Songül Kundakçı Cansız

Songül Kundakçı Cansız

Lâleler ve Maymunlar

Azerbaycanlı sanatçı Azerin’i dinliyorum bir televizyon programında. Azerin güçlü, yürekli, kararlı bir sesle sivilleri vuran işgalci Ermenistan’a karşı Azerbaycan Türk’ünün haklılığını anlatıyor, anlatıyor.

 “Çırpınırdın Karadeniz” diyor, “Ahmet Cevad” diyor, “Lâleler” diyor, özellikle de Nuri Paşa’yı saygı, minnet ve rahmetle anıyor.

 Dağlık Karabağ topraklarının bir kısmının işgalden kurtarılması sebebiyle insanlar heyecanlı ve sevinçli ama şehitler sebebiyle hüzünlü…

Lâleler türküsü sadece bir türkü değil, diyor Azerin. Lâleler, Türk askerlerinin feslerine yazılan bir türküdür. Fesine türkü yazılan ne mübarek askerdir düşünsenize.

Merak ettim, araştırınca karşıma çıkan hazin bir hikâye oldu. Hem üzüldüm hem gururlandım. İşte size Lâleler türküsünün hikâyesi: 

Ermeniler, 1909’da ve 1915’te Anadolu’da yaptıkları vahşeti 1918’de Azerbaycan’da da yaparlar. Azerbaycan’ı işgal eder ve büyük bir katliama başlarlar.

Çaresiz can Azerbaycan, savunmasız.

Çare nereden gelecek Azerbaycan’a?

Bir yardım, bir kurtarıcı için bütün Azerbaycan duada. 

Çaresizden çare bekleyen canlar var. Osmanlı devleti, bir yaralı aslan…

“Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar

Uyan ey yâreli şîr-i jiyân bu hâb-ı gafletden”

Namık Kemal’in bu beyitteki “Gezdiğin nazlı sahralar zulmün köpeklerine kaldı, Uyan ey yaralı kükreyen aslan uykudan” serzenişine benzer sesler her yerde Osmanlı’yı çağırıyor ama Osmanlı ne yapsın?

Enver Paşa, elinden geleni yapar ve derhal Ermeni çeteler ve Bolşevik birliklerine karşı Kafkas İslam Ordusu’nu kurdurur. Kumandanlığına da kardeşi Nuri Paşa’yı getirir. Nuri Paşa, Azerbaycan'ın başkenti Bakü’yü, 15 Eylül 1918’de Ermeni çeteleri ve Bolşevik birliklerinden kurtarır. Nuri Paşa ve Türk askeri, Ermeni ve Rus birliklerinin zulmünde inleyen Azerbaycan Türklerinin kurtarıcı meleği olur.

Azerbaycan Millî Marşı’nın şairi Ahmet Cevad, Kafkas İslam Ordusu askerlerini Gence’de görünce coşkuyla “Çırpınırdı Karadeniz” şiirini kaleme alır:

 “Vefalı Türk geldi yine,

 Selam Türk’ün bayrağına”

Kafkas İslam Ordusu askerleri Gence’ye yaklaştığında başlarındaki fesin kırmızı rengi ve fesin ucundaki püsküllerin oluşturduğu manzarayı Azerbaycan Türkleri lâlelere benzetir. Lâleler, Talman Hacıyev’in yüreğinden türkü olur dökülür dillere:

“Yazın evvelinde Gence çölünde
Çıhıblar yene de dize lâleler
Yağışdan ıslanan yaprağlarını
Seripler dereye düze lâleler”

Dinlemediyseniz eğer “Lâleler” türküsünü dinleyin derim.

Lâle bir çiçek!

Ama lâle bir çiçekten çok daha fazlası aslında.

Her bir şehit, lâle olup açar yurdumun baharlarında,

Türk vatanı şehitlerle “lâlezar”.

Lâle, hüznümüzün çiçeği, gönlümüzün sızısı,

Lâle, vatan sevgimizin ve vatan savunmamızın sembolü.

Lâleler, Kafkasya dağlarında açan Nuri Paşa ve askerleri.

***

Yıllar geçer ve “Çırpınırdı Karadeniz” şiirinin yazarı Ahmet Cevad, Stalin rejimi tarafından Türk milliyetçiliği suçlamasıyla 12 Ekim 1939 tarihinde idam edilir.

Kafkas İslam Ordusu kumandanı Nuri Paşa ise Cumhuriyet döneminde kurduğu fabrikada tabanca, matara, demir çubuk, gaz maskesi ve mermi üreterek Türk savunma sanayiinin gelişmesine katkı sağlarken fabrikasına yapılan bir sabotajla içerdeki 26 kişi ile birlikte patlamada hayatını kaybeder.

***

Mevsim sonbahar, yıl 2020.

Maalesef bu millet vefalı, fedakâr, vatansever evlatlarını birtakım sabotajlarla, kalleş saldırılarla toprağa emanet etmeye devam ediyor. 

Azerbaycan’ın dağlarında, şehirlerinde Ermeni füzeleriyle vurulan evlerin enkazında bebekler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar ölüyor.

Azerbaycanlı kardeşlerimiz, günlerdir uluslararası alanda yapılan bu saldırıları anlatmaya devam ediyorlar ama nafile. 

Anlattıkça meseleler daha iyi anlaşılır zannederiz hâlbuki. Öyledir ama anlamak isteyene.

Biz, Azerbaycan’ın haklı olduğunu biliyor ve söylüyoruz. Anlayana sivrisinek saz demişler.

Bölgeyle ilgilenen diğer devletler de her şeyi biliyor ama bizden farklı olarak onlar gerçekleri söylemiyorlar.

Bebeklerin öldürüldüğünü görüyorlar.

Azerbaycanlı sivillerin en savunmasız oldukları yerde, evlerinde ve uykularında saldırıya uğradıklarını görüyorlar.

Sivillere yapılan saldırıyı görmezden, Azerbaycan’ın haklı davasını duymazdan gelip üç maymunu oynamaya devam ediyorlar.

Ama bu maymunlar, zaten hep kötünün tarafındaydı.

Ermenistan, ne kadar kötülük yaparsa yapsın diğer devletler “görmedik, duymadık, bilmiyoruz” modundalar.

Anlamak istemeyene davul zurna az demişler.

Anlamak istemiyorlar zira elleri kanlı, vicdanları kirli!

“Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” demişler ama “olmaz” olmuş işte.

Ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın” denilecek türden Ermenistan, Yunanistan gibi kukla devletlerin ipi her daim birilerinin elinde.

“Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.” der Konfüçyüs.

Maalesef öyle bir zamandayız.

Ermenistan ve Yunanistan daima aciz, daima şarlatan.

Çevrelerine huzursuzluk, hastalık, ölüm saçıyorlar; koronavirüs gibiler.

Koronavirüse çare maske, mesafe, temizlik…

Ermenistan ve Yunanistan gibi sivrisineklere çare de Türkiye Cumhuriyeti’nin dosta güven, düşmana korku salan ordusudur.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum