Songül Kundakçı Cansız

Songül Kundakçı Cansız

Bayram Olsun Bayramlarımız

Ramazan Bayramı bugün, bir başka deyişle Şeker Bayramı, Fıtır Bayramı ya da Sadaka Bayramı.

İsmi için tartışmaya gerek yok. Ramazan olmaya Ramazan Bayramı da Şeker Bayramı özelliğiyle dilimize tat da verse iyi olmaz mı? Zaten önemli olan İslam âlemi için muhteviyatı, ruhaniyeti, özü; bayramların bayram gibi olmasında.

30 gün sadece ağzımız değil elimiz, dilimiz, gözümüzle de oruç tutmaya çalıştık, oruç da bizi tutmaya çalıştı. Kim tuttu, kim kazandı Allah bilir? 30 gün oruçtan sonra 11 ayın sultanını yolcu ettik. Uğurlar olsun.   

Bayramımız mübârek olsun, kutlu olsun, hayırlı olsun. Siz hangi ifadeyi beğenirseniz artık. Benim dilimde hepsine yer var.

Büyüklerimizin ifadesiyle söyleyeyim ben de. Büyüklerimiz neylerse, ne söylerse güzel söyler: Klişeleşmiş bir ifadedir ama olsun: Şükürler olsun bizleri bayrama kavuşturan Yüce Rabbimize! Sonsuz şükürler olsun huzurla, sağlıkla, bereketle ve sevdiklerimizle bizleri bayrama kavuşturana!

Ey korona, Çinliyi zenci yapacak, herkesi eve tıkacak güçtesin ama bayramlara biz çıktık Allah’ın izniyle.

O halde temizlensin su ve sabunla eller ve evler; ibadetle gönüller. Bol bol dökülsün kolonyalar, tatlansın diller ve ağızlar!

***

Büyükler bayramda der ki hep: "Aah ah, nerde o eski bayramlar?”

Duymayan yoktur bu sözü, söylemeyen de kalmayacak.

Küçükler meraklı, şaşkın; anlayamaz bir türlü. Sorarlar, ne vardı o Ramazanlarda, nasıldı ki eski bayramlar, çok mu güzeldi her şey eskiden?

Bir türlü unutulmayan eski bayramların tadını ancak belli bir yaş olgunluğuna ulaşınca anlar insan. Bu hep böyle oldu, böyle olmaya da devam edecek. Çünkü ömür hızla geçecek. İnsan ömrü su gibi hızlı, kuş gibi çevik…

Yaşamın telaşı içindeyken insan, bir ara yorulup biraz soluklanmak ister, durur, dinlenir ve düşünür. O soluklanılan günler özel ve güzel günlerdir, bayramlardır. Ama bu güzel günlerin değerini anladığında kıymetini bilmediği yakınlarının, tadını çıkaramadığı anların, güzel günlerin bir daha gelmeyeceğini fark eder. O an içinde fırtınalar koparken giden sevgililerin, geçen günlerin bir daha gelmeyeceğinin hüznüne teslim olur. İşte o zaman nemli gözlerle dudaklardan dökülen sözlerden biri de “Nerde o eski bayramlar?” olur.

***

O özlenen eski bayramlar nedir bilir misiniz?

Aileyle geçen zamandır, anne sıcaklığıdır, babanın helal kazancı ve güvenli gölgesidir, besmeleyle oturulan yer sofrasıdır, annenin yaptığı yemek kokusudur, arife günü mutlaka yapılan temizliktir, bayram kömbesidir, bayramlık ayakkabıyı başucuna koyup bayramlık kıyafete bakarak uykuya dalmaktır, kardeş olabilme sevincidir, büyüklerin elini öpmek için kuyruğa girmektir, bayram harçlığıdır, kaygısızca gülüp eğlenilen zamandır, masumiyettir.

Beşikten başlayıp musallada sona eren hayat macerasında zamanın içinde gelip geçen bir yolcu olan insan, kâh ağlar kâh güler. Kan kusar kızılcık şerbeti içtim der, kıt kanaat geçinir. Öyle ki gün gelir “acıyı bal eyler”. Böyle zamanda tevekkül lazım. Çünkü zamanla her şey değişir;  insan, çevre, şartlar, bayramlar değişir. Zamanla her şey geçer. Öyle bir geçer ki, bize öyle gelir. Ağladığımız, canımızın acıdığı zamanlar bile bazen zaman geçince güzelleşebilir.

Peki ama geçen zaman mı yoksa insan mı? Değişmeyen tek şey değişim değil mi zaten? Ama bizim hafızamıza nakşolan mazideki anlar, insanlar, hisler, görüntüler, tatlar, kokular… 

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. Aah ah, nerdee o eski Ramazanlar?

Bu yıl, koronalı doğan 2020’de bu sözün ne anlama geldiğini o kadar iyi anladık ki. Anlamayan da kalmadı zaten.

***

Bayram sabahı eskiden özellikle radyo ve televizyonda çok istek alan Kars yöresine ait güzel bir türkü çalınırdı, hâlâ da çalınır belki, insanın içini sevinçle dolduran, kıpır kıpır eden bir türkü:

 “bayram gelip elime elimize
name düşüp dilime dilimize

gönlüm gülür elim gülür gülür gözel civan
çalar tarı çalar sazı gülür eller gülü”

Dinlemeyen, duymayan varsa dinlesin derim. Bayrama türkü de eğlence de mutluluk da yakışır.

Ben de bayram sabahında çocuklarımı Barış Manço’nun  “Bugün bayram erken kalkın çocuklar” şarkısıyla uyandırırdım. Çok mutlu olurlardı. Şimdi onlar da bulamıyor eski bayramların tadını.

Kim bilir kimler göremedi bu bayramı? Onlara Fatihalar, Yasinler yollayacak sevenleri, nemli gözlerle; ayrılık acısı hep sızlayacak yürekte. “Meğer ne çok canı yanarmış insanın baktığı yerde göremeyince görmek istediklerini.” diye fısıldadı Cemal Süreya. Herkes ölümlü dünyada bu acıdan nasibini alacak.    

Canımızı çok yaktın korona, bayramlara çıkamayasın emi!

Eğer bağrınız yandıysa, canınız acıdıysa bir şeylerden o zaman size Muzaffer Akgün muhteşem bir sesle muhteşem bir türkü söylesin, dinleyin:

“Bayram gelmiş neyime

Aman anam, garibem”

O söylesin, siz dinleyin ve ağlayın, ağlayın. Ağlayın, dertleriniz gözyaşlarınızla yıkansın ve siz dertlerinize derman dileyin derdi verenden.

***

Ramazan Bayramı dua zamanı.

Rahmet, mağfiret ikliminde herkesin ektiğini biçeceği manevî bir hasat zamanı. Bin aydan hayırlı bir geceyi yaşadık. Bahaettin Karakoç umutlu ve utangaç yalvardı: “Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez,/ Sen Gafur’sun, Aziz’sin, Senin keremin bitmez.” Abdurrahim Karakoç seslendi: “Âlem-i İslâm’a rahmet su gibi/ Aksın, bayram olsun bayramlarınız.”

“Bayram olsun bayramlarınız” dizesi ne güzel bir dilek. Birbirimize gidemesek de sarmaş dolaş olamasak da her şey kısıtlı olsa da bayrama çıktık. Belki de yeni normal adı altındaki bu kısıtlamalar, abartısız ve tatil zihniyetinin olmadığı bir bayram kutlamasının da yolunu açar. Gerçek bayram, yoksulların, gariplerin de yüzünün güldüğü bayramdır zira.

İftar sofralarından tıka basa doyarak, şükrederek kalkarken biz, başka evlerde aç kalıyorsa birileri, bize gelen bayram onlara gelmiyorsa girip ağlayalım, çıkıp ağlayalım halimize. Çünkü bundan da çekileceğiz hesaba.

Bu bayram aslında yeme, içme, gezme vesilesi değil yoksulun hakkı olan zekât, fitre ve sadakanın dağıtılma vesilesidir de. Hakkıyla verdiyseniz hakkını yoksulların, onların da karnı tok, sırtı pekse, yüzü gülüyorsa işte o zaman bayrama çıkan canlar övünsün. Böyle değilse övünecek değil utanacak canlar var. 

Öksüzlerin, yetimlerin, günahsızların, masumların, mazlumların, yoksulların, develerin, toprağın, ağaçların günahına girilen bir zamanda Ramazan ayında af dilemeye uğraştık elimizden geldiğince. Hasadımız bereketli olsun inşallah!

Korona sebebiyle ölüm düşüncesinin bütün dünyayla birlikte bizleri sarıp sarmaladığı, korkularımızın, endişelerimizin göz göz büyüdüğü bir zamanda, günahlarımızın utancıyla rahmet kapılarına sığınmaya çalıştık, layık olmasak da. 

Hasedin, fesadın, kibrin, gururun, riyânın, menfaatin, yalanın, yanlışın yarıştığı; zâlimlerin zafer sarhoşu olup naralar attığı bu zamanda onlar ne yaparsa yapsın merhamet, şefkat, vefa diyen, ahlâk, iman, kitap, Kuran diyen, kapıları çalıp yardıma giden, iyilik kazansın diyen gönüllerin dualarıyla umutlu ve utangaç kapına geldik. Sezai Karakoç’un dizelerinden ilhamla, Yaratan adına sığınarak diyelim ki: “Af dilemeye geldik affa layık olmasak da.” Bayramdır, geri çevirme, katında kabul eyle.

Sözü özüne, yazıyı sona dilekle bağlayalım:

BAYRAMLARIMIZ BAYRAM TADINDA OLSUN!
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum