Songül Kundakçı Cansız

Songül Kundakçı Cansız

Bahar Aylarına Güzelleme

 

 Bin Aydan Hayırlı Gecemize Ulaştırana Hamdolsun!

Mayısları sevmeyen yoktur.

Bu yıl covid-19 yüzünden evden dışarı çıkamasak da bir şehirden diğerine geçemesek de bir ülkeden diğerine uçamasak da Mayıslar güzeldir ülkemde: 1 Mayıs, 3 Mayıs, 6 Mayıs, 19 Mayıs... Memleket için hepsi bahar, hepsi önemli, hepsi bayram demektir.

O halde mayıslara güzelleme yakışır. Aslını ararsan güzelleme en çok bahar aylarına yakışır. Dilber aylardır mart, nisan, mayıs.

Mayıs ayı bir de 11 ayın sultanı Ramazan’ı ağırlamakta bu yıl. Daha ne olsun?

2020 virüslü doğdu doğmasına ama bahar, virüse meydan okurcasına bütün güzelliği ve bereketiyle geldi. Bir yanda virüsün verdiği maddî ve manevî zararlar bir yanda bereket, rahmet, mağfiret. Buna ne denir ki?

- Allah’tan ümit kesilmez.

24 Nisan’da başladı Ramazan ayı.

Bazıları orucu tutmadı, tutamadı; bazılarını da oruç tutamadı maalesef.

Bu ülkede yaşayan bir kesim, mütedeyyin insanlara atar durur, neresine gelirse artık. İmanına, inancına, Allah’ına, peygamberine, örtüsüne, ahlakına, ailesine, geleneğine…

Salla babam salla, bırakmaz kafa, göz, gönül… Kırar da kırar.

Bu ülkede yaşayan bir diğer kesim de kendini laik olarak tanımlayan insanlara sallar, neresine gelirse artık. İnanç, ahlak, din, iman, Allah kelimelerine yokluk ekini ekleyin; anlarsınız ne dendiğini.

Onlar da kafa, göz, gönül bırakmaz.

Hâlbuki tasavvufta gönül Kâbe’dir, en sevgilinin evidir. Meseleye Yunusça bakmak gerek:

“Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil”
der Yunus Emre.

Eyvah eyvah, Yunus’um! O zaman halimiz harap. Gönül kıran çok, kırılan kırılana… 

Konuşulanlar, yazılanlar hep insanları kırmak, suçlamak, kutuplaştırmak üzerine. On bir ayın sultanı Ramazan geldi ama korona insanların diline, eline, orucuna bulaştı bence. Virüslü oruçla mı çıkılacak Hakk’ın yüce divanına?  

Görsel dindarlıkla yetinen insanlarla dolu toplum. Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu “Din de şekil de şeklin içini doldurmak da önemlidir. Zor olan dindarlığın içini doldurmaktır.” diyor. Nedir bu İslam’ın Müslümanlardan çektiği? Vay ki vay…

“Allah birdir” biliyoruz ama farklı insanların farklı grupların inandığı ilah başka başka  gibi görünüyor.

Bunlar kendi haramını helalini oluşturmuş, kendi cennetini kurmuş, kapısında da bekçi durmuş, birilerinin imanını tartmakla meşgul. Peygamberimiz yaşasaydı bu insanlar ona bile dini öğretmeye kalkardı gibime geliyor.

Dini korumak için dine zarar veren gafiller! Siz cehenneme başkalarını layık görmeye devam edin. Ama bu günahlar sizi de yakacak!

Ülkemizin etrafını saran bunca tehlike varken, millet olarak varlığımız tehlikedeyken, sağlığımız korona tehdidindeyken birbirimize bu acımasızca saldırganlık niye?

Ne garip bir zamanda yaşıyoruz?

Dinî bayramlarla millî bayramları birbiriyle karşılaştırıp yarışa koyanlar, insanın ırkıyla dinini karıştıranlar, dindarları başka ülkeye kovanlar, inançlı insanı kâfir ilan edenler, dünyayı sadece kendi at gözlüğünden görenler vs. her şey var. Her kılığa giren menfaatperestlere, din yobazına, devrim yobazına, din ve devrim tüccarına, her şeyi satan tüccar kapitaliste kaldı meydan. Kol kola girmişler, değerlerimize saldırıyorlar. Sapla samanı karıştırır gibi birbiriyle alakasız ve bağlantısız kavramları karıştırıp, karşılaştırıp içini boşaltıyorlar. Behey gafiller, elmayla armudu karıştırmazken bu kavramları karıştırmaktan maksadınız ne?

Ne yapıyorsunuz Allah aşkına! Münazara mı yapıyorsunuz, “millî bayramlar mı dinî bayramlar mı önemli” diye ya da “ait olduğun ırkı sevmek haram mı helal mi” diye.

Haydi, buyurun arkadaşlar, münazara süreniz başladı. İyi konuşan kazansın!

Manzara aynen bu, memlekette tartışma kültürü münazara ve münakaşa havasında geçiyor.

Bizim kavgalarımızdan biz kazançlı çıkamayacağımıza göre kazançlı çıkan birileri olmalı. Düşünmez misiniz, görmez misiniz?  Yorgan gittikten sonra kavga bitecek ama o zaman da iş işten geçecek.

Birileri ne yaparsa yapsın, ne kadar bizi ve değerlerimizi ayırmaya, karıştırmaya, ötekileştirmeye çalışırsa çalışsın, güzel ülkemde bu yıl millî ve dinî günler, bayramlar kol kola halaya girdi sanki. Mart ayından başlayarak yakınlaştı, Mayıs ayında sarmaş dolaş oldu bu özel ve güzel günler. Ama birileri hâlâ benim günüm, benim bayramım seninkini döver kafasında. Hâlbuki bahar doğrunun, güzelin tek olmadığını gösteren renk renk çiçeklerle ayrı güzel, ibret alabilene.

İnanmazsanız sırayla bakalım:

12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü. İşgal altındayken bile istikbâle ve istiklâle inanç… Yükselir Akif’in sesi:

“Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!”

18 Mart Çanakkale Zaferi, onu da Mehmet Akif anlatsın:

“Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?”

23 Nisan, milletin egemenlik hakkı cennet kokulu çocuklarımıza emanet… Ve mübarek ayın arifesi oldu bu yıl…

24 Nisan, hoş geldin 11 ayın sultanı Ramazan; oruç, ibadet,  tahammül, sabır, sadaka… Japon bilim adamı orucun “vücudun yenilenmesini sağladığını” bularak Nobel ödülü aldı duydunuz mu? “Oruç, ruhun beden üzerindeki zaferidir.” der bilge kral Aliya İzzetbegoviç.  O halde oruç, hem bedenen hem ruhen bir yenilenmedir, hakkıyla tutabilene.  

1 Mayıs’ta bayram verdi devlet işçiye de, emeğe saygı…

3 Mayıs, Türkçüler Günü, tabutluklardaki zulüm hafızalara emanet. Türkçülük günah diyenler, Türkçüler hangi günaha, gaz odalarına, soykırıma, teröre ortak olmuşlar, bana onu da bir deyiver. 

6 Mayıs’ta Hıdırellez der ki bize, iyilik ve tabiat insana kazandıracak.

19 Mayıs’ta gençliğe emanet Türkiye Cumhuriyeti…  “Ya istiklâl ya ölüm” parolasıyla Türk milletinin kurtuluşu için ilk adımı attı Mustafa Kemal ve arkasından Anadolu yürüdü. Yedi düvelin karşısında dağ gibi duruşumuzun sebebini Sütçü İmam seslendi Maraş’tan:  - Hürriyet olmayan bir yerde namaz kılınmaz.  

İrade kesin: Türk milleti vatansız, vatan ezansız olmaz. Secdeyle damgalanmayan toprak vatan olmaz. Arif Nihat Asya’nın dediği gibi:

“Ezanımdan alışıp Tekbir’e
Buldunuz mutluluk, imanımla.
Vatan ettim sizi, ey topraklar!
Beş vakit damgalayıp alnımla.”

Ve bu yıl aynı 19 Mayıs, Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği gece, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi, günahlardan kurtuluş...

Kurtarana şükrolsun! Bin aydan daha hayırlı gecemize ulaştırana hamdolsun!

29 Mayıs İstanbul’un Fethi, peygamber müjdesi…

Arif Nihat Asya gençlere sesleniyor:

 

“Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?

Fatih’in İstanbul'u fethettiği yaştasın!”

Memleketimin her günü ayrı bir değerdir; tarihimizin, inancımızın aziz hatıralarını taşır.

Bu tarihler “tesadüf” diyenler, İslam inancında tesadüfe yer yoktur.  Ben derim ki bir sebep vardır, tesadüfe yer vermez Yaratan. Birbirimizi yerken bize bir ibret var gösterilen.

Sözü dilekle sona bağlayalım: Ramazan ayı gönül coğrafyamız, ruh dünyamız ve insanlık için, İslam âlemi için kurtuluş vesilesi olsun! Dualarımız makbul ve kabul olsun inşallah sevgili okurlar!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.