Mevcut finans sistemi ihtiyaca cevap veremiyor

Pandemi öncesi ekonomide ve siyasette birçok işlevini yitiren kapitalizmin yumuşatılmış hali liberalizm de artık insanlığın ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlanıyor. Birçok yorumcu koronavirüs salgınının küresel ekonomi için bir devrim niteliği taşıdığını, insanlığın "yeni normal"de "yeni bir finansal düzen"e geçmesi gerektiğinin altını çiziyor ve ve bunun da faizsiz finans modeli olduğuna vurgu yapıyor.

Dünyanın sağlıklı bir gelecek için her şeye yeniden başlama mecburiyeti olduğu belirtilen değerlendirmelerde; söz konusu değişimin mevcut sistemden çok farklı ve alternatif bir düzen olması gereği vurgulanıyor.

Küresel ekonominin bu yıl ikinci çeyrekte yüksek oranda daralacağı ve 2020 yılı sonu itibariyle küresel ekonominin ABD ekonomisiyle aynı paralelde hareket edeceği tahminleri yapılıyor. ABD ekonomisinin “V” değil “W” şeklinde bir ilerleyişle yeni dipleri görebileceği ifade edilen yorumlarda, finans sektörünün yeni bir modele geçmesi gerektiği, aksi halde küresel ekonomide düzelmenin yıllar alabileceği, ekonomiler düzelse bile artan riskler sebebiyle dünyanın pandemi öncesi ekonomik duruma gelemeyeceği belirtiliyor.

İnsanlığın pandemiyle birlikte ekonomi olarak önemli bir dönemecin başında olduğuna dikkat çekilen yorumlarda dünyada mer’i olan mevcut finansal düzenin faize dayandığı, bu sistemin tüm riskleri üretenlerin üzerine yüklediği, finans sistemiyle üreten sektörün birbirine rakip olduğu ve nimet ile külfet paylaşımının olmadığı böyle bir sistemin pandemi krizinden çıkamayacağı ifade ediliyor.  

Merkez bankalarının ekonomiyi bir müddet daha taşıyabileceği ve daha sonra destekleri bırakmak zorunda kalacağına dikkat çekilen yorumlarda, faizli finans sisteminin terk edilmemesi durumunda pandemiyle birlikte “Sistem değişmez ise işsizlik artacak, üretim düşecek, enflasyonlar yükselecek, hayat pahalanacak, ekonomik ve jeopolitik riskler artacak. Oluşan ortamla birlikte yatırımlar güvenli liman olarak tarif edilen altın, gümüş ve değerli madenlere kayacak, para birimleri yüksek derecede değer kaybedecek ve küresel ekonomi dengesini kaybedecek” deniyor.

Borçlanma anlayışı değişmeli

AK  Parti hükümetleri döneminde bakanlık görevinde bulunan Mehmet Şimşek’in önceki yıllarda yaptığı açıklamaları gündeme taşıyan yorumcular, “Şimşek, daha o zamanlar ‘İhracatın artışı önemli değil, sürdürülebilir olması gerekir. Bunun yolu her alanda istikrar. En büyük dış ticaret partnerimiz Avrupa’da ciddi ekonomik ve siyasi sorunlar var. Bölge coğrafyamız da Avrupa’dan farklı değil. Ar-Ge, inovasyon ve katma değerli ürünlere ihtiyacımız var. Öncelikle de dış borcun mutlaka halledilmesi gerekiyor. Bunun için bir model oluşturduk. Borcu da milli gelire göre birçok gelişmiş ülkelerden daha iyi duruma getirdik. Katma değerli üretim yapmak ve dışarıya satarak borcumuzu eritiyoruz ama 100 liralık Ar-Ge yatırımına 225 lira vermekten de çekinmiyoruz’ demişti. Bugün de aynısı geçerli ancak finansal model konusunda tamamlanması gerekenler var” diyerek “yeni normal”de yeni sistemin nasıl olacağına dair işaretler veriyor.

Eski bakan Mehmet Şimşek’in ifadesiyle; özel sektör sendikasyon veya diğer kredilerle borçlanmamalı, sermaye piyasalarını kullanmalı. Özel sektör borçlanma anlayışı değişmeli. Bankalardan veya dışarıdan borç para bulmak kolay. Borsa İstanbul giderek asli kimliğine kavuşuyor. Sistemin faizden çok üretime destek veren artı bir değere dönüştürülmesi için çalışılıyor. En basitinden şirketlerin tahvillerini mesela 10 yıllık satarak borçlanmak sendikasyondan daha iyi.

Sistemin restarta ihtiyacı var

Uluslararası İşbirliği  Platformu’nun “salgın sonrası yeni dünya düzeni” başlıklı toplantısında da aynı konu gündeme getirilirken Türkiye’nin Prag Büyükelçisi Egemen Bağış, “Burada asıl soru dünyanın nasıl yönetilmesi gerektiği olmalı. Nükleer güce, savaş ekipmanlarına ve her türlü zenginliğe sahip olan dünya şu anda küçücük bir virüse yenilmiş durumda. Demek ki mevcut düzen böyle krizleri dahi kaldırabilecek güçte değil. Dolayısıyla uluslararası organizasyonlar ve hükümetler metodolojilerini değiştirmeli. Eğer dünya ortak noktada işbirliği içinde olmazsa riskler artarak devam eder” diyor.

Aynı toplantıda görüş belirten Medeniyetler İttifakı temsilcisi Angel Moratinos da dünyanın pandemiye karşı aldığı tedbirlerin zayıf kaldığını küresel ölçekte yeniden başlamaya yani restarta ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Moratinos, “Daha iyi bir dünya için yeni formüller bulmamız lazım. Pandeminin oluşturduğu küresel krize hazırlıksız yakalandık. Uluslararası kuruluşlar başarısız kaldı. Dünyanın yüzleştiği sorunlara ancak kapsamlı ve birlik şuuru bir yaklaşımla çözüm üretilebilir” tavsiyesinde bulunuyor.

Dünya hâlâ dip seviyede

Birçok yorumcu, dünyanın şu anda pandemide ikinci dalga derdine düştüğünü, aslında en büyük sorunun sistem olduğunu belirtirken, “Dünya küresel ekonomide dipten dönüldüğüne dair değerlendirmeler yapıyor. Ama Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christian Lagarde gibi düşünenler dünyanın keskin inişli ve çıkışlı bir süreçten geçerek pandemi öncesi gibi olmayan, birçok noktada eksikleri olan ama dönüştürücülüğü yüksek zamanı kestirilemeyen belirsiz bir sürece girildiğini kaydediyor. Gerek majör ve gerekse diğer ülke merkez bankalarının destek ve teşvikler noktasında sınırlı güçlerinin olduğunu ve muhtemelen başarı sağlanamadığı takdirde yapacakları fazla bir şeyin kalmayacağını ifade eden yorumcular, çözüm için herkesin elinde bulunan değerle ortak bir noktada buluşması ve sorunları çözmesi gerektiğini dile getiriyorlar.

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's’un (S&P) son açıklamasını gündeme getiren yorumcular, “Sanıldığı gibi pandeminin kısa sürede biteceğine yönelik hesaplamalarla çözümler aranıyor. Bu görev de merkez bankalarının. Ancak 2008 krizinden daha fazla olumsuz etkisi yüksek bir gelişmenin mevcut politikalarla çözülmesi imkansız. Ekonomide geriye dönüş uzun yıllar alabilir. Bu da toparlanmayı hem zayıflatır, hem de geciktirir ki ekonomideki söz konusu zafiyet siyasi ve sosyal birçok sorunlara yol açabilir. S&P küresel ekonominin 2 yıldan fazla zaman alacağını ifade ediyor. Bu fotoğraf şu andaki mevcut sistem ışığında hesaplanabilen öngörüler. Durum ise hiç de öyle değil. Dünyada süren ekonomik düzen, pandemi öncesinde tam olarak neyi halledebilmiş ki, bundan sonra sorunlara ilaç olabilsin” diyerek alternatif yeni bir düzene geçilmesi konusunda görüş belirtiyorlar.

Rakip değil refik

Konuyla ilgili en isabetli görüşü Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi İslâm İktisadı ve Finansı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Servet Bayındır ileri sürüyor. Prof. Dr. Bayındır,  “Pandemi dünyada kısa sürede ekonomik krize dönüştü. Krizin çözümü ekonomi çarkının sağlıklı dönmesine bağlı. Ancak mevcut sistem bunu başaramaz. Çünkü finansal sektör genelde elini taşın altına koymak istemez. Sermaye ya faizli yöntemle reel sektöre ya da spekülatif yolla türev piyasalara plase edilir. Türev piyasaların insanlık yararına ekonomik çıktısı yoktur, sıfır toplamlıdır. Faizli finansmanda bütün risk reel sektörün, üretenlerin omuzlarına yüklenir. Bu sistemde nimet ile külfet paylaşımı yoktur. Ekonomilerde sermaye ile üreten sektörü birbirinden ayırırsanız işi baştan koparmış olursunuz. Sermaye ve üretenler birbirinin rakibi değil refikidir” diyor.

Prof. Dr. Bayındır, dünyanın risk ve menfaat paylaşımı temelli, karşılıklı rızaya dayalı ticari karakterli bir ekonomi sistemini esas almadığını, riski üretenlerin üzerine yığan, yapay karakterli, katma değer üretici nitelik taşımayan sıfır toplamlı işlemleri terk etmediği ve sermayenin tekelleştiği sürece krizlerden kurtulamayacağını vurguluyor.

Bugün uygulanan seküler iktisadi ve finansal sistemlerin insani ilkeleri önemsemediğini, varlık üzerinde her türlü tasarrufu meşru gördüğünü belirten Prof. Dr. Bayındır, “Meri hukukun ilgili bölümleri seküler iktisadi anlayışın etkisiyle oluşturulmuştur. Faiz ve türev işlemlerden oluşan kumar günümüz hukuk sistemleri tarafından meşru görülür. Oysa iktisadi ve finansal krizlerin başlıca sebebinin faiz ve kumar içerikli işlemler olduğu iktisat tarihçilerinin ortak kabulüdür” değerlendirmesini yapıyor.

Krizlere geçit vermiyor

Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) Genel Sekreteri Osman Akyüz de faizsiz sistemin bugün dünyada uygulanan iki sistemden üçüncüsü olduğunu, faizsiz sistemin insani açıdan hiçbir negatif yanının bulunmadığını söylüyor. Faizsiz sistemin özelliklerini açıklayan Akyüz, “Konvansiyonel ve katılım bankacılığının fon toplama ve fon kullandırma yöntemleri birbirinden tamamen farklıdır. Mevduat bankaları faizle fon toplamakta ve faiz karşılığında ödünç para vermektedir. Halbuki katılım bankaları kar ve zarara katılma yöntemiyle ortaklık esasına göre fon toplamakta, ticaret, ortaklık, kiralama esasına göre fon kullandırıyor” bilgisini veriyor.

Dünyanın pandemiye her alanda hazırlıksız yakalandığını ve böylece ekonomilerin durma noktasına geldiğini hatırlatan Osman Akyüz, salgün sürecinin 2008 küresel krizinden sonra bir kez daha borca dayalı ekonomik sistemin kırılgan olduğunu gösterdiğini, bunun karşısında emeğin istismarını önleyen, risk paylaşım esaslı, karşılıksız borçlandırma ve kalkınmayı hedefleyen ayrıca zekat ve benzeri yardımlaşmalarla insani merkezli iş hayatı ve toplumsal adaleti sağlamaya yönelik faizsiz ekonomik sistemin krizleri bir anda ortadan kaldıran bir yapıya sahip olduğunu belirtiyor. Akyüz bu bakımdan Türkiye’de kurulum aşamasındaki İstanbul Finans Merkezi’nin önemli bir misyonunun olduğunu kaydediyor.

Altın’daki yükseliş küresel hasarın barometresi

Altın fiyatları uluslar arası piyasalarda yüksek seyrini sürdürüyor. Altın fiyatları son 3 haftadır yüksek hafta kapanışları gerçekleştiriyor. Haftayı 1772 dolar seviyesinden kapatan ons altın, yılın sonu olarak tahmin edilen 1800 dolara şimdiden gözünü dikmiş durumda. Gümüş, bakır, alüminyum ve diğer değerli madenler de altının peşine takılmış fiyatlarda sınır tanımıyor. Yurt içinde de hafta içinde 392 lirayı gören külçe altının gramı da yine kısa vadede 423 lira hedefiyle hazırlıklarını yaptığı ifade ediliyor.

Altın ve diğer değerli maden fiyatlarındaki artışlar pandemi kaynaklı olduğu şeklinde değerlendirilirken özellikle merkez bankalarının genişlemeci politikalarının pandemide sürecin uzun olacağı yolunda izlenim vermeleri sebebiyle fiyatların yükseldiği şeklinde yorumlanıyor.

ABD’de hızla artan salgın sayısının Nisan ayındaki zirveyi aştığının ifade edilmesi ve Ekim ayına kadar ABD’de şu anda 128 bin olan ölü sayısının 200 bine dayanabileceği ifade edilmesi de yatırımcıyı güvenli liman altın ve gümüşe yönlendiriyor.

Yatırımcının güvenli liman arayışını devam ettireceğini ve riskli varlıklardan uzak duracağını dile getiren yorumcular, söz konusu durumu pandemideki belirsizliğe ve virüsün küresel ekonomiye verdiği zarara bağlıyorlar.

Yurt içindeki yatırım araçlarında altın, borsa ve dolar değer kazanırken, euro değer kaybetti. Altın haftayı yüzde 1,05, Borsa İstanbul yüzde 0,93 ve dolar yüzde 0,18 primle kapattı. Euro ise yüzde 0,05 değer yitirdi.

Piyasalarda 1000 TL’lik yatırım altında 1010,5 lira, borsada 1009,3 lira, dolarda 1001,8 lira, euroda aynı kaldı.

Gelecek hafta yurt içinde; Haziran ayı enflasyonu ve ekonomik güven endeksi, dış ticaret dengesi ve imalat PMI verileri takip edilecek. ABD’de tüketici güven endeksi, ISM imalat PMI, dış ticaret dengesi, imalat dışı PMI, Avrupa’da güven endeksleri, TÜFE, imalat PMI, işsizlik oranları ve imalat dışı PMI, Japonya’da sanayi üretimi, Çin’de imalat PMI ve imalat dışı PMI verileri piyasalara yön verecek.

BIST 100…

BIST 100 endeksi, en düşük 113.419,60, en yüksek 116.279,20 puanı gördükten sonra haftayı önceki hafta kapanışına göre yüzde 0,93 artarak 114.668,41 puandan tamamladı. Analistler, ekonomi yönetimi ve merkez bankalarının teşviklerinin devam edeceği beklentileri ile dünya borsalarında pozitif bir seyir izlendiğini belirtiyor. Teknik olarak 116.000 direnç, 112.000 puan seviyesi destek olarak izlenebiliyor.

DOLAR/TL…

Yurt içinde dolar/TL kuru yüzde 0,18 değer kazanarak 6,8560 liraya yükseldi. Kurda Merkez Bankası’nın (TCMB) faizleri sabit tutması sınırlı da olsa dolarda yükselişi getirdi. ABD tarafında işsizlik başvurularının hâlâ milyonlar olarak ifade edilmesi ve ülkenin ilk çeyrekte yüzde 5 daralması kurun dolar lehine daha fazla yukarı gitmesini engelledi. Kurun bir müddet daha 6,85 lira seviyesinde hareket edeceği tahminleri yapılıyor. Teknik olarak kurda kuvvetli direnç 6,92, destek ise 6,82 seviyesinde.

EURO/TL…

Euro zayıflığını devam ettiriyor. TL karşısında bu hafta da sınırlı da olsa yüzde 0,05 değer kaybeden ve haftayı 7,6810 liradan kapatan euro/TL kuru risk iştihanın zayıflaması sebebiyle negatif pozisyonunu devam ettiriyor. Yurt içinde imalat sanayi kapasite kullanım oranındaki iyimserlik Almanya İFO endeksinden daha baskın gelmesi kuru TL lehine çevirdi. Euro/dolar paritesinin 1,1220 seviyesinde zayıf kalması da TL’yi öne çıkardı. Teknik olarak 7,72 kuvvetli direnç, 7,61 ise destek konumunda.

ALTIN…

Uluslararası piyasalarda 1772 dolarda seyreden ons altın, 3 haftadır yükselişle kapanıyor. Yurt içinde ise 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 1,05 kazanımla 385,90 lira, Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,06 artışla 2.563,00 liraya yükseldi. Geçen hafta 620,00 lira olan çeyrek altının satış fiyatı ise 626,00 liraya çıktı. Pandemide vaka sayılarının yükselmesi ve ülke ekonomileriyle ilgili olumsuz veriler altın fiyatlarını yukarı yönlü destekliyor. Teknik olarak 1780 ve 1790 dolar direnç, 1760 ve 1765 dolar destek olarak görünüyor. Yurt içinde altının gramı 388 lira seviyesinde pivot oluştururken fiyatların 385 liranın üzerinde kalması 395 lira seviyelerine işaret edebilir. Altında destek 383 lira, direnç ise 390 lira. Pandemi sürecinde yatırımcısına yüzde 60’a yakın getirisi sağlayan gümüş de altınla birlikte yükselişini sürdürüyor. Gümüşte 3,93 lira, onsta 17,5 dolar seviyesi korunuyor. Gümüşte 18,50 dolar direnç, 17.20 dolar seviyeleri destek olarak takip edilebilir.

PETROL…

Brent petrol haftayı 41 doların üzerinde kapattı ve 40 doların altına düşmeme konusunda ABD’deki sondaj kuyularında 15 haftadır süren azalma ve ABD’de petrol stoklarının artmasından destek buluyor. OPEC ve koalisyonun üretimde kesinti programlarıyla zaman zaman ekonomilere yönelik gelen iyimser veriler petrol fiyatlarını yükseltiyor. Ancak pandemi sürecine yönelik belirsizlik ve salgında ikinci dalga kaygıları petrolde 40 dolar seviyesini kuvvetli olarak yukarı çıkmasına engel oluyor. Pivot bölgenin 40 dolar olduğu brent petrolde 39 dolar destek 43 dolar ise direnç olarak takip edilebiliyor.

analizgazetesi.com.tr

 

Önceki ve Sonraki Yazılar