Songül Kundakçı Cansız

Songül Kundakçı Cansız

Aşkın Korona Hali - Virüs de Ne Virüsmüş ama! -I-

“Masa da masaymış ha/ Bana mısın demedi bu kadar yüke” mısraları düştü dilime bu sıra nedense. Edip Cansever’in beğendiğim bir şiirinden bu mısralar. Virüsmüş dilime gelmesinin sebebi meğerse.

Bu şiirdeki adam, aklındakileri, ne yapmak istediğini, olanı biteni, her şeyi masaya koyar.  Ben de hoşuma gitmeyen her şeyi bu taçlı virüse bağladım. Bağlanır mı her şey derseniz bağlanır, ben bağladım, oldu.

Mazlumların duasını, âşıkların sevdasını, kadın cinayetlerini, çocuk tecavüzlerini, Uygur Türklerinin dramını, dünyadaki kana doymayan devletleri, savaş bahanesiyle öldürülen masumları, şehitlerimizi, eşitsizlikleri, haksızlıkları, adaletsizlikleri, kanunsuzlukları, günahları, açlığı, şiddeti aklıma gelen her şeyi bağladım, oldu.

Nasıl olmasın? Dünyaya her gün binlerce masum öldürülürken bir şey yapamadık.  Şehit cenazelerine alıştık, ölümü kanıksadık. “Lütfen ölme anne” diye ağlarken bir çocuk, “ölmek istemiyorum” diyen bir anne boğazlanıp öldürüldü, engel olamadık. Onların yaşadığı acı sadece onları vurur zannettik. Hayır, bu acı herkesi vuracak, vurdu da. Onların yaşadığı ölüm korkusu herkesi vuracak, vurdu da.

Korkunun gözleri çoktu. O gözler anaya, babaya, yâre, evlada herkeste başka şeye bakarken virüs; zengin-fakir, patron-işçi, yönetici-halk, dinli-dinsiz herkesi en zayıf ortak noktalarından vurdu: Ölüm korkusu. Herkes ölüm korkusunda eşitlendi. Yaşasın adalet! Dünyada adalete virüs girse de ilahi adalete virüs giremez. Çok şükür…

*****

Okuduğum bir habere ne diyeceğimi bilemedim, tam bir vahşet. Rize’nin ilçesinde yaşayan bir kadın defalarca reddettiği biri tarafından önce kurşunlanmış, isabet etmeyince bıçakla katledilmiş. Kadın cinayeti istatistiklerine bir kadın daha eklenmiş böylece. Bunun gibi yüzlerce var. “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” demiş ya Fuzuli, ben de o ruh halindeyim işte.

“Ne şair yaş döker, ne âşık ağlar/ Tarihe karıştı eski sevdalar.” diyen Faruk Nafiz Çamlıbel ne kadar da haklı bu serzenişinde. 

Eski sevdaların, ağlayan inleyen âşıkların tarihe karıştığı doğrudur şairim; şimdikiler de kurşun atan, bıçak çeken cinsinden… Bunlar cani, sanki aşkın korona hali.

Mecnun Leyla’nın yoluna öldü, Kerem Aslı’nın uğruna yandı, Ferhat Şirin için can verdi. Eski âşıklar böyle ölesiye severmiş. Şimdikiler öldüresiye seviyor. Tıpkı korona virüs gibi bunlar. Hâlbuki sevgi yaşatır, güzelleştirir, çoğaltır.

Böylelerine kırk gönülden biri bile verilmez. Gönül, değer bilene verilir, sırça saraydır çünkü. 18. yüzyılda Nedim’in sevgiliye gösterdiği itinaya, nezakete bakın:

“Güllü diba giydin amma korkarım azar eder

Nazeninim saye-i har-ı gül-i diba seni”

Bu dizelerde bahsedilen giydiği güllü elbisenin desenindeki gülün dikeninin gölgesi nazlı sevgilinin tenini incitir diye korkan anlayıştan “ya benimsin ya toprağın” diyen bu hastalıklı kafaya nasıl geldik biz, anlayamıyorum.

Nezaket, incelik nerede? Kaf dağının ardında mı artık?

Aşk, eski tıp metinlerinde bir melankoli hali olarak geçer. Klasik edebiyatta da bir hastalığa yakalanmak olarak anlatılır çoğu zaman. Eski âşıklar bana da marazi gelir. Karşılıksızdır aşkları. Platonik bir anlayışla kavuşma ümidi, isteği olmadan acı çekerler. Şimdikiler acı çekmiyor, çektiriyor.

“Kolera Günlerinde Aşk” Gabriel García Márquez'in bir romanının adı. Romanın adındaki kolera aşkın yaşandığı dönemi işaret eder. Roman, terk edilen bir aşığın yarım yüzyıllık bekleyişini anlatır. Roman kahramanlarından Florentino, aşkı kolera hastalığının belirtileriyle aynı yaşar. Romanda aşkın ve koleranın fiziksel ve ruhsal belirtileri aynıdır. Kim bilir, belki bizim edebiyatımızda da bu korona günlerini anlatan bir muhteşem roman yazılır. Verem, edebiyatımızda bir dönem hüküm sürmüştü, tahtı koronaya geçer mi, zaman gösterecek.  Ama bizdeki bu aşkın korona halini yaşayanları edebiyat kabul etmez, toprak bile kabul etmese yeridir.   

Diyorlar ki, adam çok seviyormuş, kıskandığı için dövmüş kadını, vay be!

 

Kadını öldürmüş, çok seviyormuş ama, vay ki vay!

 

Eski karısını öldürmüş, namusunu temizlemiş.

 

9 yaşındaki kızını ayrıldığı eşine öfkesinden döve döve öldürmüş. Aman Allah’ım! Bunlar sureti insan olan canavar.

Diyorum ki keşke bunlara haddini bildiren, böylelerini temizleyen bir şey olsa, topuna korona gelse mesela. Ya da Trump’ın önerisi kendinden başlamak suretiyle bunlara da uygulansa, vücutlarına dezenfektan enjekte edilse. Yaşasın virüslerle mücadele!

 

Not: Franz Kafka’nın Dönüşüm kitabı okumaya değer bir roman sevgili okurlar.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.