Songül Kundakçı Cansız

Songül Kundakçı Cansız

Ayasofya, artık küskün yüzün bize gülsün!

Dün kameralar önünde Diyanet İşleri Başkanı Ayasofya Camii’nde görev yapacak imam ve müezzinleri açıklayıp tanıtırken merhum Arif Nihat Asya’nın isteği aklıma geldi.

1972 Ekim sayısında Töre dergisinde Mustafa Karapınar, Arif Nihat Asya’ya mülâkatın son sorusunu yöneltir:

— Dünyaya yeniden gelseniz, ne olmak isterdiniz?

Bayrak şairi Arif Nihat Asya’nın cevabı muhteşemdir:

— Ayasofya’ya imam olmak isterdim!

Merhumun ruhu şad olsun!

***

Ayasofya; yıllardır mahzun, sessiz ve yaralıydı.

Küskündü bize ulu mabet!

İstanbul’un yedi tepesinde gürül gürül ezanlar okunup namazlar eda edilirken müze olan Ayasofya, yıllardır ezansız, namazsız, boynu bükük bekledi.

Hazreti peygamberin övgüsüne ulaşmak için sahabe döneminden başlayarak İstanbul’a akmıştı Müslümanlar. Eyüp Sultan manevî mimarlarından olmuştu fethin. Ulu rüyayı gören genç hükümdar Fatih Sultan Mehmet ve askerleri Ayasofya’nın bedelini 1453’te İstanbul’un fethi uğruna mücadele eden gazilerin emeğiyle, can veren şehitlerin kanlarıyla ödemişti.

Arif Nihat Asya, o kutlu günü, Ayasofya’da ilk namazın kılınışını yazısında şöyle anlatır: 

 “Menkıbe, Fâtih'in, Ayasofya’da Cuma namazını kıldırırken farz için üç iftitah tekbiri aldığını, cemaatin de -tekrara mâna verememekle beraber- onun gibi yaptığını söylüyor... ve namaz sonunda bunun sebebini soranlara, büyük hakanın “Kâbe’yi ancak, üçüncü tekbirde görebildim.” cevabını verdiğini ilâve ediyor.[…]

Bu menkıbe, bize, daha genç yaşında, serdar, şair idareci, âlim, mucit hükümdarın göğsünde ne derin bir iman taşıdığını gösteriyor.

Bu menkıbe, bütün müminlere, gerçek namazın, Kıble'ye yönelince, Kâbe’yi görebilenlerin namazı olduğunu -en güzel örneğiyle- öğretmek istiyor.

Bu menkıbe, asırlarca kiliselik etmiş olan Ayasofya’nın, tevhid dinine teslim olmazdan önce, kendi üçüzlü tanrı anlayışına uygun son direnmelerini dile getiriyor.

Bu menkıbede bir gelinin, duvağını açmak için âşığından ısrar bekleyen nazının da hikâyesi var.” (Asya 2013: 267)

Arif Nihat’ın dediği gibi Ayasofya bir nazlı gelindi, Türk’ün kılıç hakkıydı.

Maalesef fethin sahip çıkılamayan meyvesi oldu.

Müze yapıldığı günden beri Müslüman’ın “Kızılelma”sı olan Ayasofya’da 1977 yılından itibaren Kuran okunmaya başlanmış, 1980 yılından itibaren de Süleyman Demirel’in onayıyla Hünkâr mahfilinde namaz kılınmış, minarelerden ezan okunur olmuştu ama ne yazık ki ibadete tamamen açılamamıştı.

24 Temmuz 2020’nin cuma namazı 86 yıllık bu hasretin sona erişi oldu. 

Ayasofya tamamen ibadete açıldı.

Bizlere de bu mutlu güne tanık olmak nasip oldu. 

Hayırlı uğurlu olsun!  

Ayasofya, artık küskün yüzün bize gülsün!

***

1453’te fethin ve Fatih’in şerefi olan, Türk’ün gururu olan güzel Ayasofya, 1934’te müze yapıldığı günden beridir Müslümanların yürek sızısıydı.

Zira Ayasofya’da 1453’ten beri gürül gürül okunan Kur'an sesleri dinmiş, ezan susmuştu.

Baş koyulan muhteşem mabette temiz mi kirli olduğu bilinmeyen ayaklar dolaşmaktaydı.

Bayrak şairi Arif Nihat Asya yaşadığı dönemden ümidi kesmiş Fatih’ten medet umuyordu:

“Ma'bedinken daha dün,

Ayasofya’ndan bugün

Ne Sâlâ var, ne Ezan...

Uyan ey Fâtih, uyan!” (Asya 1990: 242)

Ayasofya, muhteşem mabet, ne yapsın bu durumda?

Arif Nihat Asya, ulu mabedin halini anlamış, acısını hissetmişti; Ayasofya’nın derdiyle dertlenir olmuştu.

Şiirinde Ayasofya’yı şöyle dile getirdi:

“Birgün, soluğum kesildi, nabzım durdu...

Bildim, ki ihânet, yüreğimden vurdu...

Ey mutlu Emîr, ey ulu Fâtih, beni sen,

Dillendirdin; torunların susturdu!” (Asya 1976: 17)

Yazık ki artık Ayasofya hüzünlüylü çünkü müzeydi.

Ayasofya küsmüştü!

Ayasofya ruhunu kaybetmişti.

“Ayasofya bir hoş,

Ayasofya bomboş!..”tu.

Arif Nihat Asya bu mübarek yapının, Ayasofya’nın müze yapılmasına tepki gösterir şiir ve yazılarında. Çünkü artık müze olan ezansız ve namazsız Ayasofya’nın bu hali yıllardır bizim acımız olurken düşmanın sevinci olmuştur:

“Canım Ayasofya'nın resmini minaresiz

Çıkarmışlar, gördüm, bir Rumca dergide Rum’lar...

Kızmaya hakkınız yok ezan sesi olmayan

Camide minarenin, kim demiş lüzumu var?” (Asya 2005: 29)

Ayasofya, 86 yıldır yaralı gönüllerin  “Mehlika Sultanı”ydı.

 Müslümanlar üzgündü ama ümitsiz değildi.

Hem bizim olan hem de bizim olmayan ilahî yapı, hayallerimizi süsledi, rüyalarımıza girdi yıllardır. Ayasofya’nın bir gün açılacağı ümidi şairlere ilham verdi, şiirlere konu oldu.

Sadece Arif Nihat Asya’nın değil Osman Yüksel Serdengeçti’nin de derdi oldu ulu mabedin müze oluşu. Serdengeçti, Ayasofya şiirinde “Gel etme, / Bizi terk etme!” diye yalvardı Ayasofya’ya ve Fatih’in emaneti Ayasofya’ya Fatih’in torunları olarak ikinci fetih için söz verdi.

Merhum Osman Yüksel Serdengeçti Ayasofya’da bugün yaşanan ruh iklimini, manevî coşkuyu, ilahî manzarayı yıllar önce bugünü görmüş gibi anlatmıştı şiirinde. Kendine nasip olmadı görmek ama Serdengeçti’nin dileği gerçek oldu. Bakın nasıl anlatmış şiirinde Ayasofya’nın açılışını Serdengeçti:

“ Bizler, Fatih'in torunları, yakında putları devirip,

Yine seni camiye çevireceğiz...

Dindaşlarımızla,

Kanlı gözyaşlarımızla,

Abdest alarak secdelere kapanacağız.

Tekbir ve tehlil sadaları boş kubbelerini yeniden dolduracak

İkinci bir fetih olacak,

Ayasofya, ikinci bir fetih..

Ezanlar bu fethin ilânını

Ozanlar destanını yazacaklar...[…]

 Bu olacak Ayasofya,

Bu muhakkak olacak...

İkinci bir fetih, yeni bir ba'sübâdelmevt...

Bugünler, belki yarın, belki yarından da yakındır. 

Ayasofya, belki yarından da yakın!..”

Serdengeçti’nin beklediği yarın artık bugündür. Ayasofya, 86 yıllık sabrın en güzel meyvesidir.

Bu cuma günü gönlümüzün bir yarası daha iyileşti, ruhumuz ışıklarla aydınlandı.

Yahya Kemal Beyatlı bir şiirinde İstanbul’un fethini 100 bin meleğin seyre geldiğinden bahsetmişti. Acaba bugün cuma vakti ibadete açılan Ayasofya’ya yaşayanlardan başka kimler gelecektir?

Kim bilir?

Gerisini siz hayal edin.

 

Kaynaklar:

Asya, Arif Nihat (2013).  Top Sesleri. İst.: Ötüken Yay.

Asya, Arif Nihat (2005). Ses ve Toprak. İst.: Ötüken Yay.

Asya, Arif Nihat (1976). Rubaiyat-ı Arif II. İst.: Ötüken Yay.

Asya, Arif Nihat (1990). Dualar ve Âminler, İst.: Ötüken Yay.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.