Cari açığı kapatmada avantajlar daha fazla

Türk Lirası'nın dolar, euro ve diğer para birimleri karşısında değer kaybetmesi dış ticarette rekabet gücünü yükseltti. Türkiye kur rekabetiyle yurt dışına daha fazla mal satma imkânına kavuştu. Cari denge ve dış ticarette oluşan açığı kapatmanın en iyi yollarından biri rekabetçi. Kredi büyümesindeki gerileme, düşüş eğilimine giren petrol ve emtia fiyatları ve borç takvimindeki hafiflik cari açığın iyileşmesine destek veriyor.

Ekonomik gerçeklere göre döviz kurlarındaki artışlar ithalatı yavaşlatıyor, ihracatı artırıyor. Döviz kuru artışları ihracatta tek başına etkili olmuyor. Bu nedenle ihracatçılara sürekli artan döviz kurları değil istikrarlı kur ve iş ortamı gerekiyor. Dolayısıyla dış ticaretin büyümesinde rekabetçi kur uygulamaları büyük öneme yere sahip görülüyor.

Kur rekabeti; ihracatın artışını etkileyen dış talepteki artış, iş gücü maliyetleri, iç talep dengesi ve işletmelerin büyüme stratejilerinin yanında önemli bir faktör. İhracat teşvikleri dahi bu 5 faktörün dışında kalıyor. Kur rekabetine ek olarak sepet kur avantajlarını iyi kullanmak da ihracat gelirlerine müspet katkı veren uygulamalar.

Bir ülkenin para birimi değerinin mal ve hizmet ihracatında rakibi olan diğer ülkelere göre paritede daha aşağı bir seviyede olması rekabetçi kur olarak biliniyor. Hükümet de kur politikası olarak rekabetçiliği öne almış durumda.

Kur artışları, yurt içi fiyatları yani enflasyonu yükseltmesine karşılık ihracatçıya uluslar arası piyasada rekabet gücü kazandırıyor. Dolayısıyla yerli üreticilerin diğer ülkelerin üreticileriyle daha kolay rekabet edebileceği bir kur seviyesi ihracatı artırmanın yanında üretim ve istihdama destek veriyor. 

Bugün rekabetçi kur sistemini uygulayan ülkelerin başında Rusya ve Brezilya geliyor. Fakat Türkiye’deki kur rekabeti ise her ülkenin para birimleri olan Ruble ve Real’den daha baskın şekilde yürütülüyor.

Türkiye’nin rekabetçi kuru

Rekabetçi kuru döviz spekülasyonu olarak anlayanlar var. Geçen yıllarda yaşanan ABD/Çin ve ABD/Avrupa gerginliğinin altında her iki bölgenin yerel paralarını birbirlerine karşı düşük tutma gayreti hakimdi. Hatta ABD, Çin’i kur manipülatörü olarak ilan etmişti. Bugün de farklı bir durum yok ama son gelişmeler yuan lehine dönmüş görünüyor. Zira dolar/yuan paritesini 7’nin altında istemeyen ABD, sanki yenilmiş gibi. Parite şu anda 6,83 seviyesinde seyrediyor.

Geçen yıl Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi (şimdi bankanın başında Christine Lagarde var) daha fazla faiz indirimi ve parasal genişleme politikalarıyla ABD’nin hışmını çekmişti. ABD Başkanı Ronald Trump, Draghi’yi hedef alarak eurodaki değer kaybını haksız şekilde değerlendirmiş, Avrupa Birliği’ni Çin gibi itham etmişti.

Türkiye’nin dalgalı kurdan ziyade rekabetçi kur anlayışı ABD ile Çin’e benzemiyor. Türkiye yelpazeyi daha geniş tutarak TL’nin dünyadaki tüm para birimlerine karşı rekabetçi olması yolunda politika üretiyor. Kimsenin ekmeğinde gözü olmayan Türkiye, rekabeti geniş kapsamda küresel olarak değerlendiriyor.

İhracata düşük TL desteği

Para ve maliye politikalarındaki eşgüdüm kapsamında bugün “yüksek faiz – yüksek kur” yerine  “düşük faiz – rekabetçi kur” sistemi uygulanıyor. TCMB’den Ufuk Demiroğlu’nun yazdığı “TL Değer Kaybı Karşısında İhracatın Kârlılığı” başlıklı notunda durum açıkça ortaya konuyor. Ekonomi notunda özetle; TL’nin yüzde 1 değer kaybetmesi ihraç edilen malın TL fiyatları ortalama yüzde 0,82 artarken yabancı para fiyatları da yüzde 0,18 civarında azalıyor. Yani kur artışları, ithal girdi fiyatları artsa da ihracatın kârlılığını güçlü bir şekilde yükseltiyor.

Bugün dış ticarette düşük faiz – rekabetçi kur modeliyle hareket eden hükümet ihracatçının kur dahil bütün risklerini hafifletmek için politika üretiyor. Düşük faizle finansmana ulaşan ihracatçı, rekabetçi kurla da dışarıya daha fazla mal satma imkânına kavuşuyor. Artan döviz fiyatlarının faizleri yukarı yönlü tetiklese de ihracat alanında düşük faizle desteklere devam ediliyor.

Yıllardır devam eden dış ticaret açığının kapatılması konusunda önemli bir avantaj sağlayan rekabetçi kurun para ve maliye politikalarıyla desteklenmesinin stratejik bir karar olduğu gözleniyor. Türkiye bundan sonra ileri teknoloji ürünlere yönelik ihracatı destekler ve teşvikleri bu yönde iyi kullanabilirse diğer taraftan döviz borcu riskini hafifletecek enstrümanları da yaygınlaştırabilirse düşük faiz – rekabetçi kur modelinin daha güçlü adımlarla yürüyeceği öngörülüyor.

Pandemi hedefleri zorluyor

Dış ticaret açığının en büyük etken olduğu döviz açığına genel bakış şu: Geçen yıl aynı dönemde cari fazla veren ekonomi, bu yılın aynı döneminde tam tersi açık oluşturmuş durumda. Sebebi ortada; pandemi. Yurt dışı (özellikle Avrupa Birliği) ve yurt içinde görülen talep düşüklüğü ihracat rakamlarındaki gerileme ve turizm ve hizmet gelirlerinde yaklaşık 3’te 2 oranındaki düşüş ekonomiyi cari açık verir hale getirdi. Yabancıların TL varlıklarına yönelik satışları ve dövize geçmeleri de cari açığı artıran faktörler.

Pandeminin başladığı Mart ayından bu yana oluşan belirsizlik ve olumsuzluk Yeni Ekonomi Programı (YEP) hedeflerini de yakından etkiliyor. Enflasyon, faizler, işsizlik, kur ve dış ticaretteki beklenti dışı rakamlar cari açık tahminlerini de yükseltiyor. YEP’te 2020 yılsonu yüzde 1,2 açık olarak hedeflenen cari açık Temmuz itibariyle yıllık 14,9 milyar dolar ile yüzde 2’yi geçmiş durumda. Ocak – Temmuz dönemi cari işlemler dengesinin de 21,6 milyar dolar açık verdiği düşünülürse yılsonu cari açığın artış eğiliminde olduğu ortaya çıkıyor.

Ancak cari açığı yılsonu için hedeflere yakın bir seviyede bitirmeyi sağlayacak argümanlar henüz tükenmiş değil. Türk Lirası’nın değer kaybetmesiyle ihracatta rekabet avantajı yakalayan Türkiye, kur üstünlüğü ile dünyaya daha fazla mal satarak ihracat gelirlerini artırmak ve artan cari açığını küçültebilme avantajına sahip. TCMB’nin sıkılaştırma politikaları doğrultusunda yükselen faizler ve yeni vergi düzenlemeleri ile kredi büyümesinin önlenmesi ilk etapta ithalatı zayıflatıp cari açığı düşürmede frenleyici adımlar olabilir.

Ele geçen avantaj ve fırsatlar

Rekabetçi kurun, firmaların rekabetine ne kadar yansıyor, şeklinde bir sorunun cevabı çok oldukça önemli. Kur riskini hesaplayamayan birçok firma maalesef rekabetçilikte fazla kendini güçlendiremiyor. Fiyat avantajı yakalansa da kur riski kaynaklı gelişmeler sebebiyle kârlarını kaybedebiliyorlar.

Bugün TL tarihi değer kayıplarıyla karşı karşıya. Burada rekabetçilik fevkalade ön plana çıkmış durumda. İhracatçıların oluşan bu rekabetçi kuru iyi değerlendirmesi için ticarette iyi politikalar geliştirmeleri gerekiyor.

Özetle rekabetçi kur, iyi planlandığı zaman yurt içi girdi kullanımını artırırken ihracatçı şirketlerin kâr marjını artırıyor, daha fazla firmanın yurt dışına açılmasını teşvik ediyor.

Türk Lirası’nın dolar, euro ve diğer para birimleri karşısında değer kaybetmesi dış ticarette rekabet gücünü yükseltti. Türkiye kur rekabetiyle yurt dışına daha fazla mal satma imkânına kavuştu. Cari denge ve dış ticarette oluşan açıkları kapatmanın en iyi yollarından biri rekabetçi kur uygulamaları. Hükümet, politikalarını rekabetçi kur üzerine yoğunlaştırırken söz konusu kapsamda dış ticaret ve ödemeler dengesini 2020 hedefleri seviyelerine çekmek istiyor.

İhracatın artması aynı zamanda üretimin ve istihdamın artması anlamını taşıyor. Cari denge ve dış ticaret açığında normale dönmek için TCMB arka kapı faizlerini yükseltti. Hükümet de yeni vergi düzenlemeleriyle kredi büyümesini yavaşlattı. Kredi genişlemesindeki gerileme ithalatı düşüş yönünde etkileyecek.

Bu yıla ait dış borç takviminin ekonomiyi zorlamaması, yeniden düşüş eğilimine giren petrol ve emtia fiyatları dış ticaret ile ödemeler dengesine müspet katkı sağlayacak diğer avantajlar olarak öne çıkıyor.

analizgazetesi.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar