Kurumsallık olmadan enflasyon düşmez!

Ekonomik yansımalar farklı olsa da tüm ülkelerde merkez bankası uygulamaları statik yürür. Para politikaları hatta çoğu zaman da maliye politikaları enflasyon manivelası etrafında döner.

Küresel ekonomiyi para politikaları açısından değerlendirdiğimizde, pandemi ve diğer makro gerçekleşmelerin etkisiyle her ülke enflasyonist bir baskı altında bulunuyor ve para politikaları aynı düzlemde paralel bir şekil arz ediyor. Dolayısıyla büyüme, gıda ve emtia fiyatlarının yükselmesi beklentileriyle Avrupa, OECD, G-20 ve gelişen ülkeler (EM) ülkeleri enflasyon artışına bağlı aynı riskleri taşıyor.

Dünya ekonomisine yön veren ABD’yi analiz ettiğimizde aynı fotoğrafı burada da görüyoruz. Mart ayı itibariyle yıllık yüzde 2,6 enflasyona sahip olan ülkede istihdam artışı, aşı ve normalleşmenin biraz daha belirgin olacağı gelecek aylarda enflasyonun yüzde 3’lerin üzerine çıkma ihtimali yüksek görünüyor.

Bu durum ABD tahvillerindeki hareketi artırması açısından dünya yatırımcısı için önemli bir data. 2021’de olmasa da ABD Merkez Bankası’nın (FED) 2022 yılı başından itibaren artan ekonomik düzelme ve enflasyonla birlikte faiz artırımlarına başlayabilir. ABD’nin faiz artırımı gelişen ülkelerden (EM) para çıkışı anlamına gelir ki bu da bizde dolar kurunu yukarı yönlü tetikleyebilir.

***

Avrupa tarafında da durum farklı değil. AB’de enflasyon yüzde 1,3 seviyelerinde. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) yılsonu hedefi yüzde 2. Gerek ABD’de ve gerekse Avrupa Birliği’nde enflasyon hedefi belli ve söz konusu belirlenen oranlar da mutlaka tutturuluyor.

EM ülkeleri arasında enflasyonu en yüksek Türkiye ise farklı bir pozisyonda. Henüz para politikaları ve piyasa düzenini küresel ekonomiye göre tam anlamıyla monte edemeyen Türkiye’de pandemi ve yapısal sorunların etkisiyle enflasyon bu yıl muhtemelen çift haneli kalacak.

Zirâ OECD ülkeleri arasında yüzde 16,2 ile Türkiye enflasyonda şampiyon. Arkamızdan yüzde 4 ile İzlanda, yüzde 3,8 ile Meksika ve yüzde 3,2 ile Norveç ve yüzde 3,1 ile Macaristan ve diğer ülkeler geliyor.

Fiyat istikrarı; merkez bankalarının bağımsızlığı ve kurala dayalı ekonomik politikalara bağlı. Ancak enflasyonu normal seviyelere çekmek için sadece para politikalarıyla bu işin olmayacağını bilmek gerekiyor. Enflasyondan kurtulmanın en kestirme yolu hedefleri tutan sağlam kurumsal bir yapılanmadan geçiyor. Kurumsal yapılanma güven vermiyor ve ekonomi politikaları sürekli belirsizlik içindeyse enflasyonu yenmek mümkün olmuyor.  

***

Yine ABD’den örnek vereceğim. Borç stoku gayrisafi milli yurt içi hasılasını geçen ve 2051 yılında GSYH’in iki katına çıkacağı tahmin edilen ABD, buna rağmen rezerv doların da gücüyle ekonomik politikalarını değişmeyen bir sisteme oturtmuş. Özellikle para politikalarında FED’in liderliği tartışılamıyor bile.

Piyasa ile iletişimde güçlülüğünü sürdüren FED, belirlenen hedefleri mutlaka yakalıyor ve küresel yatırımcıya güven veriyor. Bu durumun göstergesi, ABD tahvil faizleri. Tahvil getirilerinde küçük bir yükseliş dahi gelişmekte olan ülkelerden (EM) yüksek miktarda para boşaltabiliyor.

FED Başkanı Jerome Powell’ın, “Enflasyonda yükseliş bekliyorum. Enflasyon hedefine ulaşmak için tüm araçlar kullanılacak. Enflasyonda geçici bir artışa karşı sabırlı olmalıyız. Para politikasında sıkılaşmaya gitmeden önce ele alınması gereken birçok konu var” açıklamaları bile piyasaları ve maliye politikalarını yatıştırabiliyor. Böyle cesaretli açıklamalar yapan merkez bankaları da ekonomik sorunları aşmada birincil rol oynuyor.

***

Ekonomik büyümeler de Türkiye gibi ülkelerde enflasyonun en önemli tetikçilerinden. Bilhassa tüketime dayalı büyümeler ülkede enflasyonu kaçınılmaz kılıyor.

Türkiye dünyada Çin ile büyümede ve sanayi üretiminde yarışıyor. Ancak iki ülke arasındaki bariz fark biri çok fazla tüketiyor, diğeri çok fazla üretiyor. Türkiye’de çift haneli enflasyon olduğu halde Çin’de ABD’ye yakın bir enflasyon söz konusu. Bunun nedeni açık. Öncelikle Çin ucuz iş gücüyle küresel ekonomiye entegre olmuş, üretim maliyetlerini düşürmüş ve enflasyonu ezmiş.

Türkiye büyüme ve sanayi üretiminde Çin’le yarıştığı gibi enflasyonu düşürme konusunda da yarışabilir mi, diye sorulduğunda bunu biraz düşünmek gerekiyor. Çünkü tüketiminden fazla üreten, sıkı sermaye kontrolü uygulayan ve ülkede para tabanını genişleten Çin ile Türkiye’yi aynı kefeye koymak imkânsız.

Bizim de dahil olduğumuz EM ekonomilerinde bugün için yüksek işsizlik ve bozulan kamu maliyesi genel sorunlar. Gelişmişler de farklı problemler yaşamıyor. Ancak bu ülkeleri kurtaran sistem ve kurumsallık. Ekonominin kurallarını yerli yerinde uygulayan hangi gruptan ülke olursa olsun, mutlaka düzlüğe çıkıyor.

analizgazetesi.com.tr / yazının devamı..

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar