Selami Kaytancı: 'İnkılab mı ihanet mi?!..'

Selami Kaytancı: 'İnkılab mı ihanet mi?!..'

Selami Kaytancı: 'Hain üretmede çok mümbit olan güzel yurdumda, dünya tarihinde eşine benzerine, misline manendine rastlanmayan bir ihanet vardır ki, o da HARF İNKILABIDIR!...'

Dünya tarihinde, tarihin akışını komple değiştirmiş 25 ihanet öyküsü sıralanır… Tarihin seyrini değiştiren birçok savaş, sadece askerlerin başarısı ya da liderler sayesinde değil, casuslar tarafından da kazandırılmış veya kaybettirilmiştir… Nice Brütüs’ler gelip geçmiş dünya denen mezarlıkta!...

'Exeterlileştiremediklerimizden misiniz?'

'FETÖ’nun Çıkış Noktası: Mehdilik..'

Saraydaki casuslar!..

'Kaç türlü vatan hainliği vardır?!..

Zeytinyağlı yiyemem aman!..

 

“Türk tarihindeki büyük ihanetler” sıralanmak istense, birinci sıraya hangisini yerleştirirdiniz?!.. Türk futbolunda müstesna bir yerinin olduğuna inandığım sevgili Mustafa Denizli’nin, literatürümüze kazandırdığı çok anlamlı, çok sevdiğim bir sözü var: İçimizdeki İrlandalılar!.. Türk tarihindeki ihanetlerde, “içimizdeki İrlandalılar”ın çok büyük rolü vardır. Bizden olan, ya da bizdenmiş gibi görünenler; ama bize olmadık darbe vuran, bizi arkadan hançerleyenler…

Siyasi hayatımızdaki ihanetlerin gündeme geldiği şu günlerde, kol kola, yan yana, sırt sırta yola çıktıkları yol – dava arkadaşlarının, hançer olup nasıl böğürlere saplandığı hikayelerini, sık sık gündemde görecek gibiyiz ilerleyen günlerde.. 

Bunlar bir yana, son yüzyıldaki en büyük ihanet, şüphesiz ki, FETÖ ihanetidir!.. Şeytan’ı bile hayrete düşürecek bir planla kurgulanıp hayata geçirilen bu ihanet hareketi, bir nesli mahveden, milletin tertemiz evlatlarını, milletine büyük hizmetler verebilecek zeki, yetenekli evlatlarını, birer vatan hainine dönüştüren bu şebeke, hiç şüphe yok ki, tarihimizde müstesna bir yer işgal edecektir. Sözde din adamı görünümlü, vatansever görünümlü; ama özde hain nice Lawrensler var içimizde!... Aydın, gazeteci, sanatçı, ilim adamı, siyasetçi, bilim insanı… kılığındaki Lawrensler, cirit atıyor bedbaht yurdumun topraklarında…

Dışımızdan gelip içimize sızanların ihanet öyküleri arasında, LAWRENS’i Türk tarihinde özel bir yere oturtmak gerekir herhalde… Türk tarihinin en uyanık, en siyaset erbabı padişahı II. Abdülhamit’in, en yakınına yerleşip güvenini kazanan ve Osmanlı’nın sırlarını İngiltere’ye servis eden, Osmanlı’nın çimentosunu parçalayan, saraydaki casus ARMİNİUS HERMANN VAMBERY de özel bir yere sahip elbette…

Hain üretmede çok mümbit olan güzel yurdumda, dünya tarihinde eşine benzerine, misline manendine rastlanmayan bir ihanet vardır ki, o da HARF İNKILABIDIR!... Peki, neden harf inkılabını tarihimizdeki ihanetlerin en başına oturttuk?!.. İki boksör, ringte dövüşürler… Bir yığın yumruk yerler rakiplerinden… Ama, öyle bir yumruk yer ki boksörlerden biri, ringe iki seksen uzanır ve bir daha doğrulup kalkamaz; yenilmiş, bitip tükenmiştir!... Yediği yumrukların her biri önemlidir elbette; ama onu öldüren, mağlup eden, sırtını yerden kaldırmayan, o yediği şiddetli darbedir…

Şimdi lütfen, gözlerinizi kapayıp birkaç dakika düşünün!..  Birileri gelip sizin ellerinizi kollarınızı bağlayıp bir ameliyat masasına yatırsa ve deseler ki: “Seni şimdi bayıltıp beyin ameliyatı yapacağız. Geçmişini resetleyeceğiz; uyandığında, geçmişini tamamen unutmuş olacaksın ve biz ne dersek, ne emredersek onu yapan bir uşak haline dönüşeceksin!..”  veya “Seni ameliyat edeceğiz, genetik kodlarını değiştireceğiz!.. Senden olan nesiller, sana hiç benzemeyecekler, tamamen bizim ırkımızın özelliklerini taşıyacaklar ve bize hizmet edecekler!..”  NE YAPAR, NE DÜŞÜNÜRDÜNÜZ?!.. Ürperdiniz değil mi?!..

Burada, sözün başında, harf inkılabını savunan, bunun bir ihanet değil, bilakis büyük bir devrim olduğunu savunanlara, ibretlik bir olayı aktararak başlayalım. Harf inkılabı, 1 Kasım 1928’de meclisten çıkan 1353 sayılı kanun ile gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere, harf inkılabı Tekirdağ’da ilan edilmiştir. Tekirdağ’da, inkılabın faziletlerinden bahseden bir entel vatandaşı, bir diğer vatandaş, tartıştıkları yerin hemen arka tarafında bulunan ve o entel vatandaşın “büyük dedem” dediği Namık Kemal’in evinin önüne götürür.  Evin önünde, Namık kemal hakkında Osmanlıca bir kitabe vardır… Ona " Oku bunu bakalım!..”der.  Tabii ki, Namık Kemal’in torunu bu entel vatandaş, okuyamaz kitabeyi... Evet, bundan daha acı ne olabilir ki!..  Torunu, dedesinin yazısını, kitabesini, mezar taşını okuyamıyor!… Harf inkılabı, ulu çınarın köklerine vurulan öldürücü darbedir; ulu çınarı, bir daha yerden kaldıramayacak olan son ve öldürücü yumruktur!..

Hafızamızı kaybettik, geçmişimiz unutturuldu… Alzheimer olmuş bir milletiz biz... Bunun en önemli müsebbibi, yazının katlidir... Dünya ne devrimler görmüştür… Sovyet ve Çin devrimlerini görmüş; ama hiçbirisinde yazıya dokunulmamıştır… Türkiye’nin yeniden istiklaline kavuşması, yazının değiştirilmesine mi bağlıydı? Beşerde gen neyse, insanda yazı odur. Gen, bize beşeri kalıtımımızı veriyor; insan ise, mirasını yazıyla sürdürür. Medeniyet, yazı üzerine kurulur. Yapacağınız en büyük katliam budur. BİYOLOJİK SOYKIRIMDA, KILIÇ ARTIKLARI OLUR; AMA KÜLTÜR SOYKIRIMI, KESİNKES BİTİRİR

Kültür soykırımı, biyolojik soykırımdan daha büyük bir katliamdır!.. Harf inkılabı, bir kültür soykırımıdır!.. Hâl-i hazırdaki alfabenin de birçok yetersizliği olduğu görülmektedir. Birçok durumda, “geçmişe ve geleneğe saygı”yı bir “BURJUVALIK” olarak değerlendiren Çin komünist devrimi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra iktidara geldiğinde, 3000 yıldır kullanılmakta olan ve dünyanın en uzun süredir kullanılan,  2500’den fazla piktogramdan oluşan, ses veya heceyi sembolize etmeye dayalı olmayan felaket alfabesine dokunmamıştır… Hâkezâ, Japonlar da kılık kıyafet, toplumun toptan dönüştürülmesi konusunda, bizdeki Kemalizm benzeri bir deneyimi Meiji döneminde yaşadıkları halde, Arap alfabesine göre öğrenmesi ve kullanması onlarca defa daha zor alfabelerini  terk etmemişlerdir…

Harf inkılabının, okuma yazmayı kolaylaştırıp yaygınlaştırmak, ülkenin medeni milletler seviyesine ulaşmasını sağlamak gayesine matuf olarak yapıldığı iddia edilmektedir. Bunu iddia edenler, Arap alfabesinin zorluğunu, Türk diline uyumsuzluğunu öne sürmüşlerdir. Bunun böyle olmadığına, bir toplumun okuma yazma oranlarının doğrudan alfabenin kolaylığı ya da zorluğu ile ilişkili olmadığına dair, dünya yüzünde pek çok örnek bulmak mümkündür. Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Japonya, Çin, Israil, Kore, Sırbistan, Hindistan, Tayland gibi ülkeler ekonomik ve kültürel kalkınmalarını, hepsi Arap alfabesi kadar veya ondan daha zor olan alfabeleriyle başarabilmişlerdir. Şu an dünya üzerinde en çok okuyan bir millet olan Japonların alfabesi, Arap alfabesinden onlarca kat daha zordur!.. 5.5 yaşındaki torunum, bir ayda Arap alfabesini öğrenmiş, Kur’an okumaya başlamıştır; ama ilkokula başlayalı dört aya yaklaşmasına rağmen, Latin alfabesini henüz doğru dürüst okuyamamaktadır…

Harf Devrimi, okuma yazmayı artırma, bilimde ilerleme vs. gibi pratik gerekçelerle değil, milleti bir medeniyetten bir başka medeniyete dahil etmek amacıyla, simgesel amaç ve gerekçelerle yapılmıştır ve kılık kıyafet devrimiyle, şapka devrimiyle aynı niteliktedir. Kemalist modernleşme hamlesinin önemli köşe taşlarından biri olan Harf Inkılabı, toplumun genel kültür düzeyine katkıda bulunmaktan çok, halkın tarihle ilişkisini kesmekte işe yaramıştır. Böylece geçmişimizle olan bağlarımız, devlet ve devletin istediği tarzda bilgilendirilen ‘tarihçiler’ tarafından kurulmaya başlanmıştır. O tarihçiler de, bu milletin evlatlarına, bir yığın sahte kahraman ve kahramanlıklar anlatırken, gerçek kahramanları, kahramanlıkları anlatmamışlardır. Onun için bu milletin evlatları Kut’ul Amâre’yi, Halil Kut Paşa’yı, Fahrettin Paşa’yı duyduğunda şaşırmaktadır!..

Kütüphanelerimizdeki milyonlarca cilt eser, birden bizimle konuşamaz olmuş, diller lâl kesilmiştir!.. Rutubetin, tozun, kurtların insafına terk edilmiş milyonlarca cilt eser, boynu bükük, gözleri yaşlı, dilleri lâl, Harf İnkılabı’nı yapanlara beddua etmektedir!.. Yeryüzünde, kütüphanelerine girip de, bir kelime bile okuyamadan çıkan başka bir millet yoktur!.. Yeryüzünde, dünya tarihi böyle bir hıyaneti ne duymuş ne görmüş ne de yazmıştır!... Sen Avrupa'yı yakalayacağım diye, alfabeni değiştirip insanını cahilleştir, takvimini değiştir; hafta sonu tatilini cumadan al, Müslüman Cuma namazına gidemesin; Yahudi’yi memnun etmek için cumartesiyi, Hıristiyan’ı memnun etmek için pazarı tatil yap sonra da bu millet Noel kutlamasın!..  Tatil Batı’nın; harf, takvim, şapka, kılık kıyafet… Batı’ının, yani Hıristiyan ve Yahudi’nin!.. Sen toplumun can damarını kes, tarihi ile, geçmişi ile bağlarını koparıp at, sonra da çık toplumsal yozlaşmadan, ahlak ve kültür erozyonundan bahset!.. Kusmuk denizinde Noel kutlayan gençlerden yakın!.. Ne acı!..

Atatürk inkılaplarının, özellikle Harf İnkılabı’nın, milleti Islam’dan uzaklaştırmak gayesiyle yapıldığını dile getirdiğinizde, birtakım malum çevrelerce, “yobaz” damgası vurularak sözleriniz itibarsız hale getirilmek istenir. Bu yüzden, Müslüman olmayan ve bunu açıkça ifade eden, üstelik M. Kemal Atatürk’ün bazı Islam aleyhindeki inkılaplarını onaylayan SEVAN NİŞANYAN’ın  Atatürk inkılapları hakkındaki görüşüne yer vereceğiz şimdi de..

Işte Müslüman olmayan Sevan Nişanyan’ın bu konuda yazdıkları:

“Alfabe devriminde asıl gaye, Batı kültürünü benimsemekten çok, Islam kültürünün entellektüel köklerini kurutmaktır!.. Amaç, Türklerin, “Shakespeare”i ya da Paris gazetelerini daha kolay okuması değildir: Kur’an’ı ve Osmanlı kaynaklarını okumalarını önlemektir!.. Bu aşamada tümüyle Türkçe’ye özgü bir alfabe geliştirmek üzerinde bir müddet durulmuşsa da, daha kolay – ya da daha inandırıcı– bulunduğu için, Batı’dan alfabe ithali tercih edilmiştir.

Cumayı ve Hicret esasına dayalı tarih perspektifini toplum zihninden silmek için, pazar tatili ve Miladi takvim getirilmiştir. Batı müziğinin radyoda zorunlu kılınması ise, bu müziğe yönelik gerçek bir sevgi veya inançtan çok, Islami kültürle yakın ilişkileri olan alaturka müzik geleneğini yıkmak kaygısını akla getirmektedir. (…)

Maksat, o halde, Batı kültürünü ilginç, güçlü ve güzel kılan şeyleri benimsemek değildir: Siyasi nedenlerle düşman sayılan bir kesimin, toplumsal dayanaklarını ortadan kaldırmaktır!..”

Maalesef, tarihimizin kaynakları olarak bildiğimiz eserlerin yüzde 99’u, hala neşredilmemiş durumdadır. Bu vazifeyi Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) yapması gerekirdi. Türk Tarih Kurumu, kendi tarihimizle uğraşan bir müessese olmaktan çıkmış, adeta bir arkeoloji kurumu haline dönüş(türül)müştür. Bu üzücü gelişme neticesinde, o müessesenin mâlî imkânları, haksız yere yabancı kültürlerin araştırılmasına harcanmıştır.

Zannederim dünyada bu kadar zengin tarihi mirasa sahip olan başka bir millet yoktur. Yine bugün dünyada, bu zengin hazinesinden, kendi genç nesillerini istifade ettirme mücadelesi vermeyen yegane millet de biziz ne yazık ki!..  Eğer gençlerimiz kendi milli tarihinin ve kültürünün zengin kaynaklarını bilerek yetişmiş olsaydı, elbette yabancı ideolojilerin peşinde koşan bir topluluk haline gelmezdi…

Yeni alfabe, Osmanlı’nın torunlarını bir gecede cahil yapma projesiydi. Yaverlerinden biri, M. Kemal’e sorar: “Paşam, eski alfabe senin gibi bir insanı yetiştirdi. Acaba yeni alfabe, nasıl insanlar yetiştirir bu ülkeye?!..” der. Galiba şimdi o sorunun cevabı, açık açık ortada!..

MESELE OKUMA YAZMA KOLAYLIĞI DEĞİL, SİZ HÂLÂ ANLAMADINIZ MI?

Tarihin bütün kötülük çeşitlerini bir yere yığsanız, Harf İnkılabı denilen zulümle milletimize yapılmış kadar bir kötülük çapına hiçbir devirde ulaşamazsınız!.. Hedeflenen, İslam dünyasıyla olan bağlarımızı koparmak, İngilizlerin kendilerine yüklediği misyonu yerine getirmekti; yaptılar!..

İSMET İNÖNÜ: “Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi, alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi. Devrimin temel gayelerinden biri, yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı!..” sözleriyle, inkılabın amacını özetliyor aslında…

İzmir Dâr ul Muallimin mezunu, hızlı bir İttihatçı ve Jöntürk olan dedem Ali Haydar Kaytancı, muallimlik yaptığı Adana’nın Feke ilçesi Mansurlu nahiyesinde, öğrencilerine hem Latin alfabesini hem de Arap – Kur’an alfabesini, Kur’an’ı ve namazlıklarını öğrettiği için, Atatürk’ün bir telgrafı ile, meslekten ihraç edilmiştir. İhanetin farkına vararak uyanan dedem, sonraki hayatında amansız bir Atatürk inkılapları düşmanı olmuştur..

SONUÇ VE ÇÖZÜM

Beni, benim neslimi, Müslüman ecdadının bağlarından kopartarak kimlik ve kişiliğini değiştiren bu inkılap, inkılap değil, düpedüz bir ihanettir!.. Hem de tarihin hiçbir dönemde şahit olmadığı cinsten bir ihanettir!..

Bundan sonra yapılacak olan, bazılarının öne sürdüğü çözüm yöntemi olan “Arap alfabesine geri dönmek” olamaz; zira, bu sefer de başka bir cinayet işlenmiş ve 90 yıllık bir kültür birikimi çöpe atılmış olur…

Bundan sonra, ACİL OLARAK yapılacak olan şudur: İLKOKULDAN BAŞLANARAK, TIPKI İNGİLİZCE GİBİ, OKULLARIMIZA ZORUNLU OSMANLICA DERSLERİ KONMALIDIR!.. Ancak bu şekilde, başka bir tahribata yol açmadan, nesillerimizin ataları ile bağlarını kurmak, onları ataları ile barıştırmak mümkün olabilir..

Ne var ki, bunun gerçekleşmesinin de önünde engeller vardır. Araştırma ve soruşturmalarımız sonunda, ne yazık ki, bir büyük ihanet belgesi olan “FULBRIGHT ANLAŞMASI”nın hâlâ devam ettiğini, ABD’li uzmanların hâlâ gelip gelip gittiklerini, komisyonların devam ettiğini öğrendikBu durum, Recep Tayyip Erdoğan’ın, henüz devletin dört kulpuna da hâkim olamadığını göstermektedir ne yazık ki!.. Erdoğan, boş yere “2023 çok önemli” diye yırtınmıyor demek ki!.. Yapılacak şey, iyi niyetinden şüphemizin olmadığı yöneticilerimize baskı yapmak; ancak, baskı yaparken de, onlara destek, arka çıktığımızı fiilen göstermektir!..

mezardasi.jpg

Bu mezar taşı, sizin büyük dedenize de ait olabilirdi… Mezar taşında yazanları okuyamıyor musunuz?!..  O halde birileri, ecdadınız ile sizin aranızdaki bağı koparmak istemiş; geçmişini ve nereden gelip nereye gideceğini bilmeyen, hedefsiz biri haline getirmeye çalışmıştır. Kısaca hafızanızı silmiştir!.. İster kızın, küfredin, beddua edin, isterseniz iftihar edin!.. Karar sizin!..

Bir mezar taşı, bir cami, bir çeşme, bir külliye kapısındaki bir kitabeyi, bir Japon, bir Alman, bir Rus turist gibi sen de okuyamıyorsan, sen de bu ülkede turist haline gelmişsin demektir. Tıpkı Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi: Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!..

 

Selami Kaytancı

01.01.2018, Adana

 

Fulbright Commission’u…

FETO, NATO, BOP ve Evangelizm..

Türkiye petrolleri, ya da ihanetin belgesi!..

Ayrılmış Anne - Babalar Ve Çocuklar!

 

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler