Faiz düşürerek TL'Yİ koruma operasyonu

Yeni para politikasıyla son 11 ayda 15,75 puan faiz indirerek politika faizini yüzde 8,25'e çeken Merkez Bankası (TCMB), bir yandan Türk Lirası'nın (TL) değerini korurken diğer taraftan enflasyon ile ülke risk primi CDS'lerin hızlı yükselmesini engelliyor ve finansal istikrarda denge sağlıyor.

Merkez Bankası (TCMB), Türk Lirası’nın değer kaybetmemesi ve enflasyonun daha fazla yükselmemesi için küresel konjonktürü değerlendirip faizleri düşürerek finansal istikrara para politikalarıyla destek veriyor.

Pandemi sebebiyle genişleme politikalarıyla oluşan kredi büyümesi kaynaklı enflasyonu, yurt dışı emtia fiyatlarındaki düşüşler ve marjinal merkez bankalarının faiz indirimlerinin verdiği destekle frenleyen TCMB, geçen yılın Temmuz ayından bu yana gerçekleştirdiği 1575 baz puanlık faiz indirimleriyle TL’nin değerini koruyor ve CDS’lerin fazla yükselmesine müsaade etmiyor.

TCMB, seri faiz indirimleriyle eş zamanlı düşük fiyatlı piyasadan alınıp yüksek fiyatlı piyasada satılarak risksiz kâr elde etme faaliyeti olan ve kurdaki olumsuz gelişmelere kapı açan döviz veya faiz arbitrajlarının artmasını önlüyor ve böylece faiz indirimlerinin kur üzerindeki menfi baskısını azaltıyor.

Gelecek hafta yapacağı toplantıda yine faiz indireceği tahmin edilen TCMB, diğer ülke merkez bankalarıyla gerçekleştirdiği swap anlaşmalarıyla da döviz ihtiyacına katkı veriyor. Piyasalarda Merkez Bankası’nın gelecek hafta yapacağı faiz toplantısında yine politika faizini en az 25 baz puan olmak üzere yüzde 8,25’ten daha aşağı seviyelere indireceği beklentileri hakim.

Dolara meydan okuyor

2019 yıl sonu itibariyle 5,95 lira seviyesindeki dolar/TL kuru bugün 6,85 liradan işlem görüyor. Böylece Türk Lirası (TL) yılbaşına göre dolar karşısında yüzde 15,1 oranında değer kaybetmiş durumda. TL’nin değer kaybında koronavirüs pandemesi sebebiyle yatırımcının güvenli enstrümanlara yönelmesinde önemli etki gözleniyor.

Altın, gümüş ve kıymetli madenler arasında dolar da dünyada en fazla kullanılan para birimi olarak güvenli liman özelliğini devam ettiriyor. Pandeminin en fazla hissedildiği Mart ayı ortalarından sonra 103 bandına yükselen dolar endeksi, ABD’de artan anarşik olaylar ve toparlanmada beklentilerin kötü geleceği endişesiyle 97,66’lık seviyesinde yürüyüşünü sürdürüyor.

ABD’nin 5 yıllık risk primini gösteren CDS’leri de 17,49 bandında. Uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in ABD’nin kredi notunu “Aaa” ve not görünümünü “durağan” olarak teyit etmesi de dolardaki güçlülüğü destekliyor.

Ancak dolardaki bu kadar güçlülüğe rağmen TL’nin dolara karşı yılın ilk yarım diliminde yüzde 15’lik bir değer kaybı, Türk Lirası’ndaki dayanıklılığı da ortaya koyuyor. Merkez Bankası’nın (TCMB) yılın ilk çeyreğinde yüzde 4,5’luk büyüme ve dövizdeki dalgalanmalara rağmen faiz indirimleriyle enflasyonu hasar vermeyecek seviyede tutmayı başarması ve son 11 aydır uyguladığı ‘faiz neden, enflasyon sonuç’ prensibi üzerine oturttuğu para politikasıyla finansal şoklara karşı ekonominin dayanıklılığını artırması TL’yi güçlü kılıyor.

İstikrardan taviz yok

Finansal sistemin dengelerini bozabilecek beklenmedik şoklara karşı ekonominin dayanıklılığı anlamına gelen finansal istikrardan taviz vermeyen TCMB, son dönemde yaşanan küresel ekonomik gelişmeler çerçevesinde finansal istikrarın makro ekonomik istikrar için ön koşul olduğunu ve merkez bankalarının finansal sistemde biriken riskleri göz ardı etmemesi gerektiğini de her fırsatta uygulamalarıyla gösteriyor.

Para politikasının etkinliğini de yükselten finansal istikrarda denge bozulduğunda ekonomi ve toplumsal refahta olumsuz gelişmelerin olabileceğine, bu yüzden hayata geçirilecek politikalarda istikrardan taviz verilmemesi konusunda adımlar atan Merkez Bankası (TCMB), majör merkez bankaları başta, diğer ülke merkez bankalarıyla da karşılıklı dayanışmayı sürdürüyor.

Faiz indirimlerinin ötesinde kredi büyümesi ve genişleme politikalarıyla enflasyon artışını imkanları dahilinde izole etmeye çalışan TCMB, reel sektöre fon amaçlı politika faizini altında fonlama imkanı ile küresel merkez bankalarının niceliksel gevşeme adımlarına benzer tahvil alımlarını hızlandırarak artırma yoluna gitti. Merkez Bankası 2020 yılı itibariyle tarihinin en hızlı tahvil alımlarını gerçekleştiriyor ve piyasaların daralmasını önlemeye çalışıyor.

En az 25 baz puan indirim

Gelecek hafta 25 Haziran Perşembe günü gerçekleştireceği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında küresel merkez bankaları gibi ekonomiyi desteklemek için yüzde 8,25 seviyesindeki politika faizini indirmeye kararlı görünen TCMB’den en az 25 baz puan olmak üzere 50 ve üzerinde faiz indirimlerinin de gerçekleştirebileceğine dair yorumlar yapılıyor.

Pandemi öncesi 425, 325 ve 250 baz puan indirimleriyle dikkat çeken, pandemi sürecinde 250 baz puan düşüren Merkez Bankası (TCMB) 2019 Temmuz ayından bu yana 11 aylık dilimde politika faizini yüzde 24’ten yüzde 8,25’e indirdi. Bankanın faiz indiriminde hareket alanının geçen yıla göre giderek daraldığını ancak henüz hâlâ gidilecek yolun olduğunu söyleyen uzmanlar, TCMB’nin ekonominin desteklenmesi adına operasyonlarını sürdüreceğini ifade ediyor.

Uzmanların diğer görüşü de pandemi sonrası normalleşmeyle birlikte artacak enflasyonun dizginlenmesi amacıyla majör merkez bankalarının faiz artırımlarına gidebileceği öngörüsüyle TCMB’nin elinde halen bulunan avantajlar desteğinde sonuna kadar faiz indirimlerini sürdüreceği yolunda.

Son anket doğruluyor

TCMB Haziran Beklenti Anketi’nde piyasa katılımcılarının cari yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 9,54.   Tera Yatırım ekonomisti Enver Erkan bu durumu, “Enflasyon denkleminde halen yukarı doğru eğilim ağır basmaktadır. Haziran ayı ile beraber ekonomideki normalleşme aşamasının başlaması ile beraber talep bileşeninde kademeli toparlanma olabilir… Petrol fiyatlarının yeniden 40 USD seviyelerine gelmesi, buradan kaynaklı maliyet avantajını nötrlerken, TL’nin stabilleşmesi kur kaynaklı ithal maliyetleri üzerindeki baskıyı sınırlıyor.  Ay sonuna ilişkin ağırlıklı ortalama fonlama miktarı (AOFM)  beklentileri TCMB’nin parasal gevşeme döngüsünü devam ettirmesine dair beklentilere bağlı olarak yüzde 7,76 seviyesine geriledi. Repo ve Ters Repo Pazarı’nda oluşan faiz oranı beklentileri ay sonu için yüzde 8,19’dan yüzde 7,88’e indi. 5 yıllık DİBS faiz oranı beklentilerinde 12 ay sonrası için yüzde 11,40’tan yüzde 10,92’ye doğru bir düşüş görülürken, 10 yıllık DİBS faizlerinin ise 12 ay sonra yüzde 10,48 seviyesinde olması bekleniyor.  Piyasa, Merkez Bankası’nın politika faizi olan 1 haftalık repo faiz oranını  cari ay ve 3, 6, 12, 24 ay sonrası beklentileri sırasıyla yüzde 8, 7,83, 7,74, 7,59 ve 7,48 olarak öngörüyor. Döviz kuru beklentileri 2020 yılsonu için 6,99 olmuştur. 12 ay sonrasına ilişkin kur beklentilerinin ise 7,22 olduğunu görüyoruz.  Bunun yanında, büyümede halen yatırım kalemindeki genel kırılganlık durumu devam ediyor. Hükümetin talebi desteklemek için başta kamu bankalarının kredi paketleri aracılığıyla aldığı önlemler ve istihdam kalkan paketi ile işgücü piyasasına destekleri bu etkileri sınırlamaya yönelik. Faiz indirme marjı giderek daralıyor ancak 25 Haziran PPK’sında yine 25 baz puan faiz indirimi bekliyoruz” diyor.

Riskler var, ancak sınırlı

Merkez Bankası’nın bu yıl içinde faizleri yüzde 6,50 – 7 arasına çekebileceğine dair yorumlarını sürdüren uzmanlar, TCMB’nin borçlanma faiz oranı ile Hazine gösterge tahvil getirisi arasındaki farkı 200 baz puana kadar çekebileceği bunun da döviz ile TL arasındaki faiz farkının geçmişe göre daha az olması sebebiyle yerli para mevduatında döviz lehine geçişkenliği artırabileceğini ancak geçişin sınırlı kalacağını belirtiyorlar.

TCMB’nin agresif faiz indirimlerine karşılık dövizdeki yukarı yönlü hareketin sınırlı kaldığına vurgu yapan uzmanlar, “Pandemi sebebiyle emtia fiyatları düşük seyrediyor. Büyüme yönlü risklerin ortadan kaldırılması için merkez bankaları faiz indirimlerini sürdürüyor. İşte bu durum faiz arbitrajının artmasını, yani yoğun spekülasyonlar ve hatta manipülasyonları doğuracak gelişmeleri frenliyor. TCMB ile küresel merkez bankalarının da katıldığı faiz indirimleri faiz arbitrajının önüne geçiyor ve TL’nin değer kaybetmesini önlüyor. Yine son dönemde gelişmekte olan ülkelerin faiz indirimleri ve kurlarındaki düşüşler de söz konusu gelişmenin bir devamı olarak gözleniyor. Türkiye IMF’ye gitmeyecek ama halen yaptığı swap anlaşmaları ve gelecekte gerçekleştireceği aynı yöndeki finansal sözleşmeler TL’yi döviz baskısından da kurtaracak. TL’nin daha fazla değer kaybetmemesine, doların gelişmiş veya gelişen ülke para birimlerinde son dönemdeki değer kayıpları da destek veriyor. Dolayısıyla dolar/TL yılın ilk 6 aylık diliminde yüzde 15 gibi sınırlı bir değer kaybıyla yoluna devam ediyor” değerlendirmelerini yapıyorlar.

İndirim TL’yi güçlendiriyor

Faiz oranlarının döviz kurlarının belirlenmesinde önemli bir etkisi olduğunu değerlendiren uzmanlar, standart modellerde faiz oranlarının yükselmesi TL’yi değerlendirirken, inmesi ise dövizi kuvvetlendirdiğini, ancak 2009 yılına kadar da görüldüğü üzere ülke şartları ve konjonktürün verdiği katkıyla Türkiye’de TL’nin değerlendiğinin görüldüğünü dile getiriyorlar.

Bir ekonominin risk derecesi genel olarak ya kredi derecelendirme kuruluşlarının belirli aralıklarla ülkeye verdikleri notlarla ya da risk primi CDS’lerle ölçülür. Ülke açısından CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek anlamına gelir. Dolayısıyla yatırımcıların ülkeye yapmak istedikleri yatırımların karar süreçlerinde CDS primleri büyük önem taşır. Çünkü bu primler faizlerin yükselmesi şeklinde ekonomiye yansır. Faizlerin yüksek olduğu bir ekonomide de borçlanmanın maliyeti de o kadar yüksek olur.

Türkiye de faizlerini düşürerek risk primi CDS’leri düşürüyor ya da yükselmesini önlüyor. Yakın zamanda 660 seviyesine çıkan CDS’ler şu anda 469,43’e kadar gerilemiş durumda. Türkiye son dönemde CDS’ler bakımından oynak bir zeminde olmasına karşılık en fazla risk primini kontrol edebilen ülke konumunda.

Dolayısıyla TCMB’nin gelecek hafta gerçekleştireceği faiz indirimleri CDS’lerin bir miktar daha düşmesini sağlayacak. Bu da yabancı yatırımların ilgisini çekerken döviz kaynaklı girişler TL’nin değerini yükseltecek.

TCMB’den fonlamaya devam

Birçok faktörü göz önüne alarak incelendiğinde TCMB’nin faiz politikası ve ileride olası faiz indirimlerine devam edeceği beklentileri yüksek.

Para politikalarında genel olarak “faiz neden, enflasyon sonuç” prensibi üzerinden hareket eden ve diğer yolları konjonktür icabı uygulamayan TCMB, kurda denge oluşturmaya çalışırken banka munzam karşılıklarıyla da piyasayı likiditesiz bırakmıyor. Zira son olarak bankadan yapılan açıklamada, “Koronavirüs salgını süresince, etkilenen nakit akışları nedeniyle firma ve bireylerin kredi talebi artmış, alınan tedbirler kredi mekanizmasının etkin bir şekilde işlemesini sağlamış ve artan kredi talebi önemli ölçüde karşılanmıştır. Normalleşme sürecinde mevcut eğilimin bir süre daha devam etmesi beklenmektedir” deniyor.

Söz konusu döneme kredi talebini karşılamada bankalara esneklik sağlamak amacıyla, yıllık reel kredi büyüme oranını yüzde 15’in üzerinde olan bankaların zorunlu karşılık teşviklerinden faydalanabilmeleri için sağlamaları gereken uyarlanmış reel kredi büyüme oranının yüzde 15’ten küçük olma koşulunun, yıl sonuna kadar geçici bir süre için uygulanmamasına karar verildiğini belirten TCMB, kararın yılın sonuna kadar geçerli olacağını duyuruyor.

İyimserlik ikinci dalga endişelerini bastırdı

Dünyada ve Türkiye’de pandemiyle ilgili ikinci dalga endişelerine karşılık ekonomilerdeki iyimser veriler pay ve döviz piyasalarına yansıdı. Borsa İstanbul haftalık bazda yüzde 3,44, dolar yüzde 0,13,  altın ise yüzde 0,08 değer kazandı. Euro ise TL karşısında yüzde 0,49 oranında değer yitirdi.

Söz konusu gelişmeyle bir hafta içinde 1000 TL’lik yatırım borsada 1034,4 lira, dolar 1001,3 lira, altın 1000 lira ve euro da 995,1 lira oldu.

Gelecek hafta yurt içinde 25 Haziran Perşembe günü Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararı, güven endeksleri ve kapasite kullanım verileri takip edilecek. ABD’de imalat PMI, birinci çeyrek GSYH, tüketici güven endeksi, Avrupa’da tüketici güven endeksi ile imalat PMI, Japonya’da tüketici enflasyonu verileri piyasalara yön verecek.

BIST 100…

Merkez Bankası’nın (TCMB) Çin ile swap kapsamında ilk yuan kullanımını gerçekleştirmesi ve diğer merkez bankalarıyla yapılacak swaplarla ilgili olumlu gelişmeler TL’de moralleri düzeltirken borsaya da yukarı yönlü hareket getirdi. Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 3,44'lük kazançla 113.611,89 puandan kapattı. Endeks, hafta içinde en düşük 108.716,10 puanı, en yüksek ise 114.337,53 puanı gördü. Ayrıca Borsa İstanbul’un haftanın son günü gerçekleştirdiği rekor 28,6 liralık rekor işlem hacmi de piyasada risk iştahının arttığını gösteriyor. TCMB’nin gelecek hafta faiz kararını bekleyecek borsada teknik olarak 115.000 – 116.000 seviyeleri direnç, 112.000 ise destek konumunda.

DOLAR/TL…

Dolara karşı direncini koruyan Türk Lirası bu hafta sınırlı da olsa yüzde 0,13 oranında dolara kaybettirdi. Dolar haftayı 6,8440 liradan kapattı. Doların değerlenmesinde dolar endeksinin kendini 97’nin üzerine atması etkili oldu. ABD’de işsizlik başvurularının giderek düşmesi, ikinci dalga endişelerinin hafiflemesi doları kuvvetlendirdi. Ancak TCMB’nin swapla ilgili gelişmeleri TL’deki düşüşü sınırladı. Dolar/TL’de direnç noktası 6,87, destekler ise 6,83 ve 6,80 seviyeleri.

EURO/TL…

Yurt içinde TL’ye karşı yüzde 0,49 oranında değer kaybeden euro, haftayı 7,6850 liradan tamamladı. TL’deki prim genelde TCMB’nin faiz indirimi beklentisi ve swap görüşmeleri ile euronun dolar karşısındaki geri çekilmesi sayesinde gerçekleşti. Teknik olarak kurda 7,70 direnç, 7,65 destek görünümünde.

ALTIN…

Küresel iyileşme belirtileri ve ikinci dalgada beklenenlerin olmaması altın fiyatlarını stabil bıraktı. Yurt içinde 24 ayar külçe altın yüzde 0,08 primle 381,90 lira, Cumhuriyet altını da aynı oranla 2536 liradan satıldı. Çeyrek altın ise 619 liradan 620 liraya yükseldi. Yurt içinde külçe altında direnç noktası 388 lira, destek ise 379 lira şeklinde. Uluslar arası piyasalarda ise altının onsu hafta kapanışını 1743 dolardan yaptı. Ons altında destek noktası 1735, direnç noktası ise 1755 dolar.

PETROL…

Petrol fiyatlarında OPEC’teki üretimi konusundaki kararsızlık ile ABD’deki sondaj kuyularında süren 14 haftalık azalma ve artan petrol stoku etkili oluyor. Hafta boyunca 40 doların altına düşmeyen brent petroldeki fiyat yüksekliğine ikinci dalga endişelerinin dağılması ve ekonomik iyimserlik olarak değerlendiriliyor. Brentte destek noktası 39 dolar hâlâ ağırlığını sürdürüyor. Direnç noktası ise 43 ve 45 dolar.

analizgazetesi.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar