Songül Kundakçı Cansız

Songül Kundakçı Cansız

Dert Bende, Derman Kimde?

Hep Ezop anlatacak değil ya, bir fabl da benden gelsin.

Virüsler toplanmışlar. İçimizden en güçlü, en baba virüsü kral seçelim, o bizi yönetsin demişler. Kralın özelliğini belirlemişler önce. Adil, korkunç ve sinsi olmalı. En çok korkutan, ev hapsi veren, zengin-fakir ayırt etmeyen, gezmeyi tozmayı yasaklayan, sınırları kapatan, dinlemeyenin ciğerini patlatan, daha olmadı öldüren virüs, kral olacak demişler. Seçimi covid-19 kazanmış. 

Kazanmış ama onun kazanmasıyla yeryüzü insana zindan olmuş.

Covid-19 mafya babası mı desem mafya anası mı desem bilemedim, kafasını çıkaranı haklıyor. Ama bu ülkede herkes bir mafya babası bir mafya anası gibi davranıyor zaten. O halde kim takar virüsü? Gelsin halay, gelsin gelin-damat, gitsin asker, çalsın davullar zurnalar, çekilsin ziyafet, toplansın millet, yenilsin içilsin, kötülük olmasın.

Halimizin böyle olması hoş gelir virüs krala, o da görünmez davetli olur bu eğlenceli kalabalığa ve yılanın avını sevmesi gibi sever insanları.

Virüslerin etkisini maalesef yaşayarak gördük. Onların yüzünden sağlığımız, paramız, huzurumuz kalmadı. İnsan olarak dünyada var olmak için pek çok alanda mücadelede etmemiz gerektiği çok açık. Korona virüsten sonra anladık ki en büyük savaş virüslere karşı verilecek. Verilecek de asıl soru şu:

Bu mücadeleyi kimler yapacak?

Bu mücadeleyi kimler neyle, nasıl yapacak?

Sorular kuyruklu ama cevapları yok. Yoklar sıraya girdi.

27 Mayıs 1928 tarihinde Refik Saydam’ın kurduğu Hıfzıssıhha Müessesesi artık yok. Yani aşı üreten laboratuvarımız yok.

İbni Sina yok, Refik Saydam yok, bunlar gibi bilim adamlarımız yok.

Birbirinin başarısını destekleyen bilim adamları yok. Bir şey yaptım, buldum, çalışıyorum diyen bilim adamını meslektaşları nerdeyse “Boyalı Kuş”a çevirip parçalayacak.  Televizyon ekranlarında virüsle ilgili çalışan doktorlara yapılan hücumlara şahit olduk. Hatta sosyal medyada “Ercüment Ovalı’nın da defterini dürdük” diyen akılsızları da gördük. 

Okullarımızda öğrencilerin çalışacağı ders laboratuvarlarımız yok. Bu laboratuvarlara önem veren, bunları kurmaya çalışan idareci yok. Haydi diyelim laboratuvar var, burada ders işleyebilecek öğretmen yok.  Öğretmen de var diyelim, onu dinleyecek öğrenci yok. Hiç yok değil ama çoğunda yok.

Anlayacağınız yüzde doksan sekizi Müslüman olan bu toplumda her türlü film işlere merak var, ilme heves yok.

 “İlim, müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır.” hadisini bilen var da uyan yok.

Lokman Hekim gelse bu hastalıklı halimize bakıp der ki sizin derdinize çare yok.

Eee, ne olacak o halde?

Ümidimiz armutun pişip ağzımıza düşmesinde, bekliyoruz.

Herkes başkasından bir şeyler bekliyor. Evlat ana-babadan, ana-baba evlattan, karı-koca birbirinden, devlet vatandaştan, vatandaş devletten, devlet başka devletten, hastalar doktorlardan, doktorlar yurt dışındaki doktorlardan, oralardaki ilaçlardan yardım bekliyor.

Anlayacağınız “dert bende derman sende” şarkısı beynimize yer etmiş, çareyi hep başkasında arıyoruz.

Tamam, dert bende de derman kimde?

Kendi göbeğini kendi kesen insanlar olduğumuzu unuttuk.

Derdi verenin o derde çare bulacak aklı insana verdiğini unuttuk.

Belki de içimizden çıkacak bir Arşimed’in hamamdan fırlayıp “Buldum, buldum, koronaya aşı buldum!” diye haykırmasını ya da bize düşmanlık eden yabancı devletlerden birinin aşıyı bulup bize de satmasını yahut Lokman Hekim’in Misis köprüsünden uçan defterinin bulunmasını bekliyoruz. Öyle ya, ölüme çare bulan Lokman Hekim’in kitabında virüse de ilaç vardır herhalde. 

Allah kerim,  derdi veren Allah, dua edersek belki de bize acır, göklerden bir reçete gönderir. 

Olmaz öyle şeyler, diyeceksiniz biliyorum ama hayali bile güzel.  Atalarımız  “Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.” diye boşa söylememiştir. 

Ya tutarsa, diye göle maya çalan Nasrettin Hoca’nın torunlarıyız ne de olsa.

Ya olursa…

Şaka bir yana oldurmak için harekete geçmek lazım.

Harekete geçenler var, onlara destek olmak lazım.

O zaman olmazlar olur, olmazları olduran Allah da yanımızda olur. Ben inanıyorum bilim adamlarımızın başarılı olabileceğine.

Behçet Necatigil güzel söylemiş:

“Her şey sende başlar, sende biter.[…]

Hep hatırla: ‘Çaresizseniz, çare ‘sizsiniz’ ”

Her şey bizde başlıyor. Reçete belli, film işlerle değil bilimsel işlerle meşgul olmak. Bilgi toplumu olmak için çalışmak, çalışmak, çalışmak.

Yazıyı sona dilekle bağlayalım:

Bizi öldürmeye gelen virüs; dirilişimize, uyanışımıza, çalışmamıza, başarmamıza, kendimize gelmemize vesile olsun. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.