bu 4 şarta haiz iseniz siz işsizsiniz.

Peki söz konusu 4 şartın dışındaki çalışmayanlar, işsizler ne olacak, işsiz sayılmayacak mı, diye sorduğunuzda işte o zaman hesap farklılaşıyor. Hele hele resmi kayıtlara girmiş işsizliğe bir de kayıt dışı işsizliği ve istihdamı eklediğinizde ülkedeki işsiz sayısı, çalışanların sayısını dâhi kat kat geçiyor.

Manşet işsizlik rakamlarında aylar bazında aşağı yukarı oynamalar olsa da benim asıl endişem resmi kayıtlara göre “işsizlik” tanımındaki işsizlik oranları değil, içinde genç işsizliğin yoğun olduğu ve anketlere kayıtlara girmeyen “uzun süreli işsizlik...”  Eğer bu “uzun süreli işsizliği” önleyemezsek başımız çok ağrıyacak.

Gerginlik yumuşadı risk iştahı arttı

Ukrayna uçağının İran füzesiyle düşürülmesinin öğrenilmesinden sonra ABD – İran sürtüşmesi daha çok su kaldıracağa benziyor. Hatta ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna kaynaklı yaşadığı “azil soruşturması”na kadar uzanacağını kimse tahmin edemez. Zaten ABD’nin Kasım Süleymani ve beraberindeki 6 komutanı öldürmesinin ardından ABD askeri üslerine yönelik İran’ın füze atışlarına alttan alarak beklenen karşılığı vermeyen Trump ve ardından İran’dan gelen yumuşama hareketi de olayın sanki bir mizansen izlenimi veriyor. Trump planladığı işini NATO’yu Ortadoğu’ya sokarak halletme derdinde. İran da buna çanak tutuyor. Trump’ın “ABD askerleri Ortadoğu’dan çekilebilir ama onların yerine NATO askerleri alabilir” sözünü hiç hafife almamak gerekir.

Şu anda dünya piyasalarının baş gündemi ABD-İran gerginliği. ABD/Çin ticaret gerginliği ise geri plana düştü. Brexit konusu ise hâlâ piyasaları yakından etkileyen üçüncü faktör. Buna rağmen ABD-İran arasında karşılıklı yumuşak ve uzlaşmacı açıklamalar küresel piyasalarda iyimserlik oluşturmadı değil. En azından piyasalarda risk iştahının artmasına sebep oldu. İdlib’deki ateşkes ile Türkiye-Libya mutabakatıyla ilgili Türk askeri birliklerinin Libya’daki hareketleri Türk piyasalarını yakından ilgilendiren iki gelişme.

İyimserlik o kadar arttı ki Borsa İstanbul bile haftayı rekor seviyelerden kapattı. Borsa İstanbul haftalık bazda yüzde 4,38 kazançla 118,663 puandan kapandı. Borsa hafta içinde en yüksek 119.140 puanı gördü. Borsa İstanbul 100 endeksi 110.745’i taban yaptı.

Bu hafta altın ve döviz kaybettirdi. Kapalıçarşı’da 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı yüzde 1,38 azalarak 293 liraya geriledi. Cumhuriyet altını yüzde 1,36’lık kayıp yaşadı 1952 liraya düştü. Dolar satış ise yüzde 1,62 değer kaybederek 5,8780 liraya, euro da yüzde 2,12’lik düşüşle 6,52 liradan işlem gördü. Sterlin yüzde 1,86 değer kaybederek 7,7 lira, İsviçre frangı yüzde 1,95 düşüşle 6 liradan satıldı. Yatırım fonları yüzde 0,21, bireysel emeklilik fonları yüzde 0,56 değer kazandı. Yatırım fonları içinde en fazla kazandıran yüzde 0,87 ile kıymetli madenler oldu.

Söz konusu gelişmelerle yurt içinde 1000 TL’lik yatırım borsada 1043,8 lira, altında 986,2, dolarda 983,8 lira, euroda 978,8 lira oldu.

Yatırım araçlarında gelecek haftaki beklentiler ise şöyle:

bors-3

BIST 100…

Haftanın son günlerinde yüzde 4’lerin üzerinde ralli yapan Borsa İstanbul BIST 100 endeksi bankacılık ve sanayi endeksinin desteğiyle 118,663 puandan kapanması rekor seviyelere henüz ulaşılmadığını ve yukarı çıkışların devam edeceğini gösteriyor. Piyasalar artık ABD-İran çatışmasını fazla dikkate almak istemiyor ve piyasa dinamikleriyle yürüme peşinde. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler petrol ve altınla birlikte borsalarda takip edilmesi gereken birinci olay. Yurt içinde ise 16 Ocak’taki Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararı, 13 Ocak’taki cari işlemler dengesi, 14 Ocak’taki sanayi üretim verileri ve 15 Ocak’taki merkezi bütçe dengesi ve 17 Ocak Cuma günü konut fiyat endeksi piyasalar tarafından yakından izlenecek. Küresel piyasalarla birlikte risk iştahı devam ederse BIST 100 endeksinin 122 binleri görme ihtimali yüksek. Genel akışta ise yukarı çıkışlarda 119.200, 120.700 ve 121.500 direnç, aşağı sarkmalarda ise 117.500 ve 116.900 dikkat edilmesi gereken destekler.

DOLAR/TL…

 ABD-İran gerginliğindeki yumuşama ve ABD-Çin ticaret görüşmelerine yönelik iyimser gelişmeler, İdlib’deki ateşkes ve Türk askerlerinin Libya’daki pozisyonu Türk varlıkları tarafından da dikkatle takip ediliyor. Özellikle Libya merkezli risklerin azalmasıyla değer kazanan TL ve beraberindeki enstrümanlar, Dünya Bankası’ndan Türkiye’nin ekonomik büyümesine yönelik iyimser açıklamalarıyla daha da olumlu bir havaya büründü. Dünya Bankası Türkiye’nin 2020 yılında yüzde 3 büyümesini beklediklerini açıkladı. Haftayı 5,88 lira civarından kapatan dolarda yukarı tırmanışta direnç noktası 5,91 ve 5,95… Aşağı sarkmalarda ise 5,83 ve 5,77 liralar kuvvetli destek konumunda.

EURO/TL…

Avrupa’daki Brexit ile ayrılış süreci yaklaştıkça euroda da değer kayıpları artıyor. Euronun dolar karşısındaki değer kayıpları da bunu açıkça gösteriyor. Türk varlıklarındaki iyimserlik de euroya değer kaybettiriyor. Haftayı 6,52 seviyesinden kapatan ancak bir miktar yukarı yönlü hareketlenen euro/TL paritesinde kuvvetli direnç noktası 6,6 lira. Aşağı sarkmalarda ise 6,45 ve 6,40’lar güçlü destek görünümünde.

ONS ALTIN…

ABD’nin İranlı devrim muhafızları komutanı Kasım Süleymani ve etrafındaki 6 komutanı öldürmesi ve ardından İran’ın ABD askeri üslerine füze saldırısıyla 1611 dolar sınırını aşan ons altın fiyatları krizin yumuşamasıyla 1545 dolara kadar geriledi. Altın halen uluslar arası piyasalarda 1562 dolar seviyesinde hareket ediyor. ABD ve İran tarafından oluşan kriz ile ilgili açıklamalar yumuşarken altın fiyatları da yeniden 1600 doların altına indi. Altın, Körfez’deki krizi takip ederken diğer taraftan ABD-Çin arasında haftaya yapılması beklenen birinci faz ticaret anlaşmasına kilitlendi. Teknik olarak ons altının seyri 1550 dolar seviyesindeki hareketlenmelere bağlı olarak devam edeceğe benziyor. Yukarı yükselişlerde en kuvvetli direnç 1565 ve 1572 dolar. Aşağı sarkmalarda ise dip seviye 1535 dolar.

PETROL…

ABD-İran arasındaki gerginlik biraz yumuşasa da brent olarak halen 64 dolarda seyreden petrol fiyatları Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek gelişmelere odaklandı. Bölgede yaşanabilecek en küçük olumsuz gelişme bile petrol fiyatlarını yeniden 70 doların altına taşıyabilir.  Çin-ABD arasındaki ticaret görüşmeleri de altın ile birlikte petrol fiyatlarını yakından ilgilendiriyor. Brentte direnç 67 dolar, destekler ise 62 ve 63 dolar. ABD tipi WTI petrolünde ise 60 dolarlı seviyeler izleniyor.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar