Yiğidin düştüğü yer!

Enflasyonla ilgili ne kadar konuşsak, yazsak az gelir. Servet ve gelir düşmanı, mali, siyasi ve toplumsal istikrarı bozucu bu belânın mutlaka defedilmesi ve oranların yüzde 5'in altına çekilmesi gerekiyor.

Yiğit düştüğü yerden kalkar, derler. Doğrudur. Yiğit düştüğü yerden kalkarken de ayakta kalabilmesi ve yürüyebilmesi için düştüğü yeri iyi bilmesi ve ona göre bir yol haritası çizmesi lâzım.

Son yarım yüzyıl içinde çok düşük ve çok yüksek enflasyon oranlarıyla tanıştık, hemhâl olduk.

1968’de en düşük yüzde 3,7’lik enflasyonu gördüğümüz gibi 1980’de yüzde 115, 1994 yılında yüzde 125’le zirve enflasyonlar içinde nefes alamadığımız zamanlar oldu. Son 20 senede de; 2001’de en yüksek yüzde 68’i, 2010 yılında yüzde 6,4 ile en düşük enflasyonu hep birlikte yaşadık.

Stokçular, ihtikârcılar, faizciler ve fırsatçılar yüksek enflasyon sürecinde enflasyon vergisi dediğimiz yöntemle vatandaşın malını, servetini ve kazancını ceplerine indirdiler. Anlayacağınız toplumda büyük bir servet transferi gerçekleşti.

***

Bugün ekonomide en büyük mes’ele yine enflasyon… Sürekli değiştirilen para politikalarıyla sorunun çözülemeyeceği görülüyor.

Faizleri yükselttik, üretim düştü, ekonomi küçüldü, işsizlik sorun oldu... Faizleri düşürdük, enflasyonun ana etkenlerinden döviz kuru yükseldi, ucuz krediler havada uçuştu… 15 günlük tatil için 36 ay faizli kredi alacak kadar dahi gözümüz döndü.

Neticede ekonomi olarak büyüdük ama karşılığı bize yüksek enflasyon olarak geri döndü. Birilerinin zevk u sefasının bedelini, tarla-market arasındaki yüzde 500’lere varan fiyat farkını ve zam şampiyonu ürünlerin ceremesini dar ve sabit gelirliler ödedi ve ödemeye devam ediyor.

Evet… Faizi tuttuk olmadı, dövizi tuttuk yine olmadı!..

Pandemi ortamında yeniden faizleri zirvede tutarak enflasyonu bastırmaya çabalıyoruz, ancak parasal genişleme sebebiyle oluşan yüksek talebi karşılamaya ne üretimin ne de faizin gücü yetiyor. Özellikle ithalata dayalı artan tüketim bizi enflasyonun kucağına yuvarlıyor.

***

İnsanlara şaşmamak elde değil! Çünkü seyahat, konaklama ve yemek harcamalarının gerilediği pandemi yılı 2020’de bile toplam banka kartı ve kredi kartı harcaması miktarı 1 trilyon 61 milyar lira olmuşsa, daha ne diyelim!

2021 Haziran enflasyonunda başı çeken üç sektöre dikkat ediniz!.. Ulaştırma, gıda ve ev eşyası… Mesaj alınmıştır sanırım… İnşallah enflasyon kontrolden çıkmaz.

Diyorum ki, harcamalar belki bütçe rakamlarını olumlu etkiliyor, fakat oluşan enflasyon rakamlarının faizlere baskı yaparak ne kadar borç yükü getirdiğini hatırlamak da bir zorunluluk.

Tüketimle, üretimle, ihracatla, turizmle, şunla bunla büyüyelim ama itidalli, istikrarlı ve enflasyonu uçurmadan kaliteli büyüyelim, demek istiyorum.

***

Enflasyon tekrar eski kronik günlere köprüler atmaya hazırlanırken günümüz dünyasında küresel ekonomik büyüklükte ilk 10’u hedefleyen Türkiye’ye yüzde 20’li faizler ve enflasyonlar yakışmıyor vesselam.

Enflasyon bugün itibariyle resmi yüzde 17,53. Temmuz’da bu rakamı da arayabiliriz…

Geçmişte aynı enflasyon oranlarını 1971 yılından başlayarak 1976’ya kadar yaşamıştık. Ardından enflasyon 1979 yılında yüzde 56 ile adeta patlamıştı. Sonrası malum... Vatandaş yıllarca yüksek enflasyonla kucak kucağa yatmıştı.

Enflasyonun kök saldığı 1970’lerin küresel petrol krizi ve Türkiye’de iç terör olaylarının baskın olduğu yıllar olduğunu ve enflasyon vurguncularının pıtrak gibi çoğaldığını unutmayalım.

Bugün tehdit olarak petrol krizi yerine pandemi, terör yerine sürekli artışta olan döviz kurları var.

***

Küresel salgının ve beraberinde yayılan kuraklığın emtia fiyatlarını artırarak enflasyonları yukarı yönlü tetiklediğini biliyoruz. Bütün ülkelerde enflasyonlar yükselişte. Buna yapabilecek fazla bir şey yok. Ancak döviz kuru meselesi, işte Türkiye için yiğidin düştüğü yer burası.

Maalesef bir dolarizasyon ülkesiyiz. Yıllardır dövize göbekten bağlıyız. Vatandaş dövize o kadar kolay ulaşabiliyor ki, aklınız duruyor.

Ekonominin kuralı belli. Bir mal yüksek talep görüyorsa fiyatı artar. Döviz de neticede bir mal. Sabit gelirli bir kişi dahi parasının değerini korumak için maaşını döviz olarak bankada veya elinde tutuyorsa TL nasıl değer kazanacak?

Dövize bağımlılığın sebebi açık… Dolar son bir yılda yüzde 30, euro yüzde 40 kazandırdı. Adam oturduğu yerden, alnı terlemeden yıllık yüzde 30 – 40 kazanıyor… Böyle kazanç nerede var?

Diğer taraftan döviz fiyatlarını yükselten kamu - özel sektör dış borç stokunu, siyasi, ekonomik ve jeopolitik dış riskleri saymadım bile.

analizgazetesi.com.tr / yazının devamı..

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.