Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Ruhu 'Mutlak'a açmak..


 

Mustafa Yürekli, tabiat insan ilişkisini irdelerken gençlik yıllarını ve dağ, yayla ve Yörük çadırı hatıralarını harmanlıyor. Estetiği, hayatın içinde metafizik boyutuyla kurguluyor..

Adana'da yaylalar, 600 metre yükseklikten sonra başlar; Adanalıların özellikle yaz aylarında, sıcak geçmesi nedeniyle geleneksel olarak ilgi duyduğu ve uzunca bir süre konakladığı yaylalar, serinliğinin yanı sıra, iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlarının sağladığı bol oksijenli havası ve görsel zenginlikleri nedeniyle de, yöre insanının yaşamında vazgeçilmez bir yer tutmaktadır.

Yazları, ailecek Tekir Yaylasına çıkarız. Tekir Yaylası, Adana'nın Pozantı ilcesine bağlı bir belediye; Gülek Boğazı'nı geçtikten sonra, Pozantı'dan hemen önce yer alan bir köy. Tekir, bir dağın yamacında, bir diğerine bakan, giderek baktığı yamaca da taşan, kısmen vadi gibi bir mekandır. Sonradan yamacına sirayet ettiği dağ da eşsiz güzelliktedir; Adana'ya 100 km civarında bir uzaklığı var.

Torosların doruklarına yakın bu yaylada, tabiatın en mahrem köşelerinde kitap okur, düşünür ve yazardım. 1975 ile 87 arası yaklaşık 12 yıl her yaz tamı tamına üç ay, Toros dağına çıkma fırsatı buldum. Bu dağ doruklarında, kitap ile tabiatı yan yana koyup ikisini birden okumak, birinden ötekine geçişler yapmak, düşünce ve edebiyat uğraşısına odaklanan biri olarak benim için, tamamen estetik tecrübeye dönüşürdü. Yayla hayatı, şehir hayatından çok farklıdır; yaz aylarında, Torosların yamaçlarında, hayatın doğasına ilişkin sorgulamalarım çok verimli geçerdi.

Sezai Karakoç'un şu tespiti üzerinde aylarca düşünmüşümdür: ?Akıl, kapılma ve absürdite, hayatın çelişkili iç çalışmasının zorunlarıdır. İnsan aklı, fizikötesi inancını yitirirse, bu çelişkilerin keskin dişlerine takılıp kalır. Zaman zaman ufkumuzu hayatın bu çelişkileri bir kabus gibi karartır. Ama ölüm de vardır. Ve ölümden ötesi de. Saf çelişkisizlik olan.. Bunu düşündüğümüzde, ruhumuzun mutlaka açık yanını çalıştırmış, ?ben'imizin mutlak Ben'e ilişkin duyarlılığını işlerliğe kavuşturmuş oluruz.'

Şehirdeki bozgun, aklın ürünüydü ve tamamen saçmaydı. Yabancılaşmış, inancından kopup uzaklaşmış insanlar, yersiz ve değersiz söz, davranış ve işleriyle sözkonusu çelişkileri gerçekten kabus gibi yaşıyorlardı. Türkiye'yi 12 Eylül müdahalesine doğru sürükleyen terör ortamından kaçardım, yaylaya çıkınca. Dağa tırmanmak, metafizik bir tecrübeydi benim için. Yüceliği somut bir şekilde duyumsatan dağ, hiç zorlanmadan alçakgünüllülük durumuna geçirir beni. Dağın azametiyle yüceliği duyumsatarak uyandırdığı ürpermeyi benliğin bütün zerrelerinde hissetme, çok farklı bir tecrübe. Dağ, dolayısıyla tabiat, Sezai Karakoç'un sözünü ettiği ?ruhumuzun mutlaka açık yanını çalıştırma' durumuna geçirir beni. Dahası dağ, ?ben'imizin mutlak Ben'e ilişkin duyarlılığını işlerliğe' kavuşturur. Yaratan, tabiat ve insana dair, metafiziğe dair ne çok düşünceyi irdelemişimdir, bu yaylada geçen aylarda.

Tekir Yaylası, serin havası, yemyeşil Toros dağları, ferah iklimi, vişne ve kiraz ağaçlarıyla dolu bahçeler içindeki evleriyle büyüleyici bir yerdir. Tepelerine tırmanılıp, Yörük konaklama yerlerinde keçi sütü içilesi bir yayla. Gerçek Yörük çadırında yemek yedim, ayran içtim. Anadolu ruhunu, samimiyeti, misafirperverliği ve hizmeti görüp de şehir hayatını sorgulamamak olur mu?

?Hayatımızı yöneten ilke, sadece zeka değildir; zekanın güçlenmişi ve olumsuzluklardan olanca arınmışı akıl, ondan daha güçlüsü gönül ve hepsinden daha güçlüsü ruhumuz vardır. Ruhumuzun sadece akla ve gönle dönük pencerelerinden bakmamız hayat çelişkilerinin ve trajedisinin altında ezilmemizi önleyemez. Mutlaka ruhumuzun Mutlak'a açılan pencerelerini de görmeliyiz. Vahyi ve ilhamı da görmeliyiz. Hatta aklı ve gönlü bu iki ilahi ışığın aydınlığında kendi doğal yaşantılarıyla doldurmalı ve dolunlaştırmalıyız.' diyor ya Sezai Karakoç, tam da bunu, İslam'ın aydınlığında yaşamayı tecrübe ediyordum.. Saçmalıktan Allah'a ve Kur'an-ı Kerim'e bağlanarak kurtulma imkanı somut bir biçimde duruyordu önümde. ?Evet fizikötesi hayatın içindedir. Nasıl ki hayat da onun içindedir. Onunladır ki hayat Tanrı'nın boyasıyla boyanmaktadır. Geçmez ve aşınmaz boyayla.'

Kalesini, ormanını ve bahçelerini unutamam hiçbir zaman. Temiz havası ve muhteşem sonbahar manzaralarıyla gönlümde müstesna bir yer edinmiştir. Çam, ardıç ve meyve bahçeleri arasında kurulmuş olan yaylada, yayla mimarisine uygun ahşap yapıların yanında, çok sayıda mimari tarzın her türlü örneklerini görmek mümkündür. Yayla komşulukları, hayatta ayrı bir yer tutar. Kalıcılık ile fanilik arasındaki farkı, içerden kavramışımdır bu ilişkilerde.

Ayrıca yöre halkının özenli ürünleri olan kilimleri, halıları, tahta ve bakır işletmeciliği gittikçe artan bir biçimde ülke çapında tanınmaktadır. Pazar günleri köylülerin kurduğu sokak pazarında kuruüzüm, kuşburnu, kuru nane, kırmızı biber gibi köy ürünlerinin satıldığı, fırından yeni çıkmış ekmeğin arasına beyaz peynir ya da tahin helvası koyup yerken gezindiğim harika bir çarşısı vardı.. Çarşıyı boydan boya kaç kez turlardık arkadaşlarla, gün boyu. Çay bahçelerinde oturur, büyük meseleleri konuşurduk, okuduğumuz kitapları birkaç cümleyle özetleyebilirdik.. Ne çok ayet, hadis ve İslam alimlerinin sözleri dolaşırdı dillerimizde..

Yaylanın kuzey ve güneyinde bulunan ve yaylaya 2 km. mesafede olan Osmanlı tabyaları diğer etkinliklerimdendi. Birkaç kez gezdiğim Tekir Kalesi, yaylanın üst taraflarında, son derece dikine bir arazidedir; tırmanırken biraz zorluk çekilse de, zirvesinde çevre seyredilince, ?Manzara buna değer!' denir. Adana'yı işgal eden Fransızlar, Gülek Boğazı'nı geçip Kayseri'ye ve İç Anadolu'ya, Konya'ya da yayılmak istiyorlardı; Pozantı ve Çiftehan Müslümanları Tekir Kalesi'nde ve top tabyalarında şanlı bir direniş gösterdiler. Ne çok kitap okudum bu direnişi öğrenmek için, yetmişli yılların ortalarında, ne çok yaşlı mücahidi dinledim. Tekir Kalesi'nin define avcılarının gazabına uğrayan yerleri olsa da, hala zamana karşı direniyor. Mutlaka tadilat görüp korunması gereken bir kalemiz.

Geriye dönüp baktığımda, masal gibi bir hayat görüyorum, gençlik yıllarımda yaşadığım. İyi insanlarla kotardığımız bir destan.. Kötü insanlara karşı iyilik cephesi, güzellik cephesi. Tabiata dair tecrübemin büyük bölümü bu yıllara dairdir.. Hayatla metafiziğin iç içe geçtiği bir dönem.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.