Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

İstanbul Kuran’ın müjdesi ve Hz.Peygamber’in duasıdır.

Ayasofya Cami’nin ibadete açılması meselesi, tarihin ana problemlerindendir. Dolayısıyla problemi doğru ortaya koymak çözümü kadar önemlidir..

Allahu Teala, nusretiyle Fatih Sultan Mehmet’in komutasındaki İslam ordusuna, Kostantin’i fetih lütfetti, ‘İslam’ı bolu osun!’ duası şehre isim konulup İstanbul denildi.. Fethedilen şehrin en görkemli yapısı olan Ayasofya Kilisesi de fethin sembolü olarak cami haline getirildi. Bu yüzdendir ki Kostantin’i fethin sembolü olan Ayasofya Cami’nin anlamı büyüktür.

İstanbul, Kuran-ı Kerim’in müjdesi, Hz.Peygamber’in duası, İslam milletinin kızıl elması, ideali ve Darülislam'ın başşehridir.. Ve İngilizlerin İstanbul işgalinden sonra, Ayasofya Cami müze haline getirilmiştir.  Kapalı oluşu, Batı'ya boyun eğme anlamına gelmektedir; cam tavan sendromudur, artık saçmalaşıp gülünç hale gelen bir ezikliktir..

Ayasofya'yı açmak, İslam birliği, bağımsızlık, güçlülük;  İstanbul’un Kudüs ve Mekke’ye sahip çıkmasıdır. Ümmet, nefesini tutmuş, Ayasofya'nın açılmasını beklemektedir.

Bu yazıda, İstanbul’un Kuran-ı Kerim’in müjdesi ve Hz.Peygamber’in duası oluşunu açıklamak istiyorum.

Rum Suresi Ayetleri

İstanbul’u konu edinen ayetlerin bulunduğu Rum Suresi, Kuran-ı Kerim’in 30. suresidir. Kur’an-ı Kerim’in indirildiği yıllarda Araplar, Yunanlılar, Slavlar ve Latin asıllı Romalılar’a Rûm demekteydi. İkinci âyette geçen ve sureye isim olan bu Rum kelimesiyle, Doğu Roma olarak da bilinen Bizans İmparatorluğu yönetimi, toprakları ve vatandaşları kastedilmektedir. Rum Suresi’nin ilk ayetleri, 2’den 6’ya kadar olan ilk dört ayet, İslam’ın hem lokal, hem temporal ve hem de tarihsel perspekifini ortaya koyar:

‘Rumlar, yenilgiye uğradılar. Doğu Roma’nın toprağı olan Anadolu ve başşehri İstanbul, eski dünyanın merkezidir; Avrupa, Asya ve Avrupa’ya en yakın yerdir. Rumlar, kısa bir süre sonra galip gelecekler. Önünde sonunda, her zaman Allah’ın dediği olur. Artık müminler Allah’ın yardımıyla sevinecekler. Allah, dilediğini muzaffer kılar. Allah, çok güçlüdür, engin merhamet sahibidir. Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz; ama insanların çoğu bunun bilincinde değildirler.’

İran Bizans Savaşları

Rum Suresi’nin indiriliş nedeni olan tarihi olaylar şöyle özetlenebilir: IV. yüzyılın sonlarına doğru Bizans İmparatoru Konstantinos’un din değiştirip paganlıktan Hıristiyanlığı geçesi üzerine Sâsânî İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan hıristiyanlar Bizans’ın dostu ve Sâsânî Devleti’nin düşmanı sayılmaya başlanmıştı. Ermenistan da Hıristiyanlığı kabul edince eski ihtilâflar canlandı. Böylece İranlılar’la Bizanslılar arasındaki çatışmalar, yeni bir boyut kazanmış oldu. Uzun zamandır İranlılar’la Bizanslılar arasında süregelen savaşlar, milâdî VII. yüzyılın başlarında, Bizanslılar aleyhine bir gelişim seyri gösteriyordu. 590 yılında babasının yerine İran tahtına çıkarılan II. Hüsrev, 601’de ülkede birliği sağlayıp Bizans’a yöneldi ve onlarla yapılan savaşı kazandı. Buna karşılık, Bizans karışıklıklar içindeydi. İmparator Phokas’ın tedhiş rejimine karşı ayaklanan Kartaca Valisi Herakliyus (Herakleios), kendisiyle aynı adı taşıyan oğlunu Kuzey Afrika birliklerinden oluşan bir filonun başında İstanbul üzerine gönderdi. 3 Ekim 610’da İstanbul’a ulaşan oğul Herakliyus, halk tarafından kurtarıcı olarak selâmlandı. İki gün sonra da patriğin elinden imparatorluk tacını giyerek Bizans tahtına çıktı. Phokas idam edildi. Bu sıralarda devlet ekonomik açıdan çökmüş vaziyette idi. Para olmadığı için ücretli asker toplamaya dayanan ordu sistemi de işlemiyordu.

Bizans İmparatoru Herakliyus, ilk yıllarda Sâsânîler’in imparatorluk topraklarını istilâsını önleyemedi. 613’te İrmîniye ve Suriye’ye girerek Dımaşk’ı işgal eden Sâsânîler, ertesi yıl Kudüs’ü zaptederek burada günlerce katliam yaptılar ve Mukaddes Mezar Kilisesi’ni yakarak Îsâ’nın gerildiği kabul edilen kutsal haçı alıp Medâin’e (Ktesiphon) götürdüler. 615 yılında Anadolu’ya yeniden Sâsânî akınları başladı. Sâsânîler 619 yılında Mısır’ı da işgal ettiler.  

O güne kadar inen ilgili âyetlerde kendileri hakkında müşrik Araplar’a nisbetle daha sıcak bir üslûp kullanılan ehl-i kitap Bizanslılar karşısında ateşperest olan İranlılar’ın bu galibiyetleri, putperest Mekkeliler’de büyük bir sevinç meydana getirmişti. Mekke müşriklerinin bu gelişmeyi Müslümanlara karşı böbürlenme aracı olarak kullanması üzerine yüce Allah müminlerin mâneviyatını yükseltecek bir müjde verdi: İlâhî bir kitaba inanan Bizanslılar kısa bir süre içinde galibiyet elde edecekler ve o zaman Müslümanlar büyük bir sevinç yaşayacaklardı[1].

O yıllarda iç isyanlardan ve iktisadî krizden ötürü perişan hale gelmiş olan Bizans İmparatorluğu’nun birkaç yıl içinde toparlanıp galibiyet elde etmesi kimsenin hatırından bile geçiremeyeceği bir sonuç idi. Fakat Kur’an’ın gelecekle ilgili bu mûcizevî haberi aynen gerçekleşti. 5 Nisan 622’de yapılan büyük bir dinî törenden sonra başşehirden ayrılan Herakliyus, önce Anadolu toprakları ile İrmîniye bölgesini Sâsânî işgalinden kurtardı. Daha sonra Dvin’i ve birçok şehri zaptetti, ardından Sâsânîler’in kutsal şehri Gence’yi ele geçirdi. Bu arada Herakliyus’un kardeşi Thedoros, Şâhin adlı bir kumandanın idaresindeki başka bir Sâsânî ordusunu bozguna uğrattı. Sâsânîler’in ana ordusunu 627 yılı sonunda Ninevâ’da (Ninova) kesin yenilgiye uğratan Herakliyus, Ocak 628’de II. Hüsrev’in sığındığı Destgird’e girdi. Kısa bir süre sonra II. Hüsrev tahtından indirilip öldürüldü[2]. Müslümanlar da böylece Kur’an-ı Kerim’in verdiği bu haberin gerçekleşmesinin sevincini Bedir Savaşı’nın sevinciyle birlikte yaşadılar.

Hz. Peygamber (s,a,v,) Hudeybiye Antlaşması’nı takiben muhtelif devlet başkanlarına İslâm’a davet mektupları göndermişti. Herakliyus’a yolladığı elçi, mektubu imparatora Suriye’de takdim ederken, o burada zaferini kutlamaktaydı. Bu nedenle birçokları zaferin o sıralarda kazanıldığını zannetti. Oysa Herakliyus zaferi çoktan kazanmış ve onu kutlamak için Suriye’ye gelmiş bulunuyordu (Elmalılı, VI, 3799).

Kuran-I Kerim Mucizesi

Bizanslılar’ın İranlılar’a karşı zafer kazanması, Kur’an-ı Kerim’in müjdesi ve mucizesiydi. 4. âyette “önünde sonunda Allah’ın dediği olur’” buyurularak Bizanslılar’ın galibiyeti ile dünyada emir ve iradenin onların eline geçeceği gibi bir sonuç çıkarılmaması gerektiğine, geçmişte ve gelecekte bütün sonuçların yine yüce Allah’ın iradesi gereğince dünya hayatındaki sınav düzeni içinde gerçekleştiğine ve gerçekleşeceğine dikkat çekilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’in gelecekteki bir olayı bildirmesi mûcizesinin yer aldığı bu âyetler bir taraftan Kur’an’ın verdiği haberlerin tarihî verilerle doğrulanmasının bir örneğini insanlığın gözleri önüne sererken, diğer taraftan da inkârcılığını inatla sürdürmek isteyenler için hiçbir kanıtın fayda sağlamadığını açıkça göstermektedir.

İstanbul Müjdesi Ve Şehrin Önemi

Kur’an-ı Kerim’in müjdesi ve mucizesi, sadece Bizanslılar’ın İranlılar’ı yenmesi olayı değildir. Bu sure, aynı zamanda birbirlerini yiyen Bizanslılar ile İranlılar’ı Müslümanların da yenip tarih sahnesinden kaldıracağı mucizesinin de müjdesini vermektedir. Nitekim öyle olmuş, dönemin iki süper gücü birbirini yemiş, ikisini tarih sahnesinden temizlemek de İslam devleti için imkan  dahiline girmiştir.

Rum Suresi’ni derinliğine kavrayan Hz.Peygamber (s.a.v.) "Kostantîniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır! Onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir[3]!" buyurmuştur.

Rum Suresi, hem İstanbul’un fethinin müjdesi, hem ‘eski dünyanın merkezi’ olan şehrin konjoktürel öneminin açıklaması ve hem de fetihten sonra İstanbul’un hilafet merkezi ve Darülislamın başşehir olacağı, ayette geçen ‘müminler Allah’ın yardımıyla sevinecekler’ ifadesinden de ümmetin yüzünün buradan güleceği haberini ve müjdesini vermektedir.

Dolayısıyla Fatih, Ayasofya’da ilk Cuma Namazı’nı kıldırırken kıbleyi değiştirme sıkıntısı yaşamadı. Kıblesi Kudüs olan Ayasofya aynı zamanda Kabe’ye dönüktü.. Ayasofya’nın kıblesi hem Kudüs’tü hem de Kabe’ydi; Müslümanların hem ilk kıblesini hem de ikinci kıblesini aynı düzlemde teke kıble haline getiren bir mabetti.. Bu nedenle Ayasofya hem İbrahim milletinin vahiy geleneğini hem de Kur’an-ı Kerim’in aynı gelenekten gelen son ilahi kitap oluşunu temsil etmektedir. Ayasofya ile tarih, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) son peygamber ve Kur’an-ı Kerim’in de son ilahi kitap oluşunu tespit edip ilan etmekte ve  sembolleştirmektedir. 

stanbul-kudus-ve-mekke.jpg

Allahu Teala yeryüzünü çok özel tasarlamıştır. İstanbul da konjoktürüyle İslam ülkesinin başşehri olarak yaratılmıştır. Bunu da İstanbul ile Kudüs ve Kudüs ile Mekke’nin 1200 kilometrelik eşit aralıklarla aynı düzlemde oluşundan anlıyoruz. Mekke-Kabe merkezli Hz. Peygamber’in (s,a,v,) tebliğ ettiği İslam dininin, Kudüs-Süleyman Mabedi geçmişi, İstanbul-Ayasofya geleceği oldu. Rum Suresi’nin vurguladığı tarihi aksiyon ve pozisyon budur.

İstanbul, hem Kabe’yi hem de Mescid-i Aksa’yı koruyabilirse; İslam milletinin yüzü gülmektedir.. Koruyamazsa, turistik tesis haline getirilen Kabe’ye put doldurulmaktadır. Kudüs de kan gölüne dönüşmektedir.

Kuran-ı Kerim’deki Rum Suresi Mucizesi, İstanbul Müjdesi ve Ayasofya Cami’nin Kimliği’ne ilişkin yazmaya devam edeceğim..

 

[1] Kaynak birliği ve iman ilkelerinde yakınlık bulunan inanç grupları arasında başkalarına nisbetle daha sıcak bir ilişki bulunduğuna, özellikle hıristiyanların müslümanlara karşı daha içtenlikli davrandıklarına temas eden âyetler için bk. Mâide 5/82; En‘âm 6/114; Ra‘d 13/36; Kasas 28/52-53; Şûrâ 42/13

[2]Esko Naskali, “İran”, DİA, XXII, 394-395; Işın Demirkent, “Herakleios”, DİA, XVII, 210-212.

[3]Ahmed bin Hanbel, Müsned; c.4, s.335.

 

haber7.com / yazının devamı..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.