Üçüncü çeyreği "swap"la kurtarabiliriz

Malumunuz Türk ekonomisi yıllardan beri büyümede sınır tanımıyor. 2003'te yüzde 5,3, 2004'te yüzde 9,4, 2005'te yüzde 8,4, 2006'a yüzde 6,9, 2007'de yüzde 4,7, 2008'de yüzde 0,7 büyüyen Türkiye, küresel krizin etkisiyle 2009 yılında yüzde 4,7 daraldı.

Ardından toparlanan ekonomi; 2010 yılında yüzde 8,9, 2011 yılında yüzde 8,5, 2012 yılında yüzde 2,2, 2013 yılında yüzde 4, 2014 yılında yüzde 2,9, 2015 yılında yüzde 4, 2016 yılında yüzde 2,9, 2017 yılında yüzde 7,4, 2018 yılında yüzde 3,1 ve 2019 yılında yüzde 0,9 oranında büyüdü.

Yani ekonomi 2009 yılı hariç 2001’deki yüzde 5,7’lik daralmadan bu yana sürekli büyüyor.

Geriye doğru 2016 yılından bu yana 13 çeyreklik büyüme rakamlarını da hatırlayalım…

2016 yılı son çeyreğinde yüzde 4,2’yi yakalayan Türkiye ekonomisi aynı yılın tamamında yüzde 2,9 büyüdü… Toplam büyüme oranını aşağı çeken bilindiği üzere 15 Temmuz darbe girişimi…

Türkiye ekonomisi 2016 yılı 3. çeyrekte söz konusu olumsuzluk sebebiyle yüzde 1,3 daraldı ancak yine de diğer çeyreklerin desteğiyle yılı pozitif kapatmayı bildi. Özellikle darbeyi takip eden son çeyrekte yüzde 4’ün üzerinde büyüyen Türkiye gerçekte olmazı başardı.

Devam edelim…

2016 yılının son çeyreğinden alınan hızla yeni yıla giren Türkiye ekonomisi; 2017 ilk çeyreğinde yüzde 5,3, ikinci çeyrekte yüzde 5,3, üçüncü çeyrekte yüzde 11,6 ve son çeyrek yüzde 7,3 ve yılın tamamında yüzde 7,4 büyüdü ki bu rakam son 4 yılın en yüksek oranı oldu.

***

2018 yılında ekonomi üzerindeki ralli şeklinde gelen bâdireleri unutmamak lazım…

2017 yılında Türkiye’nin yüksek büyümede Çin ile yarışması tabii dünyada dikkatlerden kaçmadı. Mutlaka Türkiye’nin önüne taş konulması gerekiyordu… Nitekim bunu kur üzerinden gerçekleştirdiler…

Rahip Brunson olayı, Halkbank meselesi, S-400’ler ekonomiye döviz üzerinden en fazla darbe vuran gelişmeler olarak değerlendirebiliyoruz…

Küresel bazda yükselişe geçen ABD/Çin ticaret gerginliği de söz konusu olumsuzlukların tuzu-biberi oldu. Ayrıca 2018 yılında Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) parasal genişlemeyi sonlandırdığı ve 2019 yılında ABD Merkez Bankası’nın (FED) parasal sıkılaştırmaya yani faiz artıracağını açıklaması dış finansman ihtiyacına yönelik endişeler TL üzerinde menfi baskı oluşturdu. Kur ve enflasyondaki yukarı trend iç talepte bir gerilemeyi, sanayi üretiminde de düşüşlere sebep oldu.

Dolayısıyla  bu gelişmeler CDS’lerin de yükselişiyle Türk Lirası’nın gelişen ülke para birimleri ölçeğinde dolara karşı negatif ayrışmasının önünü açtı.

***

Diğer taraftan Merkez Bankası’nın faiz kararlarında karamsarlığı, gecikmeler, tereddütler… Beraberinde gelen enflasyondaki artış… Petrol fiyatlarındaki yükselişle birlikte artan cari açık… Yükselen kur etkisiyle dış borcun yükselişe geçmesi…

İşsizlik oranlarındaki artış… Söz konusu olumsuz gelişmeler sonucunda bankaların dış kaynak konusunda yaşadığı sıkıntılar… Peş peşe gelen konkordatolar ekonomide daralmayı meydana getiren faktörler olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin son 5 yılda 8 seçim yaptığını da unutmamak lazım…  

Zira Cumhurbaşkanlığı seçim yılı 2018’in ilk çeyreğinde yüzde 7,4, ikinci çeyrekte yüzde 5,6, üçüncü çeyrekte yüzde 2,3 büyüyen Türkiye, bahsettiğim gelişmeler sonucu dördüncü çeyrekte yüzde 2,8 daralmasına rağmen yılın tamamında yüzde 3 büyüme kaydetti. Bu da ekonominin ne kadar dirençli olduğunu gösteriyor.

Gelelim 2019 yılına…

İlk çeyrek yüzde 2,3, ikinci çeyrekte yüzde 1,6 daralan ekonomi, üçüncü çeyrekte yüzde 1 ve son çeyrekte ise yüzde 6 büyüdü. Yılın tamamı ise yüzde 0,9’luk pozitif büyüme ile tamamlandı.

***

2019 yılı son çeyreğindeki yüzde 6’lık büyüme desteğiyle 2020 yılına giren ekonomi ile ilgili ilk çeyrek rakamları bugün TÜİK tarafından açıklanıyor. Öncelikle yüzde 5’lik büyümeyi cepte görüyoruz...

İkinci çeyreği Haziran veya Temmuz’da gerçekleştirilmesi muhtemel dolar swapı desteğinde pandemi kaynaklı daha küçük bir daralmayla tamamlayıp üçüncü çeyreği küçük rakamlı da olsa pozitif kapatma avantajımızı hâlâ elimizde tutuyoruz.

Tabii asıl hedef; pandeminin baskın olduğu bu yılı pozitif tamamlayabilmek.

Mümkün mü? Elbette mümkün… Ekonominin gücü buna müsait… Çünkü göstergeler pozitif…

Kim ne yorum yaparsa yapsın… Ki son değerlendirme Uluslararası Finans Enstitüsü’nden (IIF) geldi… Enstitüsü Türkiye’nin yılsonu itibariyle yüzde 2,7 daralacağından bahsediyor. IMF’si, Fitch’i, şunu bunu da farklı notlar düşmüyor…

Rahmetli Erbakan Hocamızın ifadesiyle bu menfi tahminlere ancak “Hadi ordan!” diye cevap verilir.

analizgazetesi.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar