1. YAZARLAR

  2. Hayati Koca

  3. Bir hoca, bir güzel insan Prof. Dr. Asım Yapıcı’nın sunuş yazı..
Hayati Koca

Hayati Koca

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir hoca, bir güzel insan Prof. Dr. Asım Yapıcı’nın sunuş yazı..

A+A-

hayati-koca-024.jpg

Bir hoca, bir güzel insan Prof. Dr. Asım Yapıcı’nın sunuş yazı..

Bir dost, bir ağabey, bir hoca, bir güzel insan Prof. Dr. Asım Yapıcı’nın sunuş yazısıyla artık daha da yakında...

 

İnsana Ve Hayata Dair: İstiklâl Marşı Duruşu’ndan Cumartesi Yazıları’na

Yine ve yeniden Hayati Koca’yla birlikteyiz. Gelişen ve geliştikçe olgunlaşan bir üslup var karşımızda. “Hamdım, piştim, yandım” sürecinde “pişme” yani “olgunlaşma” kokuları alıyoruz. Kuşkusuz “yanmak” için daha vakit var. Üstelik bu vaktin ne zaman geleceğini kestirmek de imkânsız. “İnsan tanımlanmış; ama tamamlanmamış bir varlıktır” cümlesine atıfla varlık âlemindeki her şeyin ve herkesin tamamlanma çabasında olduğunu ya da olması gerektiğini hissetmek ne güzel.

Kişinin iştigal ettiği sanat ve edebiyatta olgunlaşmasının 40’lı yaşlardan sonra gerçekleştiği sıklıkla söylenir. Bu yargı özünde bir genelleme içeriyor. Her genelleme ise hatalı bir yargıya kapıyı aralık bırakmak anlamına gelir. Zira erken olgunlaşanlar olabileceği gibi olgunlaşması 60’lı yıllara kadar uzayanlar da olabilir. Genellemeler hatalı olsa da gerçeğin özünü temsil ettiğini hatırda tutmak gerek. Anlaşılan o ki, Hayati Koca yazım hayatında sağlam adımlarla ilerliyor.

(.................)

Hayati Koca, “İstiklal Marşı Duruşu”ndan “Cumartesi Yazıları”na nasıl dönüşüm yaşadığını şöyle açıklıyor:

“İnanç ve anlayışla İstiklal Marşı Duruşu’nda hiç rahatta kalmadık; çünkü rahata alışık değildik. Sonra iman, yürek, aşk, ayrılık, yalnızlık, gönül, kahramanlık, gözyaşı, baba, anne, kadın, sevgili; ne kadar da tamamlıyordu iki dünyalık insanı. Günler Cumartesi Yazıları’na gebeydi ve on altıncı yazıdan itibaren İstiklal Marşı Duruşu yerini, “Cumartesi Yazıları”na devretti.” Hayati Koca önemli bir hususun altını çiziyor, yanlış bir mesaj vermemek için:

“Cumartesi bir rahatlığın değil, rahatsızlığın eseriydi. Olursa hafta içinde hayatın seline kapılan insanın düşünmediği, yapamadığı, ihmal ettiği ne varsa onları hatırlatmak istedik”. Anlaşıldığı kadarıyla Hayati Koca, Cumartesiyi bir sendroma dönüştürmek istiyor. Sıkı durun: Yeni bir sendromumuz var artık. Adı Cumartesi! İçeriği muhasebe. Hedefi insanın kendiyle yüzleşmesi ve kendini keşfetmesi.


İstiklal Marşı Duruşu “Son Duruş/Son Ocak” alt başlığı ile başlıyor. Kendimize getiren bir uyarı ile karşılaşıyoruz. “Bir duruşu olmalı insanın. Kim, nereden bakarsa baksın; değişmeyen, dönüşmeyen, başkalaşmayan, farklılaşmayan... Bir inanç duruşu, bir kimlik duruşu, bir medeniyet duruşu...”

Şairler, yazarlar, akademisyenler haykırmalıdır. Millî ve dinî bir duruşumuz varsa hâlâ bir umut vardır. Her şeyin eğilip büküldüğü, kimlik hatların belirsizleştiği, imanın sadece akaitten ibaret kaldığı, günahın normalleştiği, egoizm ve hedonizmin geçer ahlakî erdem olarak revaç bulduğu, sabır ve çilenin insanı olgunlaştıran değil yozlaştıran bir deneyim olarak algılandığı bir dünya da bir duruşumuz varsa insanlık ve Müslümanlık için son ocak hâlâ tütüyor demektir. Çünkü “kimlik” diyor Hayati Koca “kağıttan değil, kemiktendir”.


“İstiklal Marşı” diyor Hayati Koca “tepeden tırnağa iman ve inançla yoğrulmuş Türklerin ve Türklüğün, tarih sahnesinden silinmesine karşı oluşturulmuş bir kalkandır. ...bu toprakların, bir geçmişi olduğu gibi, bir geleceği varsa bu geleceğin hangi temeller üzerine inşa edileceğinin ilanıdır.” Hangi temeller diye sorası geliyor insanın ve okudukça anlıyoruz: Aşk, iman, kardeşlik ve adalet dört temel unsur. Çalışma, sorumluluk, dürüstlük, yardımlaşma ve kula hakkına riayet başta olmak üzere daha nice özellik var bahsi geçen dört temel unsur besleyen.
Hayati Koca’yı okurken İstiklal Marşı ruhu ile Çanakkale ruhu arasındaki bağı yakalıyoruz. “Çanakkale’den bize kalan yerliliktir; Çanakkale’yi kaybetseydik, yerimiz olmayacaktı.” O zaman İstiklal Marşı aslında istikbal marşıdır. Çanakkale ruhunu kaybetmemek şartıyla. Çünkü “ülkeleri sınırlar değil, şiirler belirler”. Müthiş bir tespit. Sadece susmak düşüyor bize, hem de en derin cinsinden.
............ devamı......

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.