Çalış, kazan, harca, sahip ol.

Modern hayat artık insanlara gününü gün et yarını düşünme mantığını aşılamaya  çalışıyor.

Günümüz insanı teknolojik yenilikler, konforlu evler, pahalı arabalar moda kıyafetler, lüks oteller ile tüketimin zirvesine çıkmış durumdadır. Bu yakaladığı yaşam standardını ve hayatı sürdürebilmek için de daha çok kazanma hırsı insanların sonunu hazırlamaktadır. Küçük bir krizde hayata tutunmayı başaramamakta, stres ve depresyona sürüklenmektedir. Kazanırken kendini tükettiğinin farkına varamamaktadır.

Günümüzde insanların ihtiyaçlarının ne olduğuna ya da ne olması gerektiğine artık sosyal medya karar vermektedir. Bu durum da ortaya içine kapanık, millî ve manevi değerleri önemsemeyen, sosyal medya bağımlısı, gündüz değil de gece yaşamayı seven, büyüklerine saygısı olmayan, anne baba sözünü önemsemeyen, kolay yoldan para kazanıp lüks içinde yaşamayı hayal eden bir nesli karşımıza çıkarmaktadır.

Son zamanlarda gençler arasında Kaliforniya Sendromu denilen rahatsızlık da hızla yayılmaktadır.

Nedir bu Kaliforniya sendromu?

Bu sendrom gençlerde; zevk ve eğlenceye düşkünlük, Bencillik, İçe kapanıklık(Anti sosyal kişilik bozukluğu)ortaya çıkarmaktadır. Sendrom sonrası ortaya çıkan bu üç özellik gençlerde mutsuzluğa yol açmakta, ortaya çıkan mutsuzluğu yine daha çok eğlenceye yönelerek çözme çabalarda gençleri kısır döngüye sokmaktadır.

Bu kısır döngü de; üretmeden tüketen, sadece kendi çıkarlarını düşünen,  hiç kimseye yardım etmeyen,  para için her şeyi yapabilen, insanlık için hiçbir hedefi olmayan içi boş insanların yetişmesine sebep olmaktadır.     

Bir kısır döngü içerisinde dönüp duruyoruz. Her sahip olduğumuz şeyler bizi biraz daha hırslandırıyor. Farkına varmadan sahip olduğumuz şeyler bize sahip olmaya başlıyor.

Bugün ki gençlik maalesef zevk ve hedonizmin pençesine düşmüş, ihtiyaçlarının esiri, nefsinin tutsağı haline gelmiştir.

Kur’an-ı Kerim de Asr Suresinde “Asra yemin olsun ki; insanlar hüsrandadır. Ancak iman edip, güzel işler yapanlar birbirine Hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç.”

Sonuç olarak: Bizi biz yapan; evimiz, arabamız, kıyafetlerimiz, mesleğimiz ya da vücudumuzun güzelliği değil, bizi insan yapan ruhumuzun güzelliğidir.

Kalın Sağlıcakla

Sait ÖZDEMİR

Aile Eğitimi Uzmanı&Uzman Psikolojik Danışman

www.saitozdemir.net

 

Önceki ve Sonraki Yazılar