Türk Lirası cazibesini kaybetmemeli!

Merkez Bankası'nın (TCMB) Kasım 2020'den bu yana piyasada belirgin iz bırakan net hamlelerini seyrediyoruz. Politika faizi dünkü toplantıda yüzde 17'de sabit tutuldu ama, enflasyondaki yükselişe göre reel faizi cazip kılabilmek için Merkez'in elinin hâlâ tetikte olduğunu tahmin ediyorum.

Kasım’da 475, Aralık’ta 200 baz puan faiz artırarak politika faizini yüzde 17’ye çıkaran Naci Ağbal başkanlığındaki TCMB, iki aydır piyasadaki hareketleri izliyor ve para politikasında oluşturulan dengeyi sağlamlaştırmak için vuracağı son hamlenin zamanını bekliyor.

Kısa vadeli yatırımcının hızı rutine döndü. Bana şu anda sanki ikinci dalga yatırımcıya zemin hazırlanıyor. Dolayısıyla 18 Mart ve 15 Nisan’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantılarında 100 – 150 baz puan faiz artışı yapılması muhtemel.

Hamleler içinde ilave sıkılaştırmaların da olacağı enflasyon yüzde 5’e ininceye, fiyat ve finansal istikrar sağlanıncaya kadar şahin duruştan taviz verilmeyeceği artık gün gibi ortada.

***

Ocak ayında gerçekleştirilen Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı günlerinde dolar kuru 7,40 lira seviyesinde işlem görüyordu, bugün 6,90 liraya inmiş durumda. Kur 25 günde tam yüzde 7,2 değer kaybetmiş.

Türk Lirası değerlenmeye devam ediyor ama yatırımcıyı Türkiye’ye çeken cazibe giderek güç kaybediyor. Zirâ doların son ayda yüzde 7’nin üzerinde değer kaybetmesine karşılık faiz getirisinde 55 baz puanlık düşüşün Şubat ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla daha artacağı yönünde.

Döviz ve altın swaplarını farklı düşünüp reel getirinin mutlaka enflasyonun en az 3 puan üzerinde tutmanın çârelerini aramak lâzım, diyorum. Anlayacağınız, Türk Lirası cazibesini kaybetmemeli.

Önemli kazanç getirisiyle gelişmiş ve gelişen ülke para birimlerine göre dikkat çekici bir seviye kazanan Türk Lirası’nın orta ve uzun dönemli portföy yatırımcısına zemin oluşturma yolunda daha sağlam durması gerektiğini söylemek istiyorum.

***

Yılın başında yüzde 14,97’ye yükselen tüketici enflasyonunun (TÜFE), üretici fiyatları (ÜFE) kaynaklı Şubat, Mart ve Nisan aylarında yüksek kalacağı kuşkusuz. ÜFE’de yüzde 26,16’lık oran azımsanacak ve ihmal edilecek bir seviye değil.

Açıkçası ilerideki 12 ay için çift haneli enflasyon rakamlarında ölçümler yüzde 75’lerden yüzde 65’lere inse de enflasyonda yukarı yönlü riskler azalmıyor, artıyor.

Bugün kapıda olan ikinci dalga portföy yatırımcısı, Şubat ayı enflasyonuna göre yatırıma hazırlanıyor. Belki bir faiz artışı, yılın ilk çeyreğinde büyümeyi menfi etkilemeyebilir ancak, enflasyonun düşmesi noktasında kurun daha gerilemesi, kurun gerilemesi için de yurda döviz akışının hızlanması şart.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, kur düşerken ithalatın patlamasını önlemek. İhracatı artıracağım diye ithalata gereğinden fazla ağırlık verilirse, enflasyonun yükselişine farklı bir kapı aralamış oluruz. Denge her işin ilacı.

***

Nisan ayında tepe noktasının görüleceği TÜFE’de şayet yüzde 17’lik bir oran gerçekleşirse, elbette elimizde halen korumaya çalıştığımız reel getiri manasını kaybeder. Bir de değişen şartlarla birlikte politika faizi veya para politikalarında esneme payımız kalmazsa o zaman manivelayı elimizden kaçırma ihtimalimiz doğabilir.

Şahsen ben Şubat PPK toplantısında 100 baz puan olmasa da 25-50 arası bir faiz artışı bekliyordum. Bu ay gerçekleşmedi. Mart toplantısında eldeki avantajlar ıskalanmamalı. Zirâ fiyat ve finansal istikrarda farklı fotoğraflar gündeme gelebilir, demek istiyorum.

Elbette Merkez Bankamız her toplantısında, her oturumunda “İlave tedbirler almaktan çekinmeyiz” diyor. Diyor da, piyasa fazla dallı budaklı politikalar görme niyetinde değil. TCMB’nin bekle-gör eğilimini biraz daha netleştirmesi ve yürüttüğü politika üzerinde küçük de olsa bazı rötuşların gerekli olduğu kanaatini taşıyorum.

***

Kasım’dan bu yana uygulanan para politikası carry trade’i ateşledi. Fakat hâlâ yerleşikler içinde dövizi kurtarıcı olarak gören önemli bir çoğunluk var. Dolarizasyonda çözülme bugün için belki 5 milyar dolara yaklaşmış olabilir desem de asıl çözülmenin “TL’ye tam güven”in sağlanmasıyla oluşacağını düşünüyorum.

Tabii ki bu da zaman alacak. Ters dolarizasyonda işin başında olduğumuzu ve müzmin döviz bağımlılığı olan ekonomiyi ayakta tutmak için yerli kaynaklara kazanç yollarında avantajlar sağlamak gerektiğine inanıyorum.

Merkez Bankası’nın baktığı resmi inceliyorum… Kredi hacmi, dezenflasyon hızı, cari dengedeki hareket ve kurun seyri baş veriler.

Bu dört bacak kuvvetlendirilip düşen kur ortamında ithalata gem vurulabilirse, TCMB’nin kısa ve orta dönem için planladığı “yüksek faiz – düşük kur” politikası, yerini normalleşmeye ve ekonomide çarkların daha hızlanmasına bırakabilir.

analizgazetesi.com.tr/yazının devamı..

 

Önceki ve Sonraki Yazılar