Devleti ebed müddet en kuvvetli zırhımız

Ülkümüzle ayaktayız Türk milleti milli iradeyi, 15 Temmuz'da tankların önüne yatarak ve göğüslerini kurşunlara siper edip tarih yazarak korudu. Biliyoruz ki, söz konusu saldırılar ilânihaye bitmeyecek… Fakat Türk milleti bu saldırılara "Devleti ebed müddet" ülküsü dahilinde 2023, 2053 ve 2071 vizyonlarıyla karşılık verecek.

ABD’nin küresel siyasi ve ekonomik hükümranlığı giderek zayıflarken dünyanın koronavirüs gibi bir salgına tutulması aslında pek manidâr. Henüz pandemiden bahsedilmediği zamanlarda yine küresel ekonominin resesyona doğru yönelişinden bahsediliyordu ama Doğu Akdeniz ve Ortadoğu başta jeopolitik riskler daha ön planda ve daha baskındı. Global dünya ateş çemberinin içindeydi. Bölgede devletler adeta birbirini boğazlayacak durumdaydı.

Yükselen risklere rağmen dünya 2020’ye girerken 2019 yılında zirve yapan ABD/Çin gerginliğini üzerinden atmanın heyecanını yaşıyor ve daha iyi ekonomi ve daha iyi siyaset anlayışıyla yeni yıla hazırlanıyordu ki virüs salgını patladı.

Salgın kime yaradı, kime yaramadı… Bu işten kim kazançlı çıktı, kim kaybetti… Kimler hangi hedeflerinde boğuldu, kimler hedeflerini isabet ettirdi, bugün için bunları fazla bilen yok. Salgının insan eliyle yayılıp yayılmadığına dair bilgiler de karanlıkta…

Fakat bir gerçek var… Koronavirüs insanlığın aklını başına getirdi. Kibrini kırdı. Gücün haklı olmadığını gösterdi. Süper denilen müstevli devletlerin kartondan kaplan olduğu anlaşıldı. Kanaatimce tarihin seyri açısından en önemli gelişme bu oldu.

Salgında darbe mi yapılır?

Sözü getirmek istediğim yer; hürriyet, bağımsızlık, medeniyet, insanca yaşama. Devletler salgın sürecinde siyasi ve ekonomik zafiyete düşmesine ve büyük zorluklarla karşılaşmasına rağmen hiçbir yerde yıkıcı darbeler olmadı. Birkaç kesif hareket dışında insanlar darbelerle ezilmedi. Ancak burada Çin’in yıllardır zulmü altında inleyen Doğu Türkistan’ı hariç tutmak gerekir.

Mesela pandemi öncesi başlayan beynelmilel destekli Libya’daki Hafter darbesi Türkiye’nin gücüyle kırıldı. Dikkat ederseniz Avrupa’da sarı yelekliler birden geri çekildi. Yılların birikimi zencilere yapılan baskı ve zulümlere karşı halk ayaklanmaları ABD’de ve dünyanın birkaç yerinde görülmesine rağmen sönük kaldı.

Demek ki darbeler genelde işgalci, müstevli, sömürücü dış kuvvetlerle yapılıyormuş. Dışarıdan destek almadan içeridekiler darbeye yeltenemiyormuş… Pandemide parmağını oynatamayacak duruma gelen zalim darbe destekçileri zafiyet gösterince darbeler de rafa kalkıyormuş… Derenin taşıyla derenin kuşu mu vurulurmuş… Ne de olsa can oldukça tatlıymış… Salgında darbe mi yapılırmış… Olayı dallandırıp budaklandıracak değilim…

Mezkur olayda gerçek anlamın bu minval üzeri olduğu görünüyor.

Ne yapsalar nafile

Darbe ve muhtıralarla geçen Cumhuriyet tarihimiz tabii dünyaya göre farklılık oluşturuyor. İhtilaller genelde askeri kaynaklı oluyor. Bizde de öyle… Ancak fark; her yapılan darbeden sonra Türk halkı kendi milli değerlerine daha sıkı sarılıyor.

ABD destekli 1960, 1980 darbeleri, 10 yılda bir sahneye sürülen muhtıralar ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ile halk sindirilmeye çalışılsa da su yolunu bulmuş… “Söz milletin” sloganı bayraklaşmış.

Her gün içeride ve dışarıda Türkiye’ye kurulan tuzaklar milletin azmini ve iradesini daha da çelikleştirmiş.

Bugün uluslar arası alanda Türkiye’ye yönelik hasmane tavır ve kampanyalar devam ediyorsa sebebi “devleti ebed müddet”e sahip çıkmamızdandır. Ülkemizde bin yıldır sürdürdüğümüz insan öncelikli medeniyetteki kararlılığımızdır.

Dış güçler, bakmışlar darbe ve muhtıralarla Türkiye’yi kendi istedikleri çizgiye çekemiyorlar, o zaman ekonomik darbelerden medet ummuşlar. Uluslar arası Para Fonu (IMF) darbeleri, gümrük birliği darbeleri, kur/faiz darbeleri, dış borç darbeleriyle Türkiye’ye bukağa vurup köleleştirmeye çalışmışlar ama nafile olmuş tabii… Ne demiş şâir: “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır / Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır…”

Devleti ebed müddet

1071’de Sultan Alparslan’ın Malazgirt’de kazandığı zafer, Türk milletinin geleceğini kuracağı ve yeni bir coğrafyanın müjdecisi olmuş. Anadolu’da kurduğumuz ilk devletimiz Selçuklu, daha büyük bir doğumla neticelenmiş. Söğüt’te dikilen Osmanlı çınarı 600 yıldan fazla 3 kıta 7 iklimde bayrağımızı şan, şeref ve gururla taşımış. Osmanlı’nın bıraktığı bayrağı da Cumhuriyetimiz devralmış…

 “Şehadet ve gazilikle girdiğimiz Anadolu’da aynı inanç, azim ve kararlılıkla ezanları susturmamak, bayrağı indirmemek için alın terimizle gerektiğinde canımızla mücadelemizi sürdürüyoruz” diyen bir başkomutana sahip Türkiye’nin ebede yolculuğuna kimse mâni olamayacak, elbette…

“Devleti ebed müddet” milletin bizatihi kendisidir. Ne sömürgeciliğin, ne soykırımın, ne zulmün ne de herhangi bir başka utancın bu milletin sicilinde yeri yoktur.

“Devleti ebed müddet”… Sonsuza kadar sürecek Türk devletinin en veciz, en beliğ ifadelendirilmiş şekli. Devleti ebed müddet, bu milletin üst kimliği ve delinmez zırhıdır. Bizleri bölünmekten ve parçalanmaktan koruyor. Türkiye’de dış destekli darbelerin etkisiz kalmasını da “Devleti ebed müddet” ülküsü etkisiz hale getiriyor.

Saldırı odaklarını biliyoruz

İngilizler zulüm üzerine kurdukları medeniyetlerini “Güneş batmayan ülke” şeklinde idealleştirmişler ama bugün Ada’da bile güneş puslu doğuyor. Türkler ise “Devleti ebed müddet” ülküsünü bayrak yaparak hem İslamiyet öncesi ve hem İslamiyet sonrası dünyaya medeniyet ve insanlık taşımış. Adaleti hakim kılmış. Nefislerini kırmış, gönül kırmamış… Bugün doğal sınırlarımız Adriyetik’ten Çin seddine, Kırım’dan Afrika’nın ıssız diyarlarına kadar uzanıyorsa bunun asıl sebebi budur.

Dolayısıyla hâlâ birileri Suriye meselesini Suriyelilerin, Irak meselesini Iraklıların, Bosna meselesini Boşnakların, Doğu Akdeniz meselesini Kıbrıslıların, Kuzey Afrika meselesini Libyalıların, Tunusluların, Cezayirlilerin meselesi sansa da durum hiç de öyle değil. Oralar bizim doğal sınırlarımız. Bu sınırlar içerisinde de kardeşlerimiz yaşıyor.

Yine birileri hâlâ döviz kurunu, faizi, enflasyonu, küresel piyasalar aracılığıyla ekonomimize yapılan manipülasyonları, gizli açık ambargoları, yaptırım tehditlerini, uluslar arası standartlara uymayan nice hukuksuz girişimleri Türkiye’ye mâl etmeye çalışsa da ülkemize tezgâhların hangi mihraklardan ve menfezlerden geldiğini gayet iyi biliyoruz.

Haçlı ruhu hâlâ saldırıda

Tarihler haçlı seferlerini 1096 yılında başlayan Birinci Haçlı Seferi ile 1291’de Haçlıların Doğu’daki son merkezleri olan Akkâ’dan çıkarılmalarına kadar süren yaklaşık 200 yıllık bir dönemi kapsadığını yazsa da üstü açık kapalı günümüze kadar gelen saldırılar devam ediyor. Osmanlı’nın son 100 yılından başlayıp günümüze kadar gelen haçlı saldırılarının en sonuncusu Türkiye’de 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimidir.

Görüyoruz ki, 100 yıl önce bizi boğmaya gelen emperyalistler hesaplarını hâlâ kapatmamışlar. Biz de buna karşı istiklal mücadelemizi durdurmadan bilimle, sanatla, aşkla imanla sürdürüyoruz.  

Fırsat bulduklarında bizi içimizden bölmeye, dışarıdan kuşatmaya çalışıyorlar. Her ne olursa olsun kim olduğumuzu, nerede durduğumuzu ve nereye gittiğimizi iyi biliyoruz. 1. Dünya Savaşı'nı unutmayalım… 26 Ağustoslar, 29 Mayıslar, 18 Martlar, 19 Mayıslar, 23 Nisanlar, 29 Ekimler, 15 Temmuzlar bize bunu hatırlatan tarihler olarak nesiller boyunca hafızalarımızdan silinmemeli.

Türk milleti, milli iradeyi 15 Temmuz 2016'da tankların önüne yatarak ve göğüslerini kurşunlara siper edip tarih yazarak korudu. Biliyoruz ki, söz konusu saldırılar ilânihaye bitmeyecek… Fakat Türk milleti bu ve buna benzer menfur saldırılara “Devleti ebed müddet” ülküsü dahilinde geçmişte olduğu gibi 2023, 2053 ve 2071 vizyonlarıyla karşılık verecek. İşte “Devleti ebed müddet” sonsuza kadar sürecek Türk devletinin en veciz ve en beliğ ifadelendirilmiş şeklidir.

analizgazetesi.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar