‘LGBT’li olmak suç mu?’ diye soruyorsunuz.

‘LGBT’li olmak suç mu?’ diye soruyorsunuz.

İslam’a, insanlığa ve fıtrata ters; kamuoyunda ahlaksızlık olarak görülen bir şehvetin peşinden koşuyor, bunu kurumsallaştırmaya ve topluma yaymaya çalışıyorsunuz.

Devlet, elindeki birtakım verilerden hareketle operasyonlar yapıyor; Batı’dan fonlandığınızı tespit ettiği için doğal olarak gereğini yerine getiriyor ve bu işin öncüsü olan örgüt üyelerine yönelik adımlar atıyor. Sonra siz çıkıp eylemler düzenliyor ve bu soruyu yüksek sesle dile getirerek ‘LGBT’li olmak suç mu?’ diye soruyorsunuz.

Bunun bir beşerî hukuk, bir de İslam hukuku açısından karşılığı vardır. Beşerî hukuk açısından soruyorsanız; evet, Batı’dan fonlanan derneklerin yüz kızartıcı suçlar, terörün finansmanı ve kara para aklama gibi birtakım derin meselelerle bağı bulunmaktadır. Siz konuyu ne kadar farklı yerlere çekmeye çalışsanız da işlediğiniz fiil evet, suçtur ve hukuk işletilmektedir.

İslam hukukuna göre ise işlediğiniz cürüm, dünyada ve ahirette ağır bedeller ödeyeceğiniz bir günah/suç olarak tanımlanır. Sizden önce de bu tür yönelimleri olanların dünyada Allah tarafından nasıl cezalandırıldığı Kur’an-ı Kerim’de ve birçok kaynakta yer almaktadır.

Ama biz beşerî hukuk penceresinden bakalım: Devlet ne yapmıştır? Son dönemlerde, kim hangi söylemin arkasına gizlenirse gizlensin; terörle, kamu düzenini bozmakla ve toplumsal yapıyı zedelemekle bağı tespit edilen her türlü yapıya karşı hukuki süreçleri yürütmektedir. Bu tür hareketlerin arkasında sıklıkla dış kaynaklı fonların ve niyetlerin yer aldığı bir gerçektir. Amaç; huzursuzluk çıkarmak, ahlaki ve sosyal dokumuzu bozmaktır. Bu yapıların içerisinde LGBT hareketleri ve Batı tarafından fonlanan organizasyonlar da yer almaktadır.

Lakin biz sizlerin sorduğu asıl meseleye, gönül kapımızı ardına kadar açarak yaklaşalım ve soralım: LGBT destekçisi veya bu sürecin içinde olan sizlerin, her şeyden önce durup kendi kalplerinize bakmanız ve derin bir öz eleştiri yapmanız gerekmez mi?
Bakınız; Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, ‘İnsanlığın faydasına olan şeyler yeryüzünde kalıcı olur’ buyurmaktadır. Bir fidan dikebilir, toprağa can olabilirsiniz. Çevre temizliği, spor, el sanatları gibi farklı alanlarla uğraşıp topluma iş ve icraatlarınızla katkı verebilir; doğaya, sokak hayvanlarına, kadına ve erkeğe, yani yaratılan her bir cana merhamet göstermek için çaba harcayabilirsiniz.

Böyle hayırlı ve huzur verici adımlar atmak varken; insanın fıtratına aykırı olan, inanç değerlerimizde, kadim medeniyetimizde ve İslam medeniyetinin muazzez ikliminde yeri olmayan durumları savunmakta neden ısrar ediyorsunuz? Hz. İbrahim’in (a.s.) duasıyla bereketlenmiş, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ahlakıyla maya tutmuş bu topraklarda; insanı yaratılış gayesinden uzaklaştıran tutumların ne size, ne sağlığınıza, ne de ahiret hayatınıza bir katkısı ve faydası vardır.

Kendi düştüğünüz kuyudan kurtulmak yerine yanınıza birilerini çekmeye çalışmak mı daha iyi ve doğrudur; yoksa bu illetten kurtulup iyiliğe ve güzelliğe odaklanmak mı? Bunu kendi vicdanınızda bir tartın.

Şayet kendi iç dünyanızda veya özel hayatınızda inancınıza aykırı bir durumu, bir imtihanı ya da yanlışı yaşıyorsanız; dinimizde mahremiyet esastır, evinizde yaşadığınız hallere kimse müdahale etmez. Ancak bunu sokaklara taşır, kamuya açık alanlarda görünür kılar ve nesillerimizin ahlaki yapısını olumsuz etkileyecek şekilde teşvik ederseniz, bunun hukuki ve toplumsal engelleriyle karşılaşmanız kaçınılmazdır.
Bunun yanlış olduğunu bile bile sokaklara çıkıp kamu düzenini zorladıktan sonra ‘Engellendik’ demeniz sizi haklı çıkarmıyor; bunun adı özgürlük olmuyor.
Batı’dan gelen fonların kesilmesi sizi panikletmiş durumda anlaşılan. İçinde bulunduğunuz bu kötü durumu yaymak için sokaklara çıkmak, devlete kafa tutmaktır.

İnançlı halkımızı ve evlatlarımızı fıtrata aykırı hallere davet ettiğinizde karşılık bulamıyorsunuz; çünkü tutulan yol, kalbi ve ruhu zedeleyen bir yoldur. İçinde bulunduğunuz bu hal ve ortam, her şeyden önce sizlerin ruhunu yıpratmakta ve manevi bir yalnızlığa sürüklemektedir.

Bu ısrardan vazgeçin; Yüce Yaratan’ın sermedî ve sonsuz olan rahmetine sığının, tövbe kapısının her zaman açık olduğunu unutmayın ve ruhunuzu fıtratın dinginliğiyle buluşturun.

Öncelikle kendinize bir iyilik yapın ve tedavi olun; ardından çevrenizdeki insanlara iyilik yapın. Ağaç ve çiçek dikin, bir yetimin başını okşayın, bir yaşlıya hediye paketi alıp onu ziyaret edin.

Eğer tüm bunlara rağmen; ‘Biz içinde bulunduğumuz bu ruh halini odada bırakmayacak, sokaklara taşımaya ve çocuklara aşılamaya devam edeceğiz’ diyor ve bunda ısrar ediyorsanız, o zaman yapacak bir şey yoktur. Sonuçlarına katlanacak ve hukukun tecellisi ne ise ona razı olacaksınız.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Eraslan Arşivi