Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Batı'ya ve Doğu'ya ufuk olabiliriz..



Anayasa, meşruluğunu ve gücünü, dayandığı mutabakat zemininden, milli iradeden, milletin anayasal hukuk bilincinden alır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi, başarısız anayasa çalışmalarıyla doludur. Türkiye?nin demokratik parlamenter sisteme geçişi 60 yılı doldurdu; bu dönem içinde iki anayasa, 1961 Anayasası ve 12 Eylül 1982 Anayasası yapıldı..

Nasıl 1961 Anayasası, bir askeri darbeyle ülkemizi, milletimizi birlik ve bütünlük içinde tutabilecek bir çerçeve niteliğine sahip olmadığı gerekçesiyle 1924 Anayasası?nın yerine yapılmışsa, aynı şekilde 1982 Anayasası da bir askeri darbe sonucu aynı gerekçeyle yapıldı.

1982 Anayasası, kısmen tercüme edilmiş, uyarlanmış, insicamını yitirmiş, felsefi temelleri çökmüş, her hangi bir yüce amaç vaat etmeyen, vaat ettiği sıradan hedeflerden bile kopmuş ve darbe ürünü olma niteliği taşıyor. Türkiye, hala layık olduğu anayasadan mahrum. En ciddi, en acil, en hayati sorunumuz, anayasa yapma problemi.

Bütün sorunlarımız, anayasadan kaynaklanıyor. Çünkü anayasa, temel kurumları belirler ve siyasi düzeni kurar. Düzenin felsefi temellerini ve yüce amaçlarını açıklar. Anayasa, toplumsal sözleşme nitelikli bir üst metindir.

Yapılacak anayasa, milletin Allah, kainat ve insan ilişkilerine dair izahını, düzen fikrini ve teşkilatlanma tecrübesini yansıtmak zorundadır. Milletimiz, bin yıldan fazla bir süredir İslam dinine mensuptur. Türkiye Cumhuriyeti, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar çizgisinin devamı olan bir devlettir. Milletimiz, vahye dayalı bir düzen fikrine, asırlardan süzülüp gelen büyük teşkilatlanma tecrübesine sahip.

1924, 1961 ve 1982 Anayasaları?nın milletimize uygun düşmeyişi, anayasa çalışmalarının hep başarısızlıkla sonuçlanmaları, milletimizin düzen anlayışını ve teşkilatlanma tecrübesini yansıtmaması, dolayısıyla önce ilahi iradeye, sonra da milli iradeye uyum sağlamamasından kaynaklanmaktadır.

MİLLİ MUTABAKAT METİNLERİ

Demokratik toplumlarda anayasalar, millî mutabakat metinleri ve milletin tarihsel arka planının ürünüdür. İslam medeniyetindeki, en azından onun gelişmiş son aşaması olan Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerindeki devlet kurumlarını, düzen fikrini ve teşkilatlanma tecrübesini göz önünde bulundurulmadan yapılan anayasa çalışmaları, başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdur. Osmanlı?nın, Batı?nın etkisine girdiği 18. yüz yıldan önceki, 15. yüzyıldan başlayan 300 yıllık dönemin düzeni esas alınmalıdır.

Milletimizin tarihinde ne burjuva ve aristokrasi gibi bir sosyal sınıf vardır, ne de kilise gibi, büyük bir siyasi ve ekonomik güce sahip dini teşkilat söz konusudur. Laiklik, demokrasi kavramlarıyla birlikte millet, vatan, devlet ve medeniyet kavramları da batıdaki anlamlarıyla ve bize yabancı bir tecrübenin tercümesi olarak anayasada yer almamalıdır. Bu kavramların bizim gerçekliğimizdeki karşılıkları esas alınmalıdır.. Milletimiz, Ehl-i Sünnet ve?l Cemaat çizgisinde devlet tecrübesine sahiptir; nizam fikrinin ve teşkilatlanma tecrübesinin temelini bu anlayış oluşturur.

Milletimiz emanet, hak, adalet, liyakat ve hürriyet prensipleri ile içiçe bir tarihsel hafızaya sahiptir. Dolayısıyla bizde sosyal barışı sağlayan şey, tevhit ilkesidir, hilafet kurumudur, vahye dayalı yüksek hak bilinci, ahlaki idealler, yüce hukuk ilkeleri, toplumsal refah ve kalkınma beklentisidir. Bizdeki sosyal mücadeleler, daima bu değerlerden ve ideallerden sapmalara karşı verilmiştir.

Anayasa, bir milletin kendi toprağının, kendi medeniyetinin ürünü olmalıdır, başka anayasaların uyarlanması, uyum sorunlarına yol açar. Bugün gecikmiş olsak da, yeni anayasa ile bu uyum sorununu çözme, olağanüstü hal şartlarından kurtularak, normalleşme imkan ve fırsatını yakalayacağız.

KÖPRÜ OLMANIN AVANTAJLARI

Türkiye, Batı ile Doğu arasında bir köprüdür. Günümüzde Avrupa ve Amerika başta olmak üzere Batılı toplumlar, değerler krizi yaşamaktadır. Materyalist modern batı medeniyeti, hem kendi toplumlarına, hem de insanlığa dünyayı cehennem etmiştir. Bütün bir yeryüzü, Batı haline gelmiştir ve dünya güçleri tarafından sömürülmektedir.

Doğulu toplumlar ise kimlik krizini yaşıyor. Güney?deki Fas?tan Asya?nın içlerindeki Filipinlere, Doğu?ya uzanan koskoca İslam coğrafyası Batı karşısında üstünlük sağlayamamanın verdiği kompleksten, eziklikten ve acizlikten hala kurtulabilmiş değil ve oldukça derin kimlik kriziyle boğuşuyor.

Müslüman kimliğinden yoksun, Batılı kimliği de edinememiş, ikisi arasında sıkışmış iki milyar insanın yaşadığı koskoca bir coğrafya, baskıcı kukla yönetimler yüzünden, Batı tarafından sömürülüyor. Dün İran İslam devrimi, Afganistan cihadı, Balkan ve Kafkas direnişi, bugün ise Arap uyanışı, Türk uyanışı.. Bütün bunlar, İslam coğrafyasının Batı karşısında nefis müdafaasıdır. Bu uyanış, nizam fikrine ve teşkilatlanma tecrübesine muhtaçtır. İslam?ın bu büyük çaplı uyanışı, liyakatli ve dirayetli kadroların görev almasını ve liderliği üstlenmelerini beklemektedir.

Türkiye?ye gelince, jeo-stratejik anlamda her iki krizden de olumsuz etkileniyor. Batı?nın değer krizi de, Doğu?nun kimlik krizi de bizi fena etkiliyor. Milletimiz, 200 yıldır her iki krizi birlikte yaşıyor. Türkiye de bir sömürge ülkesi olma özellikleri gösteriyor çünkü.

Şurası bir gerçek: Ülkemizin coğrafya olarak sahip olduğu stratejik üstünlükler, zaaflarımızdan daha çok.. Batıdan bakınca kimi zaaf gibi görünen özelliklerimizi, avantaja dönüştürme kabiliyetine de sahibiz.

Batı ile Doğu arasında bir köprü olan Türkiye, kendine gelir, yolunu çizebilirse, her iki dünyaya da ufuk olabilir. Batı?ya, krizden çıkaracak, buhranlarına son verecek ve daha güzel bir dünya kurmalarını sağlayacak, kurtuluşları olan değerleri ve idealleri sunabiliriz. Doğu?ya da özgüveni, ilkeli olmayı, disiplini, verimliliği, bize özgü niteliklerin/değerlerin çağdaş anlamlarını, kimlik krizinden kurtuluşu sunabiliriz. Biz yeni anayasayla kendi medeniyetimizi yeniden inşa edebilirsek, hem Batı?ya, hem de Doğu?ya saplanıp kaldıkları krizden çıkaracak yolu gösterebiliriz.

BATI?YA VE DOĞU?YA UFUK OLMALIYIZ..

İnsanın, idealist varlığı ve yetkinliğini gerçekleştirebilme misyonu, toplum halinde yaşamasını zorunlu kılmaktadır. Aksi halde hiçbir insani amacın gerçekleşmesi mümkün değildir.

Hz.Adem?den (a.s.) Hz.Muhammet?e (s.a.v.) kadar tüm peygamberler, hem ilahi amacı, hem insani amacı, hem de erdemler denilen temel insani özellikleri ve iki dünya saadetini bahşeden hukuk ilkelerini tebliğ etmişlerdir. Vahiy, toplum olarak yaşama yolunu, birlikte kardeşçe yaşama becerisini ve en üstün medeniyeti kurma iradesini göstermiştir.

Erdemlere bir bakalım; adalet, dürüstlük, güvenirlik, dayanışma, diğergamlık, fedakarlık, vatanseverlik, şehitlik, kahramanlık gibi değer ve kavramların varlığı, insanın sosyal yaşamına bağlıdır. Dolayısıyla birlikte yaşayan insanların, bu ortak özellikleri paylaşmaları, teşkilatlı olmayı, yani devleti, sürdürme istekleri ise hukuk olgusunu temellendirecektir.

Müslümanlık, Allah?a teslimiyettir. İnsan teki olarak da, toplum olarak da cüzi iradeler Allah?ın iradesine teslim edilmelidir. İslami düzende akıllar, kalpler ve saatler, Külli İrade?ye teslimiyetle hep birlikte ayarlanmış olacaktır. Yeni bir anayasayla milli iradenin ilahi iradeye teslim edilmesi, ülkemize büyük güç kazandıracaktır. Çünkü Allah?ın kitaplar ve peygamberler göndererek gösterdiği doğru yola girmeden ne insan olgunlaşabilir, ne de toplumlar yüksek medeniyet kurabilirler.

Türkiye, yeni anayasa çalışmalarını, Batı?daki ve Doğu?daki krizlerin etkisinden kurtulmaya dönük bir içerik ve çerçevede ele almak zorunda. Türkiye, yapacağı yeni anayasayla insanlığın değer ve kimlik problemlerini halletmeli. Türkiye, çağdaş İslam medeniyetinin mimarı olmak zorunda.

İnsanlık, bugün ne çekiyorsa, güçlü olanların kendilerini ayrıcalıklı ve üstün kılacak şekilde yaptıkları anayasalardan çekmektedir. Anayasal ilkeler, vahye dayanmalı, insanın hak, emanet, adalet, ehliyet ve emek temeli ile hürriyet ve sorumlulukları üzerine kurgulanmalıdır. Bunu da ancak İslam?ın davet ettiği üstün, evrensel ahlaki/hukuki ilke ve değerler sağlayabilir.

Anayasa, milli ülkü olarak toplumda çoğunluk tarafından benimsenen bu İslami değerler sistemini ifade etmeli ki Batı?ya ve Doğu?ya ufuk oluştursun.

ANAYASANIN MAHİYETİ VE HÜVİYETİ ÖNEMLİ

Elbette her şeyin anayasa ile halledilebileceği yanılgısına düşmemeliyiz. Anayasa, gücünü önce milletten, sonra ehliyetli kadrolardan alır. Toplumlar, iyi devlet adamları, iyi yöneticiler yetiştirebildikleri sürece varlıklarını sürdürebilirler. Çünkü hayat devam ettikçe, sürekli yeni durumlarla karşılaşmak ve anayasada bulunmayan sorunlarla yüzleşmek olasıdır.

Devletin, toplumun kendini yönetme organizasyonundan ibaret olduğu vurgusu, anayasanın ruhu olmalıdır. Dolayısıyla herkesin içinde kendisine ait hassasiyetlerin olacağı bir metin amaçlanmalıdır. Çünkü devlet, milletin belli bir coğrafyada örgütlenmiş halidir.

Anayasa'da önce durum analizi yapılmalı, mevcut sistem ve anayasalar kısaca değerlendirilmelidir. Beşeri hukukla İslam hukuku karşılaştırılırsa, milli hukukumuzun üstünlükleri görülecektir. Daha sonra millet, devlet, vatan vb. kavramlar, İslam?daki karşılıklarıyla yeniden ve evrensel ölçekte tanımlanmalı, hak ve sorumlulukların çerçevesi İslam?ın davet ettiği ufuklara göre belirlenmelidir. Sonra sosyal yaşam, ekonomi, siyaset, hukuk ve bunlarla ilgili ilke ve kurumlar ele alınmalı, çerçeve belirlenmeli, sıkı bir denetim mekanizması ile pekiştirilmelidir.

Modern dünyanın ihtiyaçlarını dikkate alarak, kendimize özgü değer ve anlam eksenimizle bu yeni anayasa ve millî mutabakat sürecini başarı ile tamamlayabilirsek, yeniden büyük ülke olacağımız konusunda tereddüde ve kuşkuya mahal yoktur.

Dünyada dengeler yeniden kuruluyor. Dünyada 20. yüzyılın şartları yok artık. İnsanlık, 21. yüzyılın şartlarında arayış içinde. Yapacağımız anayasa, bugünün şartlarını dikkate almalı, geçmişi ve geleceği birlikte mütalaa etmelidir. Yeni anayasa ile geçmişten gelen ve bugün önümüzde duran sorunları çözebilirsek, yarına temiz bir sayfa açma fırsatını yakalamış olacağız. Bu yüzdendir ki millet olarak, bütün sorunlarımızla yüzleşme cesaretini ve iradesini göstermeliyiz. Hiçbir kesim, parti, ekol, anlayış kendini diyaloğa ve yeni sürece kapatmamalıdır.

Anayasa, meşruluğunu ve gücünü, dayandığı mutabakat zemininden, milli iradeden, milletin anayasal hukuk bilincinden alır. Yeni Anayasa yapım sürecini, kamuoyu desteğini sağlamaya yönelik çalışma ve projelerle desteklemek, böylece ortak katılımı sağlamak gerekir.

Artık anayasa çalışmalarında, Anayasa'nın keyfiyeti, maddelerinin sayısı değil, anayasanın yerli mahiyeti ve milli hüviyeti ortaya konulmalıdır.

Mustafa Yürekli / Haber 7
mustafa.yurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.