Gönlü cilalamak…

Gönlü cilalamak…

Zamanın birinde Çinli ve Rumlardan oluşan bir grup ressam padişahın huzuruna varırlar.

Padişahım der Çinliler “Biz çok usta ressamlarız çok iyi resim yaparız dediler. Bunun üzerine, Rumlardan oluşan grup da hemen öne atılıp: “Efendim biz onlardan daha üstünüz ..” dediler

Padişah “ tamam o zaman sizleri imtihan edeceğim; bakalım hanginiz davasında haklı?” dedi.

Çinlilerle Rum diyarı ressamları hazırlandılar; Rum diyarı ressamları ilimlerine daha vakıf kişilerdi. Çin ressamları “Bize bir hususi oda verin, bir oda da sizin olsun” dediler.

Kapıları karşı karşıya iki oda vardı. Bir tanesini Çin ressamlar aldı. Öbürünü̈ de Rum ressamları.

Çinliler, padişahtan yüz türlü boya istediler. Padişah bunun üzerine hazinesini açtı. Çinlilere her sabah hazineden boyalar verilmekteydi. Rum ressamları “Pas gidermekten başka ne resim işe yarar ne boya!” dediler. Kapıyı kapatıp duvarı cilalamaya başladılar. Gök gibi tertemiz, saf ve berrak bir hale getirdiler. İki yüz çeşit renge boyanmaktansa renksizlik daha iyi. Renk bulut gibidir. Renksizlikse ay. Bulutta parlaklık ve ziya görürsen bil ki yıldızdan aydan ve güneştendir. Çinli ressamlar işlerini bitirdiler. Hepsi de yaptıkları resimlerin güzelliğine sevinmekteydiler. Boyama işlemleri bitince padişah kapıdan içeri girip odadaki resimlere baktı. Hepsi akıldan, idrakten dışarı, fevkalade güzel şeylerdi. Ondan sonra Rum ressamlarının odasına gitti. Bir Rum ressamı, karşı odayı görmeye mâni olan perdeyi kaldırdı. Öbür odada Çin ressamlarının yapmış oldukları resimlerle nakışlar, bu odanın cilalanmış duvarına vurdu. Orada ne varsa burada daha iyi göründü; resimlerin aksi, âdeta göz alıyordu.

Mevlana dedi ki; Oğul, Rum ressamları ezberlenecek dersleri kitapları yoktur. Ama gönüllerini adamakıllı cilalamışlar, istekten, hırstan, hasislikten ve kinlerden arınmışlardır. O aynanın saflığı, berraklığı gönlün vasfıdır. Gönle, hadsiz, hesapsız suretler aksedebilir. Gönüllerini cilalamış olanlar; renkten, kokudan kurtulmuşlardır. Her nefeste zahmetsizce bir güzellik görürler. Tasavvuf’ta hiç olmak, gönlü cilalamaktır.

Mesnevi’de geçen bu hikâye bize gönlü cilalamanın; hırstan, istekten ve arzudan kurtulmak olduğunu anlatır.

Gönül, bu isteklerden kurtulunca, içi tek bir şeyle dolar. Sadece güzellikle. Makam, zenginlik ve şöhret geçicidir. Önemli olan bunlara sahipken değerini ve her şeyin fani olduğunu bilmektir. Ne diyor şair: “Toprak, nasıl da eğmiş, nice mağrur başları Fatiha dileniyor, şimdi mezar taşları. Ya Allah’a baş eğer, hiç kimseye eğmezsin, Ya herkese baş eğer, hiç bir şeye değmezsinKendini hiçe saymazsan hiçlikten kurtulamazsın.

Mevlana ;“bizim varlığımız da yokluktur.” diyor.

Mal sahibi, mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan, mülk de yalan.Var biraz da sen oyalan!..” dememiş miydi Koca Yunus?..

Âyet-i kerîmede insana hitâben buyrulur:“Seni hiçbir şey değilken yarattım!” (Meryem, 9)
“Size ulaşan her nîmet, Allah’tandır. Sonra (hem) size bir sıkıntı dokunduğu zaman da yalnız O’na yalvarırsınız.” (en-Nahl, 53)

Kalın sağlıcakla

Sait ÖZDEMİR

Uzman Psikolojik Danışman

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sait Özdemir Arşivi