Ticari krediler ekonomideki fotoğrafı gösteriyor

Ticari krediler ekonomideki fotoğrafı gösteriyor

Türk özel sektörünün en büyük riski; kredi bulamamak değil, bulduğu krediyi yeterince ve gerekli yerlerde kullanamamak ve kredi riskini yönetememek.

Finansal gidişatın tahmin edilememesi, dış pazarın darlığı, iç talepte zayıflık, kur riskinden doğan gelişmelerin öngörülememesi ve özellikle finansal okur yazarlık noktasında zayıf bir yapıya sahip olmamız bahsettiğim olumsuzluğun başlıca sebepleri.

Dünyada likiditenin arttığı ve merkez bankalarının negatif faiz dönemini desteklediği bir dönemde dövizle borçlanma hakikaten oldukça cazip. Nitekim bunun en son örneğini Denizbank gerçekleştirdi. 1,1 milyar dolarlık kredi şu ana kadar yılın en büyük taze finansmanı olarak kayıtlara geçti. Dolayısıyla Türk bankalarının yabancı kaynak bulma noktasında pek zorlandıklarını zannetmiyorum, ancak krediyi kullandırmada çekincelerinin fazla olduğunu tahmin ediyorum.

Finans sektörü giderek ticari kredilerde giderek küçülme yolunu seçiyor. Geri çağırma olayı haricinde ticari kredilerde oldukça başarılı olan bankaların böyle olumlu bir ortamda ekonominin finansmanında kendilerini ağırdan satmalarına pek anlam veremiyorum.  

***

Bankalar ticari kredilerin tersine, tüketici kredilerine daha sıcak bakıyor ve bu alanda daha agresif bir çalışma sergiliyor. “Türkiye’de istihdam niçin zayıf… İşsizlik rakamları niye artıyor?” diye hani hep soruyoruz ya… İşte işsizliğin sebeplerinden biri de ticari kredilerin giderek azalması.

Yılın 3’üncü çeyreğine göz attığımızda toplam banka kredilerinin yüzde 79’unu oluşturan ticari kredilerde yıllık bazda yüzde 4’e yakın bir azalma olduğunu görüyoruz.  2 trilyon lira seviyesindeki ticari krediler azımsanmayacak bir rakam olsa da dünyada artan para bolluğunda ticari kredilerde aşağı yönlü bir trend izlenmesi ister istemez insanı düşündürüyor.

Ticari kredilerdeki zayıflamaya ne sebep olmuş diye baktığınızda, yurt içinde yıllık yüzde 11 azalan yabancı para ticari kredilerinin öne çıktığı görünüyor.

Bankacılık verileri görüşümüzü destekliyor…

2019’un üçüncü çeyreği sonunda ticari krediler yüzde 4 azalırken bireysel tüketici kredileri yüzde 4’ün üzerinde bir artış kaydetmiş ve 538 milyar liraya yükselmiş. Daha açıkçası 2 trilyon liralık ticari kredilerde azalış, 538 milyar liraya yükselen tüketici kredilerde bir artış var.

***

İşte kredi büyümesinde bugünkü trendin, ticari kredilerin azalması değil, artması noktasında Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimlerini sonuna kadar destekliyoruz. Faizde dolaşan paranın reel sektörün kullanım alanına açılması elbette ekonomiyi daha fazla büyütecek ve yükselen işsizlik rakamlarını aşağı çekecek.

Temmuz ayından bu yana yapılan faiz indirimlerinin bilhassa konut sektöründe nasıl bir hareketlenme yaptığını hepimiz gördük. Söz konusu iyileşmelerin diğer sektörlere de yayılması için ticari kredilerin yakın zamanda en azından 2,5 trilyon liraya ulaşması ve buranın bir taban olarak çizilmesi gerekiyor.

Finans sektörünün elindeki kredi büyüklüğü yetersiz kalabilir. Bu noktada yurt dışından kaynak sağlama yollarının aranacak olması ekonomik büyümeye katkı verecek diye düşünüyorum. Çünkü FED, ECB, BOJ, BOE ve diğer önemli merkez bankalarının negatif faiz konusunda ısrar etmeleri ve genişlemeci para politikaları uygulamaları bizim gibi büyümeye ihtiyaç duyan ülkeler için bulunmaz fırsat, demek istiyorum.

***

Bankaların ticari kredi çekincelerini Ekim ayı itibariyle kısa vadede 118 milyar dolara ulaşan toplam borç stokuna bağlayabiliriz miyiz?

İnceleyelim…

1 yıl veya daha az süreli bankaların kısa vadeli borcu 56,6 milyar dolar. Diğer sektörlere ait borç stoku ise 55 milyar dolar. Tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 21,7 milyar dolar, özel sektörün kısa vadeli dış borcu 89,9 milyar dolar.

Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2018 yıl sonuna göre yüzde 22,1 azalarak 8,6 milyar dolara geriledi…  

Sorunun kanaatimce cevabı bu.

Peki sebep ne? İşte gerilemenin birinci sebebi bankaların yabancı krediye sıcak bakmaması. Yani finans sektörünün ekseriyeti yabancı kredi bulmada fazla ısrarcı olmuyor. İkinci sebep özel sektörün yüksek borcu ve üçüncü sebep ise para bolluğuna rağmen yurt dışı kaynakların Türkiye algısı.

Finans sektörü cesaretini toplayıp yabancı kredi konusunda reel yatırımlara dönük agresif kredi bulma çalışması yaparsa, diğer sebeplerin ortadan kalkacağına inanıyorum.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar