1. YAZARLAR

  2. Mustafa Yürekli

  3. Padişahım cehenneme gireceksiniz...
Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Yazarın Tüm Yazıları >

Padişahım cehenneme gireceksiniz...

A+A-



1908?den beri süregelen 'kendini sömürgeleştirme' sürecine tek yanlı bakış var.

Bir gün padişah, Nasreddin Hoca?ya sormuş; ?Ben öldüğümde cennete mi gideceğim, cehenneme mi?? diye.

Hoca, padişahtan korkmadan; ?Tabii ki cehenneme gideceksiniz.? demiş.

Öfkeden padişahın sakalı kabarmış.

Nasreddin Hoca; ?Cennete gideceğinizi söylemek isterdim ama cellatlarınızın canına kıydığı insanlar yüzünden cennet doldu, cennette size yer yok, sığamazsınız. O yüzden mecburen cehenneme gideceksiniz.? diyerek yapmış açıklamasını..

Sözlü edebiyatımızın altın değerinde bir ürünüdür, bu Nasreddin Hoca fıkrası.

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.v.) ?En büyük cihat, zalim idarecice karşı hakkı haykırmaktır." buyuruyor. (Ebü Davud, Melahim 17; Tirmizî, Bey'at 37)

İslam medeniyetinde Hakka taraf olmak, hakikati hakim kılmak temel değerlerdendir. En ağır şartlarda bile hakk üstün tutulmalı ve hakikatin sözcülüğü yapılmalıdır.

Aydın ve sanatçının pozisyonu, hakkın ve halkın safında, yönetenlerin ve yanlış politikalarının karşısında ilkeleri savunmaktır. Sanat ve edebiyatımız muhaliftir.

Yükseliş dönemlerinde, aydınların ve sanatçıların nasıl güçlü olduklarını, çöküş dönemlerinde de bilimde, düşüncede ve sanatta nasıl zayıfladığımızı görüyoruz bu yüzden.

ZALİMLERİN KARŞISINDA HAKKI HAYKIRMAK

Dünyanın gidişatına ve ülkemdeki son iki yüz yıllık sosyal, ekonomik ve siyasal gelişmelere sanat penceresinden bakıyorum. Bir şair olarak gelişmelere karşı açıkça tavır alırken şiirlerimle ve yazılarımla hakikatin sözcüsü olmaya çalışıyorum.

Tarihe dönüp baktığımızda manzara şöyle: Batılı devletler dünya gücü haline gelirken Osmanlının bilimde, düşüncede ve sanatta iyice zayıfladığını net bir şekilde görmekteyim.

İslam coğrafyası ulus devletlere bölünüp Batılılaşırken kültürel işgale de maruz kaldı. Yaşanan acı tecrübeleri, salt siyasal ya da ekonomik sonuçlarıyla değerlendirmek eksik ve yanlış bir okuma olur. İslam toplumlarında aydınlar ve sanatçılar, yaşanan süreci, medeniyet perspektifinden değerlendiremedi; Batılılaşmayı eksik/çarpık şekilde okudular. Çoğu aydın ve sanatçı, Batı'nın aynasında kendine bakma kolaycılığına kaçtı.

İslam coğrafyası, ulus devletlere bölünerek sözde özgürleşti; oysa idraklerine deli gömleği ideolojiler geçirilen ve zihinleri prangalanan aydın ve seçkinleriyle kendi kendini sömürgeleştirdi. Ne kadar acıdır ki 'kendini sömürgeleştirme?nin en tipik örneği Türkiye'de tecrübe edildi.

Dünya sistemi, İslam coğrafyasına olduğu gibi ülkemize de kendi siyasal modellerini dayatırken, evrensellik iddiasındaki değerlerini de Batıcı aydınlar ve seçkinler eliyle yaygınlaştırmaya çalıştı. İslamcılık akımı, bu süreçte, hem Batı uygarlığının değerlerine, hem de siyasal sistemlere karşı muhalefeti temsil etti.

İkinci Meşrutiyet?in dönüm noktası olduğunu görüyoruz. Tanzimat sonrası dönemde muhalif olan Batıcı aydınlar ve sanatçılar, İkinci Meşrutiyet sonrasında dünya güçleri adına iktidarı ele geçirdi ve günümüze kadar her şeye hâkim oldu.

Artık Batıcı aydınlar ve sanatçılar, devlet kurumlarına, özellikle eğitim kurumlarına, medya kuruluşlarına, kültür ve sanata alanına hâkim olduklarından, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Mütareke ve Cumhuriyet dönemleri boyunca da kültür hayatını yönlendirdiler.

1908?den beri süregelen söz konusu 'kendini sömürgeleştirme' sürecine tek yanlı bakış var. İkinci Meşrutiyet?ten sonra iktidara gelen Batıcılar, ?irtica? söylemiyle sürekli muhalefeti ezdi.

RESMİ İDEOLOJİYE VE DARBELERE KARŞI OLMAK

Asr-ı Saadet?te yaşayıp Hz. Peygamber?in (s.a.v.) ashabı içinde yer almayı kim istemez?

Ben en azından Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamayı çok isterdim. Ne var ki Amerikan emperyalizminin pençesinde kıvranan Türkiye Cumhuriyeti?nde geçirmek zorundayım ömrümü.

Kimse doğum tarihini, ülkesini, milletini ve ailesini seçemiyor. Bir tarih diliminde, bir millete mensup olarak yaratılıyoruz. Müslüman olarak dünyaya geldiğim için ne kadar şükür etsem azdır. İslam tarihine bakılınca, Müslümanların, yükseliş dönemlerinden çok, çöküş dönemlerinde yaşadıkları görünür.

Hayatım beş askeri darbeyle yıkık, dökük. Amerika?nın ülkemi vaziyet ve istikamet etmek için yaptırdığı müdahalelerdi bunlar. 27 Mayıs askeri müdahalesinin yol açtığı buhranda dünyaya gelmişim. 12 Mart müdahalesinin çocuk muhayyilesinde bile yaralar açtığını söyleyebilirim. 12 Eylül?ü hazırlayan terör sürecinde geçti, gençliğim.

Gençlik, darbe ortamı hazırlamak için sağ ve sol kutuplara ayrılıp çatıştırılıyordu. Bu horoz dövüşünün dışında kaldım. Akranlarım eyleme giderken, terör olaylarına katılırken, ben oturup kitap okudum, derslerime çalıştım.

5 Eylül 1980?de Konya?da katıldığım Kudüs Mitingi darbenin yapılış gerekçeleri arasında sayıldı.

1982 Türkiye Anayasa Referandumu?nda Erzurum?da ?Hayır? kampanyası yürüttüğüm için iki ay göz altına alındım, işkence gördüm.

7 Kasım 1982?deki halk oylaması ile 1982 Anayasası, yüzde 8.63 'Hayır' (1.626.431 seçmen) oyuna karşılık, yüzde 91.37 'evet' (17.215.559 seçmen) oyuyla kabul edildi. 1982 Anayasası, sonuçların açıklanmasıyla 9 Kasım 1982'de yürürlüğe girdi. 8.63 oranındaki 'Hayır' oyuna katkıda bulunmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Genel yayın yönetmeni olduğum haftalık haber dergisi Yörünge?de 28 Şubat?a karşı çıktım. Millet iradesini tanımayan ve ülkemizi sömürgeleştiren bürokratik oligarşiye bayrak açtım. Müslümanların maruz kaldığı baskıya itiraz ettim. Fırsat buldukça televizyon ekranlarında, radyo mikrofonlarında ve gazete sayfalarında milletimi ve İslam?ı savundum.

Yine 28 Şubat döneminde 9 bölüm halinde hazırlanıp Kanal 7?de yayınlanan, darbe dönemlerinde ve sonrasında medyanın, dolayısıyla aydınların tavır değişikliklerini, tutarsızlıklarını anlatan Ertesigün Belgeseli?ne yapımcı olarak imza attım.

27 Nisan sabahı, müdahaleye ilk karşı çıkan yazıyı kaleme alıp burada, Haber 7?deki köşemde yayınladım. Kalemimle milletimin safında durup, hakkı savunan, hakikatleri ortaya çıkaran yazılar kaleme alıyorum..

Tanıklık ettiğim 20. yüzyılın son çeyreğinde ve 21. yüzyılın ilk on yılında milletimin yanında durup hakikatin sözcülüğünü yaptım. Bürokratik oligarşinin karşısına dikilip hakikati haykırdım: ?Padişahım cehenneme gideceksiniz..? dedim, darbecilere..

Yazarlık hayatım boyunca, resmi ideolojiye ve askeri darbelere karşı çıktım.

Mustafa Yürekli - Haber 7
yurekli@kanal7.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.