Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Bilgeliğin üç aşaması...


 

Akıl gücünün ölçülülük noktasında kullanılmasından doğar, bilgelik (hikmet); aklı, yabanıllıktan ve bozgundan kurtaracak mutlak hakikate uyum eğitimiyle verimli hale getirmektir. Olgunluk, bilgelik erdemiyle başlar. Bilgelik, insanlığın kapısıdır.



Bilgelik, dünyevi tutkuların ve nefsani arzuların kıskacından ruhu kurtarıp; kepazeliklerden doğan sıkıntılarını gideren, huzur ve sükuna kavuşturan hakikat incilerini benliğinde toplayarak düzeyli bir biçimde yaşamaktır. Kepazelik ise, hırs ve kaprislerin zehirli yemişleri olan nefsani çıkarlar öne sürülerek gönlün bilgelikte derinleşmesini engeller, iç dünyamızı çölleştirir ve manevi hayatı verimsiz hale getirir. İnsan, içindeki çölü aşmadan Hakk?a ve hakikate varamaz. Bundan dolayıdır ki Kelime-i Tevhit, ?Lâ ilâhe? diye başlayarak, önce nefsin zincirlerinden kurtulmak gerektiğini ifade eder. Müminlerin kalpleri, ancak bu şekilde hakikatin zirvesi olan Hakk?a ulaşabilir.

Kur?an-ı Kerim?de, Hz.Peygamber (s.a.v.) hakkında ?Kitap ve bilgeliği (hikmeti) onlara öğretir..? (Ali İmran Suresi, Ayet:164.) buyrulmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır, bilgeliği, ?faydalı ilim ve salih amel? (Hak Dini Kur?an Dili, 1. 915) tanımıyla açıklar. İslam ahlak alimleri de, bilgeliğin ?hakkı hak bilip ona uymak, batlı batıl bilip ondan sakınmak? tanımında belirleşmişlerdir. Bu iki tanıma göre, bilgelik, gerçeğe uygun doğru bilgiden yararlanmak ve safsatadan, gerçeklerden kopuk, asılsız, boş bilgiden de sakınmaktır.

İnsanlar, Hz. Âdem ve Havva'dan çoğalmaları veya her biri bir anne ve babadan doğmaları itibariyle yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve soplarıyla övünmeleri yersizdir. Çünkü gerçek ve yegâne üstünlük bilgelikle ulaşılan takva üstünlüğüdür.

ALLAH AŞKI VE BİLGİ

Günümüzde bilim diye övülen bilgi, nesnelere ilişkin bilgidir ve hangar gibi büyük ve karanlık bir zihinde istif edilmiştir. Algı alanından devşirilen bu bilgiler, benliğin çıkar ve istekleri doğrultusunda üretilmiş, insanın dış gerçeklerine ilişkin tespitler olduğundan huzur ve mutluluğu sağlamada yetersiz kalmaktadır. Dolaysıyla doğa ve toplum gerçekliğini dile getiren bu bilgi, zihni, hamal haline getirmektedir.

Bu bilgiler, bilgelikle aydınlanmış bir gönül süzgecinden geçirilerek özümlenmelidir; böylece bilgi, irfan aşamasına geçerek Kur?an-ı Kerim ve Sünnet-i Şerif?ten kazanılmış anlayışa bereketli toprak olabilir.

Allah?a ulaştırmayan, düşünceye incelik ve derinlik kazandırmayan, Allah sevgisini ve aşkını tatmaya yaramayan bilgiler, kuru bilgi yığınıdır. Fuzuli, Fuzûlî?nin ?Aşk imiş her ne var âlemde / İlm bir kîl u kâl imiş ancak..? dizeleri bu gerçeği dile getirir..

Bilgelik, istekleri asgariye indirerek ruhu inkişaf ettirme ve Hakk?a saygıda derinleşme çabasıdır. Duyumların ve aklın sınırları dışında kalan nice incelikler, ancak bilgelikle çözülür. Bu yönüyle bilgelik, görüntü ile gerçek, öz ile biçim ilişkisini çözmeyi sağlar, duyuların ve aklın acziyetini kavrar ve kavratır. Bilgeler, perde arkasında kalan gerçeklerin inceliklerinden haber verirler. Bilgeler olmasaydı, nice sırlar gözlerden ve gönüllerden saklı kalırdı. Kâinat, tabiat ve insan gerçek güzelliğini, hakikatini ve inceliklerini ancak Kur?ân ve Sünnet?e bağlı bilgelerin aydınlık gözlerine serer. Bütün varlıklarıyla kâinat, ayrıca tabiat ve insan, Cenab-ı Hakk?ın sıfat tecellileriyle meydana geldiğinden, sonsuz bir sırlar hazinesidir. Bu sırlar, kalbi arınma ve olgunlaşma oranında idrakte de tecelli eder.

Bedenin, hayatiyetini sürdürmesi ve gelişmesi için nasıl maddi besine ihtiyacı varsa, ruh da manevi gıdaya muhtaçtır. Çünkü ilahi sırlar, bu beslenmenin derecesine göre, kalplerde zuhur eder. Dolayısıyla bilgelik, kâinatta cereyan eden ilahi kanunları (sünnetullah, tabiat kanunları değil de tabiata ait Allah'ın takdir edip var ettiği kanunlar) tefekkür ve muhakeme etmek yoluyla elde edilir. Kainat, akıl sahipleri için bir kitaptır, bilinçli kimseleri hayretlere sevk eden inceliklerle doludur. İslam alimleri "bilgeliğin evveli varlık alemini tefekkür, ortası din ve itaat, sonu ebedi saadettir." demiştir. Yani kainat sayfalarını, arz ve sema yapraklarını ibretle tefekkür eden insan, eserden müessire, sanattan sanatkâra, sebepler aleminden o sebepleri yaratana, zihnen ve fikren intikal eder. İşte bu noktada karşısına din çıkar, yaratana karşı olan görevini öğrenir ve yerine getirir. Bu üstün tefekkür ve uygulamalar (amel) bilgeyi ebedi saadete ulaştırır.

Bilgelerin kalpleri, ilâhî kudretin tabiatta, toplumda ve insan hayatında vücuda getirdiği sonsuz harikalardaki güzelliklerin zevkine ererler: Sermayesi aynı toprak olan bitkilerin rengârenk yaprak ve çiçeklerine, bunlardaki menevişlere, ağaçların renk, koku, lezzet ve şekilde sonsuz farklılık arz eden meyvelerine, ancak bir iki haftalık ömrü olduğu halde, kelebeğin kanatlarındaki harika desenlere bakar ve bunların ?lisân-ı hâl? denilen sırlı beyanları karşısında gönüllerindeki Marifetullah lezzeti artar. Bilgeler için bütün bir kainat, artık okunmaya hazır bir kitap gibidir. İşte böyle bilge gönüller, Cenab-ı Hakk?ı ?kalpte tanıyabilme? demek olan irfanda, yol alırlar, mesafe kat ederler. Hakk?ın ve hikmetin tefekküründe yoğunlaşmadan, gerçek bilgiye, yani marifete ulaşmak mümkün değildir. Kur'ân-ı Kerim'deki "Allah'ı hakkıyla takdir edemediler" (el-En'âm, 6/91) ayetinin, bilgeliğe ve derecelerine işaret ettiği rivayet edilmektedir.

Bilgelerin kalpleri, zerreden küreye, her zaman ve mekânda, ilahi kudret ve azamet tecellilerini görerek, Marifetullah?a, ilahi nimet ve lütufları görerek de Muhabbetullah?a doğru yol alır. Bir dağın içerisinden çağlayan yer altı ırmaklarının toprağın yüzüne çıkıp her geçtiği yere bolluk ve bereket dağıttığını gördüğünde Yüce Yaratıcı?nın azameti karşısında hiçliğini idrak eder. Belgelik, yaratış incelikleri bilmektir bu bakımdan.

Gönlü Hakk?la, hakikatle ve hikmetle yoğrulmadığı için irfana ulaşamayan bir insan, ilim ve dünya mevkilerinde ne kadar yüksek bir makamda olursa olsun, yine de eksiktir. Çünkü ilmin asıl değeri, kişiye sağladığı kalbi olgunluk ve ahlaki mükemmellikle ölçülür.

KUR?AN-I KERİM?DE BİLGELİK

Bazı âlimlere göre bilgelik, Kur'an-ı Kerîm'de dört anlamda kullanılmıştır:

1. Kur'ân'ın öğütleri: Öğüt anlamında kullanıldığı ayetten biri şöyledir: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve söze öğüt vermek için indirdiği kitabı (Kur'an-ı) ve Kur'ân'daki hikmeti düşünün .." (el-Bakara, 2/23). Bu ayetteki bilgelik (hikmet), öğüt anlamındadır. Bu anlamı, ayetin siyak ve sıbakından çıkarmaktayız.

2. İnce anlayış ve ilim: Lokman süresinin 12. ayetinde şöyle buyruluyor: "Andolsun biz, Lokman'a bilgelik (hikmet) verdik" Yani ince anlayış ve ilim verdik, denilmektedir.

3. Nübüvvet-Peygamberlik: Bakara Suresi?nin 251. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: "Allah (c.c) Dâvud'a saltanat ve bilgelik (hikmet) verdi." Bu ayetteki "hikmet" Peygamberlik anlamındadır.

4. Kur'ân'ın incelikleri ve sırları: Bu anlamdaki ayetlerden biri şöyledir: "Allah bilgeliği (hikmeti), kime dilerse, ona verir. Kime de bilgelik (hikmet) verilirse muhakkak ki ona çok hayır verilmiştir" (el-Bakara, 2/269).

"İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle dâvet et" (en-Nahl, 16/125).

Bu iki ayetteki bilgelik (hikmet) kelimesi, Kur'ân'ın incelikleri ve sırları anlamındadır, denilmiştir (Muhammed H. Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, I, 928).

Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde geçen bilgelik (hikmet) kelimesini, müfessirler, sünnet olarak tefsir etmişlerdir: Alu-İmran Sûresinin 164. âyetindeki: "Kitab ve bilgeliği (hikmeti) onlara öğretir..." Kitaptan maksat, Kur'an, bilgelikten maksat da sünnettir. (bk. Kadı Beydavî ve Celâleyn Tefsirleri).

Rasulullah'ın Sünneti?ne bilgelik (hikmet) denmesinin bir sebebi; O, hikmet sahibiydi. Yani her sözünde ve fiilinde bir incelik ve anlam vardı. Hakka uymayan söz ve fiil kendisinden meydana gelmezdi. ?Cevamiu'l-Kelîm? verilmişti, az sözle engin ve çok değerli anlamları dile getirirdi, veciz konuşurdu. O'nun hadislerini okuyan ve sünnetini inceleyen bunu rahatlıkla gözlemler.

BİLGELİĞİN ÜÇ AŞAMASI

Bilgelikte de dereceler vardır; başlangıcı, orta derecesi ve yükseği vardır. Olgunlaştıkça, bilgelikte de terfiler gerçekleşir. Bilgelikte amaç gerçekleşmez ve sonuna varılamaz, çünkü bilginin sonu yoktur ve Allah?ı hakkıyla bilmek mümkün değildir. Düşüncenin yetişmediği, akılların kapsayamadığı, zihinlerin algılayamadığı, görmenin keyfiyetine eremediği zatı bilgelik nasıl kapsar? Yaratıkları içinde O'nu en iyi bilenler, O'nun azametini idrakten, yahut zatını keşfetmekten aciz olduklarını en çok ikrar ederler; çünkü benzeri olmayanı idrakten aciz olduklarını bilirler.

Bilgeliğin üç aşamasına dair ayete dikkatlice bakılınca, incelikleri görülecektir: ?İman edip iyi işlerde bulunanlara; Allah?a karşı gelmekten sakındıkları, inandıkları ve takva ile hareket edip iyi işlerde (salih amel) bulundukları; sonra gene hakkıyla sakınıp Allah?a karşı gelmekten korkmaya devam ettikleri, inançlarını güttükleri; sonra da yine Allah?a karşı gelmekten titizlikle sakınıp durdukları ve büyük fedakarlıklarla iyilik ettikleri (iman ve iyi amelde sebat ettikleri) takdirde, haram edilmeden önce yedikleri şeyler yüzünden bir vebal yoktur. Allah iyilik edenleri sever.? (el-Maide, 5/93)

Bu ayette iman ve ameli salih iki kere ve takva üç mertebe olarak zikredilmiştir. İnsanın iman edip şirkten korunması mahiyetinde olan bilgelikteki ilk mertebe, kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır.

Bilgelik, başlangıç noktasında, ebedi olarak Cehennem azabında kalmamak için iman edip şirkten korunmak ve takvaya ulaşmaktır. Bilgeliğin bu ilk aşamasına ilişkin ayetin meali şöyledir: "O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahilliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükunet ve güvenini indirdi. Onları takvâ sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir" (el-Fetih, 48/26).

Bilgeliğin ikinci aşaması, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır. Bilgeliğin vasatı, halk içinde Hakk?la olmayı başarmaktır; büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durmak ve farzları eda etmektir. Bilgeliğin bu orta haline ilişkin bir ayetin meali de şöyledir: "O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve takva ile hareket edip (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket (ve bolluk kapılarını) açardık. Fakat yalanladılar. Biz de yaptıkları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik" (el-A'raf, 7/96).

Bilgeliğin üçüncü aşaması da, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imanıdır. Bu ayette, bilgeliğin bu üçüncü aşamasındaki takvanın derecesi, ?ihsan? olarak zikredilmiştir (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1971, III, 1807).

Bilgeliğin bu üçüncü, dolayısıyla yüksek aşamasında ise, bütün benliği ile Allah'a dönmek ve insanı Allah'tan alıkoyan her şeyden uzak durmak, tüm günlük yaşamını Allah?a odaklanarak geçirmektir. Gerçek bilgelik, takvada yükselmektir ve Kur'an'da, inanan insanlardan ihsan makamındaki bu takvaya sahip olmaları istenmektedir: "Ey imân edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilden korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin." (Âli İmran, 3/102)

Bilgelik yolu takva, Yüce Allah'ın inanan kulları için işaret buyurduğu bir toplanma ve yardımlaşma noktasıdır. Kur'an'da, ?İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın" (el-Mâide, 5/2) buyrularak, takvanın İslâm'daki yeri gösterilmiştir.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.