Doç. Dr. Muhammet Sani Adıgüzel: Fethi Gemuhluoğlu kimlerdendi?

Doç. Dr. Muhammet Sani Adıgüzel: Fethi Gemuhluoğlu kimlerdendi?
Demem o ki, dostluğun kitabı bir sözlü edebiyat ürünüdür. Daha doğrusu önce söz olarak görünmüş, sonra ete kemiğe bürünmüş, yani harften elbise giymiştir. Kitabın yazarı bu iş benim işim değil diyordu: Hiç mutadım değil konuşmak.

Fethi Gemuhluoğlu kimlerdendi?

Dostluğun kitabını yazmadı. Belki yazmak istedi ama nasip olmadı. Yazmaya büyük bir değer verdiği hâlde yazmadı. Necip Fazıl’ın deyimiyle yazanlara sakalık yapmaktan kendisi yazmaya fırsat bulamadı. Bunu yazı orucu tutmak olarak niteledi.

Yazı orucu tutmak ne demek? Şu demektir ki ancak bir gün yazı yazmayı düşünenler yazı orucu tutarlar. Bir de yazı yazmış, şiir yazmış insanlar yazıya, şiire ara verdiyse buna yazı orucu denir. Yazdığı birkaç yazıya, şiire bakınca; o da böyle yapmıştı. İşin garibi kendisi oruç tutarken, tutmayanlara destek olmuş, onları okumaya, yazmaya teşvik etmişti.

Hep söylenir: Hiç tanımadığı, bilmediği birinin bir dergide, bir gazetede yazısını görmeyedursun! Hemen onu arar bulur ve ondan yazmayı sürdürmesini isterdi. Sadece manen istemekle mi kalırdı? Hayır. Aynı zamanda madden gereken yardımı da yapardı. Böylece eli kalem tutan birçok insanın yetişmesine katıda bulundu.

Birçok insanın yetişmesine katkıda bulunan birinin yazacağı kitabın dostluğun kitabı olmasından daha tabii ne olabilirdi? Evet, kitap şekilden, harften; harflerin yan yana dizilişinden ibaretse, o kitap yazmadı. Ancak kitabı şekil olarak görmek, harf olarak görmek, harflerin dizilişi olarak görmek kitaptan çok da anlamamak demektir.

Demem o ki, dostluğun kitabı bir sözlü edebiyat ürünüdür. Daha doğrusu önce söz olarak görünmüş, sonra ete kemiğe bürünmüş, yani harften elbise giymiştir. Kitabın yazarı bu iş benim işim değil diyordu: Hiç mutadım değil konuşmak.

Belli ki kelamın hakkını verememekten korkuyordu. Belki ondandır. Selam faslını çok uzun tutmuş, kelama bir türlü geçememişti. Hatta kelama geçtikten sonra da selama dönmüş, selamın sadece bir ön söz değil, aynı zamanda bir son söz olduğunu göstermek istemişti.

Selam etti. Kelam etti. Hikâye anlattı. Dostluk hikâyeleri anlattı. Dostluk hikâyelerine Hz. Ali ile başladı. Dost denince Hz. Ali gelmeli idi akla. O Hz. Ali ki ölüme dostu. Hz. Peygamberin yatağına ölümüne yatmıştı. Dost denince akla Hz. Ebu Bekir gelmeliydi. Hz. Ebu Bekir de Hz. Ali gibi ölümüne dosttu. O da canını cananına siper edenlerdendi.

Hikâyelerin başlangıcı böyleydi. Yolculuk Mekke’den Medine’yeydi. Yolculuk devam ediyordu. Ama yolculuk bir gün bitecekti. Yolun sonu görünmüştü. Sonra. Sonrası bir soru: Kimlerdensiniz? Muhacirden mi, Ensârdan mı?

Bu soruya cevap veren olmadı. Zaten cevap da beklemiyordu. Soruyu sormuş olmak kâfiydi. Ancak soruyu soranın cevabı hazırdı: O bir ensar idi.

Doç. Dr. Muhammet Sani Adıgüzel

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi

Kaynak:

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.