Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Örnek Müslüman Aydın: Abdullah b. Mes'ud

Abdullah b. Mes'ud, Hz.Peygamber’in (s.a.) müşaviriydi. Dünya hayatındayken cennetle müjdelenmiş, Aşere-i Mübeşşere adı verilen on sahabeden biriydi. 

Hz. Hatice ve Ali’den sonra İslâmiyet’i kabul eden üçüncü kişi olduğu söyleniyorsa da bizzat kendisi altıncı Müslüman olmaktan şeref duyduğunu belirtmektedir.

Abdullah b. Mes‘ûd kısa boylu, zayıf ve esmer bir kimse idi. Son derece mütevazi bir kişiliğe sahipti. Saçlarını uzatır, temiz ve güzel giyinmeyi severdi. Süründüğü güzel kokularla karanlık gecede bile tanınırdı. 

İstediği zaman Hz.Peygamber’in (s.a.) huzuruna, hatta evine girmeye izin verilmişti. Sürekli Resûlullah’ın (s.a.) yanında bulunarak Kur'ân-ı Kerîmi iyi öğrendi. Pek çok da hadîs-i şerîf dinlemiş, ezberlemiş ve nakletmiştir.  

*****

Örnek Aydın Tipi

Abdullah b. Mes'ud, İslami ilimlerin kurucularındadır. Tefsir, hadis ve fıkıh ilminde otoriteydi.

İslam’ın örnek aydınlarındandı. İlim ile ameli ayırmazdı, salih bir kul olmaya çalıştı..

Mekke’de diğer Müslümanlarla birlikte o da müşriklerin eziyet ve işkencelerine mâruz kaldı ve bundan kurtulmak için Habeşistan hicretlerine katıldı.

Müşriklerden korkmadan ve onlardan gelecek baskılara aldırmadan, Hz. Peygamber’den (s.a.) sonra Kâbe’de âşikâre Kur’an okuyan ilk sahâbî olan Abdullah b. Mes‘ûd, aynı zamanda Medine’ye ilk hicret edenler arasında yer aldı. 

Kendisini Resûlullah’ın hizmetine adamış olan Abdullah b. Mesud, çok sevdiği Hz. Peygamber (s.a.v.) bir yere gitmek istediği zaman ayakkabılarını çevirip hazırlar, yolda önünde yürür, yıkanırken perde tutar ve uykuda iken ibadet için uyandırırdı. Bir yere oturduklarında ayakkabılarını çıkarır, muhafaza ederdi.

Güzel sesliydi ve çok güzel Kur’an okurdu. Sahâbe arasında ahlâk ve yaşayışı bakımından Resûlullah’a (s.a.) en çok benzeyen kişi olarak kabul edilirdi. Hz. Peygamber’in hayat tarzını, kıyafetini, ahlâk ve tavırlarını örnek almada son derece gayret gösterirdi. Bir yandan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) özel hizmetinde bulunurken diğer yandan da yeni Müslüman olanlara İslâmiyet’i öğretirdi.  

Cansiperane bir şekilde savaşırdı. İbni Mes'ûd hazretleri, cüssesinden umulmayan kahramanlıklar göstermiştir. Uhud Gazvesi’nde bir ara ortaya çıkan panik sırasında Hz.Peygamber’in (s.a.v.) yanından ayrılmayan birkaç kişiden biridir. Kaynaklar onun Hz. Peygamber zamanındaki bütün savaşlara katıldığını bildirmektedir. Bedir’de savaştan bir önceki gece keşif kolunda görev aldı. Bedir, Uhud, Hendek gazisiydi.

Bedir Savaşında, küfrü ile meşhûr ve Resûlullah efendimizin "Bu ümmetin Firavunu" buyurdukları Ebû Cehil'in başını Abdullah b. Mes'ud kesmiştir...

Kufe Okulunu Kurdu

Hz. Ömer halife olunca değişik kültürlere, farklı yaşayış ve değerlere sahip bulunan insanların yaşadığı Kufe’de zamanın üniversitesi olarak bir medrese kurdu. Kûfe’nin kazâ, eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmek üzere Abdullah b. Mes‘ûd’u görevlendirdi.

Böylece Abdullah b. Mes‘ûd Kûfe’de uzun bir süre kalarak ilmî faaliyetlerin başında bulundu; tefsir ve kıraat alanında olduğu gibi fıkıhta da Kûfe okulunun kuruluşunda en önemli rolü oynadı. Kûfe’de özellikle tefsir ve hadis, dil, tarih, fıkıh ve kıraat gibi ilimlerde birçok âlim yetişmiş, Kûfe merkezli ilmî ekoller ortaya çıkmıştır.

Irak ya da Kufe okulu fıkıhta olduğu gibi tefsirde de re’ye önem vermiş ve bu ilimleri daha sonraki nesillere aktaran birçok değerli âlim yetiştirmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm ve ondan çıkarılacak hükümler konusunda “Yemin ederim ki Allah’ın kitabında, nerede nâzil olduğunu bilmediğim bir sûre ve kimin hakkında indiğini bilmediğim bir âyet yoktur. Bununla birlikte Allah’ın kitabını benden daha iyi bilen ulaşılabilir birinin var olduğunu bilsem hemen ayağına gider, ondan faydalanırdım.” demiştir (Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 8).

Abdullah İbn Mes‘ûd dışında, görüş ve fetvaları talebeleri tarafından yazıya geçirilmiş başka bir sahâbî yoktur denebilir. Kendisini tamamıyla ilmî faaliyete vermesinden dolayı onun yetiştirdiği talebeler sayı ve kalite bakımından da diğerlerinden üstündür. Bu yüzden de Irak yöresinde Hz. Ömer ve Ali başta olmak üzere bazı sahâbîlerin görüşleri yanında en çok İbn Mes‘ûd’un görüşleri yayıldı ve daha sonraları Ebû Hanîfe tarafından sistemleştirilen bu mektebin asıl kurucusunun İbn Mes‘ûd olduğu ileri sürüldü.

Irak fıkıh mektebinin en önemli iki vasfını teşkil eden “nassın bulunmadığı yerde rey ve kıyasa baş vurulması” ilkesi ile “sahih olduğu kesin olarak bilinmeyen hadislerin yerine ictihadın tercih edilmesi” esası, temelde İbn Mes‘ûd’un düşünce tarzına dayanmaktadır.

Emevîler döneminde Medine dışında ikinci ilim merkezi olarak ortaya çıkan Kûfe ekolünün oluşmasında Kur’an ve Sünnet bilgileri yanında re’y ve ictihadlarıyla da tanınan Hz. Ömer, Hz. Ali ve özellikle Abdullah b. Mes‘ûd’un payı büyüktür. Ehli Sünnet vel Camaat’in Hanefilik ve Maturidilik mezhepleri Kufe’de gelişti. İmam- Azam Ebu Hanife Kufe’deki ilim çevresinde yetişti.

Mütevazi Yaşadı

Abdullah b. Mes‘ûd, kendini ilme adadığından mütevazi bir hayat sürdü.

Fakir bir ailenin çocuğu olduğu için İslâmiyet’e girmeden önce pek tanınmayan Abdullah b. Mes‘ûd, çocukluğunda Ukbe b. Ebû Muayt’ın sürülerine çobanlık yaptı.

Altmış yaşları civarında hastalandı. Rüyasında Peygamber efendimizi (s.av.) görmüştü son günlerinde. Resûlullah (s.av.) onu kendi tarafına davet etmiş, o da bu daveti büyük bir şevkle kabul etmişti. Bun rüyadan çok az bir zaman sonra da vefat etti.

Bakî Mezarlığına defnolundu. Abdullah bin Zübeyr ve oğlu, techiz ve tekfin etmişler ve bütün vasiyyetlerini yerine getirmişlerdir.  Cenaze namazını Hz. Osman (r.a.) kıldırdı. Osman bin Mazun da kabre koymuştur.

Mirası İlimdi

Hastalandıkları zaman Hz. Osman hususî olarak ziyaretine gitti. Hasta yatağındayken onu teselli etti. ‘’Bir isteğin var mı?’’ diye sordu.

Abdullah b. Mes‘ûd, ‘’Günahımdan şikâyet ediyorum, rahmet-i ilahiyyeyi isterim.’’ dedi.

Hz.Osman, ‘’Bir doktor getirelim mi?’’ deyince; ‘’Gerek yok’’ cevâbını verdi.

Abdullah bin Mes'ud hazretlerinin kız evlâdı çoktu. Hz. Osman'ın; ‘’Kızlarınıza ne bıraktınız? Onlar geçimlerinde zorlanıyorlar.’’ demesi üzerine; ‘’Ben onlara Vâkıa' sûresini öğrettim. Hz. Peygamber’den (s.a.v.) bizzat işittim ki "Her kim akşamdan sonra, geceleri, Vâkıa' sûresini tilâvet ederse fakirliğe, darlığa düçâr olmaz." cevabını vermiştir...

haber7.com / yazının devamı..

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.